.:. Zile için | Zileweb.Com ... 2008-2017 .:.

     
Üye Ol veya Giriş Yap

Kullanıcı:
Şifre:
Hatırla: 
Üye Ol:Şifremi Unuttum


 
  • Ana Sayfa
  • Zile Dökümanlar
  • Forumlar
  • Haberler
  • Resimler
  • Videolar
  • Oyunlar
  • Zile Firma Rehberi
  • Zile Linkler
  • Z.Defter
  • Sitede Ara
  • - Bu Sayfa 0,16 Saniyede Yüklendi

     » Ana Bağlantılar
  • Ana Sayfa
  • Top List
  • Forumlar
  • Sitede Ara
  • Dosyalar
  • Dökümanlar
  • Resimler
  • Hakkımızda
  • Haberler
  • Dost Siteler
  • Videolar
  • Üyelerimiz
  • Oyunlar
  • Tavsiye Et
  • Radyo Dinle
  • Facebook
  • İletişim
  • Z.Defteri

  •  » Diger Bağlantılar
  • Zile Videoları
  • Zile Okul Videoları
  • Zile Yerel Seçim Videoları
  • Zile ve Yöresi Oyun Havaları
  • Zile Köy Videoları
  • Zile Kırk Hatim Videoları
  • Müftü Arif Kılıç Sohbetleri
  • Sizden Gelen Videolar
  • Eski Zile Resimleri
  • Yeni Zile Resimleri
  • Eski Zile Ahalisi Resimleri
  • Yeni Zile Ahalisi Resimleri
  • Zile Kış Resimleri
  • Zile Okul Resimleri
  • Zile Kalesi Resimleri
  • Sizden Gelen Resimler
  • Zile Makaleleri
  • Zile Hakkında
  • Zile Dökümanları
  • Zile'nin Ünlüleri
  • Zile Köyleri
  • Zile Nöbetçi Eczaneler
  • Zile Telefon Rehberi
  • Zile Haritası

  •  » Istatistikler
    IP Adresiniz : 23.22.240.119
    Son Üyemiz : bargenx
    Toplam Üye : 1133
    Aktif Üyeler :
    Aktif Kişi : 47
    Aktif Üye : 0
    Bugün Tekil : 123
    Bugün Çoğul : 360
    Toplam Tekil : 861277
    Toplam Çoğul : 6053690


     » Güzel Sözler

     » Programlar/Dosyalar
      En Yeniler
      En Hitler

     » Zileweb.com Sayaç

    Yandex.Metrica




    Nurhan GİRGEÇ tarafından hazırlanan “Zile Panayırı Üzerine Halk Bilimsel Bir İnceleme” | Zile için | Zileweb.Com
     »  Nurhan GİRGEÇ tarafından hazırlanan “Zile Panayırı Üzerine Halk Bilimsel Bir İnceleme”
    Yazı Buyutu :  

    T.C.

    GAZİ ÜNİVERSİTESİ
    SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
    TÜRK HALKBİLİMİ ANA BİLİM DALI
    ZİLE PANAYIRI ÜZERİNE
    HALKBİLİMSEL BİR İNCELEME
    YÜKSEK LİSANS TEZİ

    Hazırlayan
    Nurhan GİRGEÇ

    Tez Danışmanı
    Doç. Dr. Naciye YILDIZ

    ANKARA-2008

    ONAY

    Nurhan GİRGEÇ tarafından hazırlanan “Zile Panayırı Üzerine Halk
    Bilimsel Bir İnceleme” baslıklı bu çalısma, 01.02.2008 tarihinde yapılan
    savunma sınavı sonucunda (oy birligi/oy çoklugu) ile basarılı bulunarak
    jürimiz tarafından Türk Halkbilimi Anabilim Dalında Yüksek Lisans Tezi olarak
    kabul edilmistir.

    Prof. Dr. M. Öcal OGUZ (Baskan)
    Doç. Dr. Naciye YILDIZ (Danısman)
    Yard. Doç. Dr. Mustafa SEVER

    ÖNSÖZ

    Panayır, binlerce yıldır hem dogu hem de batı kültüründe var olan,
    alısveris amacıyla kurulan, çok sayıda kisinin katılımıyla olusan ticarî bir
    faaliyettir; panayır aynı zamanda, sosyo-kültürel yapısıyla somut ve somut
    olmayan kültürel mirasın olusması ve yasatılmasını saglayan bir gelenektir.
    “Geleneksel folklor” içinde ele alınan panayırların geçirdigi degisimleri
    degerlendirdigimizde, yok olan veya yok olmaya yüz tutmus panayır
    geleneklerimizi ortaya koymus oluruz. Bu çalısma, Zile Panayırı’nın
    geleneksellesme sürecinde geçirdigi degisim ve dönüsümleri incelemek
    amacıyla hazırlanmıstır. Ancak baslangıcı çok eskilere dayanan bu panayırın
    geçmis dönemi hakkında yeterli bilgi edinilemedigi için Cumhuriyet
    dönemindeki geleneksel unsurlar irdelenmis, eldeki kısıtlı bilgilerle, daha
    önceki dönemle baglantısı kurulmaya çalısılmıstır.
    Tezin hazırlanmasında karsılasılan en önemli güçlük, Zile’de bulunan
    resmî kurum (Kaymakamlık-Belediye) arsivlerinin yetersiz olusudur. Arsivlerin
    yetersiz olusunda, arsiv bilincinin olusmaması kadar, Zile’nin geçirmis oldugu
    büyük yangınların da etkisi olmustur.
    Bugüne kadar panayır hakkında yapılan çalısmalar, panayırın ticarî
    yönünü ele almaktadır. Panayırı bagımsız olarak ele alan yeterli bir çalısma,
    halk bilimi uzmanları tarafından yapılmamıstır. Oysa panayır aynı zamanda
    üzerinde esaslı çalısma gerektiren bir halk bilimi alanıdır. Zile Panayırı
    üzerine yapılan bu çalısma, panayırın, ilerde yapılabilecek halk bilimi
    açısından degerlendirilecegi çalısmalara baslangıç niteligindedir.
    Bu tezin olusması sürecinde Zile kültürü ile ilgili internet ortamındaki
    arsivinden yararlandıgım ve çalısmam sürecinde kisisel katkılarını
    esirgemeyen Arastırmacı Ufuk Mistepe’ye; bilgi, belge, deneyimi ve
    hatıralarıyla bana destek veren Hüseyin ve Ömer Fisekçioglu, Bekir Aksoy,
    Hüseyin Baspilavcı, Bekir Altındal, Ömer Altunsoy, Mehmet Sezen, Ahmet
    Divriklioglu, Hüseyin Hoscan, ibrahim Bozdag, Hulusi Serezli, Nejla Buhan ve
    Necmettin Eryılmaz ile ismini sayamadıgım degerli Zilelilere minnettarım.
    Esi Muazzam Gürsen hanımefendiyle birlikte, beni evinde misafir eden
    ve panayır izlenimlerini benimle paylasan Zileli degerli yazar Mustafa Necati
    SEPETÇiOGLU’nu rahmetle anıyorum.
    Bilimsel bakıs açısı kazanmamda ve tez konumu belirlememde bana
    yardımcı olan degerli hocam Prof. Dr. Öcal OGUZ’a; bilgi ve görüsleriyle
    ufkumu açan hocam Doç. Dr. Nebi ÖZDEMİR’e; tezimi okuyarak görüslerini
    paylasan degerli arkadasım Aras. Gör. Selcan GÜRÇAYIR’a; desteginden
    dolayı Zile Belediye Baskanı Murat AYVALIOGLU’na tesekkür ederim.
    Çalısmam sürecinde metinlerimi titizlikle okuyarak yapıcı ve yol
    gösterici elestirileriyle tezimin sekillenmesinde büyük emegi olan degerli tez
    danısmanım Doç. Dr. Naciye YILDIZ’a tesekkürü bir borç bilirim.

    Nurhan GİRGEÇ
    Ankara/2007

    İÇİNDEKİLER

    ÖNSÖZ……………………………………………………………………………….i
    iÇiNDEKiLER………………………………………………………………………iii
    KISALTMALAR CETVELi………………………………………………………...iv

    GiRiS

    I. Arastırmanın Amacı, Konusu ve Yöntemi……………………………………. 1
    II. Arastırma Bölgesi Tokat Zile Hakkında Genel Bilgiler………………………4
    III. Panayır Hakkında Genel Bilgiler ……………………………………………..7

    I. BÖLÜM

    ZiLE PANAYIRI GELENEGiNDEKi DEGiSiMLER

    1. Zile Panayırı’nın Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri…. 14
    2. Günümüzde Panayır Öncesi Yapılan Hazırlıklar ……………...………….. 27

    2. BÖLÜM

    ZiLE PANAYIRI’NIN KÜLTÜREL AÇIDAN ÇÖZÜMLEMESi

    1. Geçmisten Günümüze Panayır Eglenceleri……………………………… 38
    2. Panayırda Olusan Alısveris Kültürü ………………………………….…… 63

    3. BÖLÜM

    ZiLE’DE PANAYIR ETKiSiYLE OLUSAN KÜLTÜREL DOKU

    1. Zile’de Panayıra Baglı Olarak Gelisen El Sanatları ve Geleneksel
    Meslekler………………………………………………………………………….. 70
    2. Zile’de Panayıra Baglı Olarak Üretilen ve Panayırla Yaygınlasıp imgelesen
    Yiyecekler ile Kıs Hazırlıklarının Panayırla Baglantısı……………………….. 76
    Sonuç……………………………………………………………………………... 81
    Kaynaklar………………………………………………………………………… 89
    Ekler………………………………………………………………………………. 97
    Özet……………………………………………………………………………… 172
    Abstract………………………………………………………………….……... 174

    Kısaltmalar Cetveli

    bkz. Bakınız
    BOA Basbakanlık Osmanlı Arsivi
    Çev. Çeviren
    DS Demokrat Safak
    DZ Demokrat Zile
    GD Genç Demokratlar
    H Hicri
    MÖ Milattan önce
    MS Milattan sonra
    vb. ve benzeri
    yy. yüzyıl
    ZP Zile Postası

    GiRiS

    1. ARASTIRMANIN AMACI, KAPSAMI VE YÖNTEMi

    Bu çalısmanın konusu, ticarî bir faaliyet olan Zile Panayırı’nın halk bilimi
    açısından degerlendirilmesidir. Bu tez, Cumhuriyet dönemi Zile Panayırı’ndaki
    halk bilimi unsurları ve bu unsurların degisim ve dönüsümlerinin
    incelenmesiyle sınırlandırılmıstır. Her ne kadar, tarih veya iktisat gibi alanların
    uzmanlık konusu olan panayırların veya Zile Panayırı’nın, tarihçesi veya
    iktisadî önemi gibi konuları incelemek tezin kapsamına girmese de, Panayır’ın
    degisim ve dönüsümlerini göstermek amacıyla bu alanlarla ilgili
    degerlendirmelerde de bulunulmustur. Çünkü “Bireyler ve topluluklar, kavimler
    ve devletler gelip geçmis fakat kültürler ve uygarlıklar sürekliliklerini
    korumuslardır -tabii degiserek-” (Güvenç 1997: 25).
    Panayırın tarihçesinin incelendigi bölümde Zile ve çevresinde kurulan
    devletlerin ve uygarlıkların panayırın degisimine etkisi kısıtlı kaynaklar
    ısıgında kısaca verilmeye çalısılacaktır; ancak bu tezin asıl amacı,
    Cumhuriyet sonrasında gerçeklesen inkılapların akabinde baslayan ve
    günümüze kadar devam eden degisimlerin Zile Panayırı üzerindeki etkisini
    degerlendirmek, aynı zamanda Zile’deki kültürel degisime panayırın katkısını
    tartısmak olacaktır. Çünkü panayır ortamında bölgede var olan geleneksel
    kültür ile dısardan gelen farklı kültürün karsılasması, kültürün degiserek
    gelismesini saglamaktadır.
    Tezin giris bölümü üç ayrı alt baslıktan olusmaktadır. Önce “Arastırmanın
    Amacı, Kapsamı ve Yöntemi” ele alınmıstır. Burada tezin amacı, sınırları
    belirlenmis, bölümler tanıtılıp kullanılan kaynaklar hakkında genel bilgiler
    verilerek arastırmanın yöntemi açıklanmıstır. ikinci alt baslık altında Zile’de
    kurulan medeniyetlerin panayır gelenegi üzerinde etkisi oldugu düsüncesiyle,
    arastırma bölgesi Zile tarihi hakkında genel bilgiler verilecektir. Üçüncü alt
    baslık altında ise, Türkiye’de yayımlanan genel kültür kaynaklarının panayır
    maddeleri ile panayır hakkında yapılan çalısmalar degerlendirilecektir.
    Tezin inceleme kısmı, üç ana bölümden olusmaktadır. Birinci bölümün
    “Zile Panayırı’nın Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri” baslıgı
    altında önce Zile Panayırı’nın kaç yıldır yapıldıgıyla ilgili farklı bilgiler ortaya
    konulacaktır. Daha sonra, kökeni Pers ve Pontus dönemlerinden itibaren
    yapılan dinî törenlere dayandırılan Zile Panayırı’nın daha sonraki dönemlerde
    geçirdigi dönüsümler ele alınacaktır. Özellikle gazetelerden yapılan tespitlerle
    panayırın Cumhuriyet dönemindeki gelisimi degerlendirilerek bugünkü
    panayır gelenegi ortaya konulacaktır. Birinci bölümün “Günümüzde Panayır
    Öncesi Yapılan Hazırlıklar” kısmında, panayır tarihinin ve süresinin tespiti,
    panayır organizasyonunda kimlerin oldugu ve organizasyonun nasıl
    planlandıgı, panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyası,
    konaklama, yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin saglanması
    gibi konular degerlendirilerek Zile Panayırı’nın geleneksellesme süreci ele
    alınacaktır.
    ikinci bölümde, Zile Panayırı’nın kültürel açıdan çözümlenmesi
    çerçevesinde panayır eglenceleri incelenecektir. Panayır eglenceleri
    içerisinde Cumhuriyet döneminde yapılan, ancak kökü eski Türk kültürüne
    dayanan geleneksel eglenceler ile genellikle Batı’dan alınan ve yeni ortaya
    çıkan eglenceler ile yerel eglenceler ele alınacaktır. Ayrıca bu bölümde
    panayırda olusan alısveris kültürü halk bilimi açısından degerlendirilecektir.
    Bu bölümdeki veriler, ilerde panayırlar üzerine yapılabilecek genel bir
    çalısmada, panayırların yapısal özelliklerinin tespitinde kullanılabilir.
    Üçüncü bölümde, Zile’de panayır etkisiyle olusan kültürel dokuyu
    tanıyabilmek için panayıra baglı olarak gelisen el sanatları ve geleneksel
    meslekler ile panayıra baglı olarak üretilen ve panayırla yaygınlasıp
    imgelesen yiyecekler ve kıs hazırlıklarının panayırla baglantısı incelenecektir.
    Zile Panayırı ile ilgili tespitler yapılırken çesitli kaynaklardan
    yararlanılmıstır. Bu kaynakların ilkini yazılı yayınlar olusturmaktadır.
    Yayınlarda genel olarak panayır, senlik, festival gibi kavramlarla birlikte
    Zile’nin tarihi ve Zile Panayırı hakkında yazılanlar incelenmistir. Bekir
    Altındal’ın, yayına hazırladıgı kapsamlı Zile çalısması için Osmanlı Arsivi’nden
    aldıgı panayırla ilgili üç belge de degerlendirilmistir. Yazılı kaynaklar
    içerisinde, 1954 yılından itibaren Zile’de çıkan süreli yayınlar taranmıstır.
    Süreli yayınlar taranırken Zile Panayırı gelenegini olusturan ortaklıklar ve
    dönüsümleri olusturan farklılıklar tespit edilmeye çalısılmıstır.
    Cumhuriyet dönemi Zile Panayırı’nın degisim dinamigi incelenirken esas
    alınan bir diger kaynak görsel malzemelerdir. Görsel malzemelerin önemli bir
    bölümünü fotograflar olusturmaktadır. Zile Panayırı ile ilgili elde edilebilen az
    sayıdaki afis ve davetiyelerden de yararlanılmıstır. Bu malzemeler Zile
    Belediyesi arsivi, 1960’lı yıllarda faaliyet gösteren Zile Turizm Dernegi’nin
    Baskanı Mehmet Sezen’in kisisel arsivi, Arastırmacı Ufuk Mistepe’nin nternet
    ortamında olusturdugu sitesindeki fotograf arsivi ile diger kisisel arsivlerden
    elde edilmistir. 1968 yılında Mehmet Sezen, 16mm’lik kamera ile bütün
    merasimin filmini çekmistir (ZP 23 Ekim 1968). Elimizde bulunan bu çekim,
    Zile Panayırı’nın ilk kamera kaydı olma özelligini tasımaktadır.
    Bu çalısmada Zile Panayırı konulu, yayımlanmıs veya yayımlanmamıs
    edebî eserlerden de yararlanılmıstır. Edebiyat, estetik kaygıları olan bir sanat
    dalı olmakla birlikte, sosyal yasamın aynasını teskil eder. Zile Panayırı için
    yazılmıs siirleri ve bir hikâyeyi degerlendirirken, bu edebî eserlerin sanat
    yönünü incelemek çalısmamızın amacı olmamıstır. Bu eserlerden yola
    çıkarak halkın panayıra bakısı, sosyal bir olgu olarak panayır, panayırın
    olusturdugu kültürel yapı ortaya konmak istenmistir. Baslangıçta ayrı bir
    bölüm olarak ele alınması düsünülen bu eserlerin, içerikleri diger bölümlerle
    aynı oldugu için, ekler kısmında verilmesi uygun görülmüstür.
    Bu tezde faydalanılan malzemelerin önemli bir kısmını da kaynak
    kisilerden edinilen bilgiler olusturmaktadır. Bu kisilerin panayırı nasıl
    algıladıkları ve nasıl hatırladıkları, seçilmis kaynak kisilerle bire bir yapılan
    görüsmelerle tespit edilmistir. Bu görüsmelerde çogunlukla yönlendirme
    yapmadan, kaynak kisilerin serbest konusmaları saglanmıstır. Panayırın
    geçirdigi degisim ve dönüsümleri belirlemek amacıyla, 2006 yılı panayırındaki
    katılımcılara, panayır ortamında anketle bazı sorular da yöneltilmistir.
    Çalısmamızda panayır içerisinde bulunan alısveris, spor, tiyatro, yemek, el
    sanatları ve geleneksel meslekler gibi folklor unsurları ayrı ayrı ele alınırken,
    bunlarla iç içe olan müzik, giyim kusam, ödül, sözel edebiyat gibi folklor
    unsurları kullanıldıkları baglam içerisinde degerlendirilmistir. Panayır
    gelenegini olusturan insanların sosyo-psikolojik davranısları da ele alınan
    bölümle iliskilendirilerek verilmistir. Panayırın degisim dinamigi incelenirken
    tespit edilen her olgunun nedenleri sorgulanmıs, gelenek içerisindeki yeri ve
    islevi ortaya konulmaya çalısılmıstır.

    II. ARASTIRMA BÖLGESi ZiLE HAKKINDA GENEL BiLGiLER

    Zile Panayırı’nın tarihî süreç içerisinde geçirdigi degisim ve dönüsümler
    kısmında ayrıca belirtilecegi gibi, dinî törenler çevresinde olusan Zile
    Panayırı, zamanla dinî niteliginden uzaklasıp farklı anlamlar kazanarak
    geleneksellesmistir. Bu geleneksellesme sürecine binlerce yıldır Zile üzerinde
    yasayan medeniyetlerin etkisi ve katkısı olmustur. Bu sebeple çalısmada,
    arastırma bölgesi Zile’nin tarihi hakkında kısaca bilgi verme ihtiyacı
    hissedilmistir.
    Tarih boyunca Zile, Türklerin eline geçene kadar Hitit, Frig, Pers, Pontus,
    Roma ve Bizans kültürlerinin tesiri altında kalmıstır (Meral 1991: 17).
    Zile hakkında bilgi alınabilecek en önemli kaynaklardan biri ve en eskisi,
    Geographıka Strabon’un Antik Anadolu Cografyası adlı eseridir. Eserin
    Türkçe’ye çevirisini yapan Adnan Pekman’ın Önsöz’de verdigi bilgiye göre,
    MÖ 63-64 yıllarında Amasya kentinde dogan Strabon’un, eserini MÖ 7. yıl ile
    MS 18. yıllar arasında yazdıgı tahmin edilmektedir (Strabon 2000:XIII;XVI).
    Bu eserde Strabon, Zile’den, “Semiramis Tepesi üzerindeki, içinde
    Armenia’lıların da saygı gösterdikleri Anaitis’e ait bir tapınak bulunan tahkim
    edilmis olan Zela kenti vardır.” diye bahseder. Strabon, metnin devamında
    “eski devirlerde kralların Zela’yı bir kent olarak degil, Pers tanrılarının kutsal
    bir alanı” olarak idare ettiklerini belirtir (48). Charles Texier, Küçük Asya isimli
    eserinde, Strabon’dan çok zaman önce Zela’dan söz etmis olan Hirtius’un
    Zile’nin Semiramis tarafından kuruldugu görüsünde olmadıgını belirtir ve Zile
    hakkında tarihî ve cografî bilgiler verir (1. cilt 86; 3. cilt 163, 168-169). Strabon
    ve Texier’in Zile Panayırı hakkında verdikleri bilgiler, birinci bölümde “Zile
    Panayırı’nın Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri” kısmında
    degerlendirilecektir.
    Bu iki temel kaynaktan sonraki Zile tarihi hakkındaki bilgiler, Zile 94 Zile lk
    Yıllıgı, Yurt Ansiklopedisi’nin “Tokat” maddesi ve Arif Kılıç’ın “Zile Tarihi”nden
    özetlenerek verilecektir.
    Strabon'a göre Zile, Ninova (Asur Krallıgı'nın baskenti) melikesi Semiramis
    tarafından kurulmustur. Semiramis, MÖ 1916 yıllarında kocası Ninus'u
    zehirleyerek Asurların yönetimini ele geçirmistir. Bu hesaba göre Zile 4000
    yıllık bir tarihî geçmise sahiptir.
    Ord. Prof. Sevket Aziz Kansu ve Tahsin Özgüç, Kilisetepe’de bulunan
    kalıntılara dayanarak, Zile ve civarının Bakırçagı ile, Eti ve Frikler devrinde
    mühim bir kültür merkezi oldugunu belirtmislerdir (1941: 219).
    MÖ 548 tarihinde Anadolu, dolayısıyla Zile, Pers hakimiyeti altına girmistir.
    Persler, tarihi Kral Yolu'nu buradan geçirmislerdir. I. Darius zamanında
    Anadolu'nun en büyük eyaleti olan Kapadokya ikiye bölünmüs ve Zile,
    kuzeydeki Pontus Kapadokyası içinde yer almıstır. Persler, Zile'de kendi
    tanrıları olan Anaitis "Anahita" Anos ve Anadates'e ait bir ates tapınagı insa
    etmislerdir. Bu mabet çevresinde her yıl sonbaharda geleneksel "sakaia"
    senlikleri düzenlenmeye baslamıstır.
    Zile daha sonra, MÖ 334 tarihinde Büyük iskender'in, MÖ 323'de ise
    General Ornets’in eline geçmistir.
    Bir süre sonra, Pontusların eline geçen Zile, Roma ve Pontuslar arasında
    birkaç kez el degistirmistir. MÖ 47 yılında, Sezar ile II. Pharnake orduları
    arasında tarihin en büyük meydan muharebelerinden biri, Sezar’ın zaferiyle
    sonuçlanmıstır. Sezar bu zaferini Roma’ya tarihe geçen "Veni - Vidi - Vici"
    "Geldim - Gördüm - Yendim" sözleriyle bildirir. Bu sözü Zile kalesinde
    bulunan silindirik mermer bir tasa da yazdırır.
    Sezar'ın ölümüyle kısa bir süre tekrar Pontusların eline geçen Zile, daha
    sonra yeniden Romalılar'ın eline geçmis ve uzun yıllar Roma'nın eyalet
    merkezi olmustur.
    Zile, MS 241 yılında Sasanilerin eline geçmis, Bizans ile iran "Sasaniler"
    arasında zaman zaman kısa süreli el degistirmis, ancak 1073 yılına kadar
    uzun süre Bizanslılar'ın elinde kalmıstır.
    istanbul'u almak maksadıyla yola çıkan islam orduları Anadolu'dan
    geçerken, genelde Zile, Amasya ve Çorum yolunu izlemisler, geçici de olsa
    birçok yeri ele geçirmislerdir. Bu arada birkaç defa Müslümanların
    hâkimiyetine geçen Zile, bu orduların çekilmesi ile yeniden Bizansların eline
    geçmistir.
    1073 yılında Melik Ahmet Danisment tarafından fethedilen Zile, 1166
    yılında tekrar Bizanslıların eline geçmis, daha sonra, 1174 yılında Selçuklu, H
    704 yılında ilhanlılar, H 727’de Ernata Ogulları, H 783 (M1381) yılında Kadı
    Burhaneddin’in idaresinde kalmıs ve en son 1397 yılında Yıldırım Beyazıt
    tarafından Osmanlı Ogulları topraklarına katılmıstır. Bir dönem Zile kazası,
    haslara bölünerek, voyvodalıkla idare edilmistir (Besirli 2004:17).
    Evliya Çelebi, Zile’yi 1655-56 yıllarında arasında gezmis, kale, yirmi bir
    adet mahalle, üç bin adet toprakla örtülü ev, yetmis adet mukaddes mabed,
    yirmi üç adet hamam, hanları ve çarsısı oldugundan bahsetmistir (Evliya
    Çelebi t.y.:187).
    1872 yılında kaza merkezi olan Zile, 1855 ve 1922 yıllarında iki büyük
    yangın geçirmistir.
    Osmanlı imparatorlugu'nun eyalet yönetiminde "Eyaleti Sugra"ya baglı
    olan Zile, Sivas vilayetinin Tokat Sancagı'na baglı bir kaza merkezidir. 1923
    yılında Tokat’ın il olması ile Zile de Tokat’a baglı ilçe merkezi olmustur.

    III. PANAYIR HAKKINDA GENEL BiLGiLER

    Bu bölümde, Türkiye’de yayınlanan genel kültür kaynaklarının panayır
    maddeleri ile panayır hakkında yapılan çalısmalar hakkında kısaca bilgi
    verilecektir. Bu bilgilere geçmeden önce, tezin konusunu olusturan Zile
    Panayırı için halk arasında kullanılan “deri” kelimesiyle ilgili görüslere
    deginilecektir.
    Arif Kılıç, Zile Kültür Derneginin yayın organı Çagıltı dergisinde tefrika
    ettigi “Zile Tarihi” adlı çalısmasında, panayıra “deri” denilmesinin sebebini,
    Enaitis Mezhebi’nin dinî toplantılarını mâbedleri civarında yaptıkları için kilise
    manasına gelen deyr kelimesinin zamanla deri sekline çevrilmesi olarak
    açıklamaktadır (Kılıç 1961a: 18). Ancak kilise, manastır anlamına gelen “deyr”
    kelimesinin Arapça olusu, bu kelimenin dinî törenler için Persler ve Pontuslar
    döneminde kullanımı konusunda tereddüt olusturmaktadır.
    Mustafa Necati Sepetçioglu, “Hashastan Ekmege” baslıklı yazısında, Zile
    Panayırı için kullanılan “deri”nin “toplanma, toplanılan yer anlamında, dermek
    fiilinden” türetildigini (1999: 173) belirtir. Türkiye’de yapılan panayırlara
    baktıgımızda ispir’de de panayır karsılıgı olarak “derlemek” fiilinden türetilen
    “deri” kelimesinin kullanıldıgını görüyoruz (Kösoglu 2007:100-109). ispir
    Panayırı, dinî bir temele dayandırılmaz. Hocam Naciye Yıldız’ın Erzurum
    Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ögretim üyesi Yard. Doç. Dr. Hüseyin
    Baydemir’den ögrendigi bilgiye göre ispir’de “deri” kelimesi, toplanma
    anlamında da kullanılır. Yunanca panayır (panegyris) kelimesi de “bütün
    halkın toplanması” (Meydan Larousse 1972: 846) anlamındadır. Panayır
    karsılıgı “deri” kelimesi ayrıca Sapolyo’nun “Ankara’ da Cirit Oyunu”
    makalesinde cirit çesitlerini verirken, panayırlarda oynanan ciride “deri ciridi”
    adı verildigini belirttigi bölümde geçer (1938: 166). Bu durum, Osmanlının eski
    büyük panayırlarından olan Yapraklı Panayırı’nın yapıldıgı Ankara civarında
    da eskiden panayır karsılıgında “deri” kelimesinin kullanıldıgını gösterir.
    Dogu Türkistanlı Sekür Turan, bugün Çin sınırları içerisinde olan Dogu
    Türkistan’da, deri ve deriden yapılan esyaların satıldıgı pazarlara “teri” adı
    verildigini belirtmistir. O hâlde, Türklerin çok eskiden beri bu gibi pazarlar için
    deri/teri adını kullanmıs olması ve bu kelimeyi Orta Asya’dan Anadolu’ya
    getirmis olması mümkündür.
    Sonuç olarak, panayır karsılıgında halk arasında kullanılan “deri”
    kelimesinin kökeni konusunda, “kilise anlamındaki deyr kelimesinin degismis
    sekli; dermek kökünden toplanma, toplanılan yer ve deri ve deriden yapılan
    ürünlerin satıldıgı pazar olmak üzere üç ayrı görüs vardır. Görülüyor ki,
    kelimenin etimolojik kökeni ve anlamı hakkındaki görüsler çesitlilik
    göstermekte, henüz üzerinde uzlasılmıs bir görüs bulunmamaktadır.
    Genel kültür kaynaklarının “panayır” maddelerinde verilen bilgiler söyledir:
    Meydan Larousse’ta panayırların yapısı hakkında kısaca söyle bilgi
    verilmistir.
    Bir yerde belirli zamanlarda kurulan büyük pazar.
    Türkiye’de panayırlar eski çaglardan beri iktisadî ihtiyaçları
    karsılamada önemli bir yer tutar. Belli zamanlarda
    Anadolu’nun ve özellikle Trakya’nın birçok yerlesme
    merkezinde panayır kurulur. Bunlar ya esya veya havyan
    panayırlarıdır. Esya panayırlarında çesitli esya alısverisi
    yapılır. Hayvan panayırlarında ise sıgır, dana, at gibi tarım
    ve çekim hayvanları satılır. Panayır günlerinde bölgenin
    iktisadî hayatına bir canlılık gelir. Panayır yerlerinde ayrıca
    halkın eglenmesi için pehlivan ve deve güresleri yapılır,
    gezginci çadır tiyatroları oyunlar oynar (1972: 846).
    Büyük Larousse’ ta, panayırlar hakkında bilgi verirken islevlerini de dikkate
    alan açıklamalar yapılmıstır.
    …Eskiden ekonominin kapalı bir yapıda olması,
    ürünlerin pazarlanmasında panayırlara önemli islevler
    yüklüyordu. Bir yerlesim yerinde ve yılın belirli
    zamanlarında kurulan panayırların en yaygın olanları esya
    ve hayvan panayırlarıydı. Panayırlar, eski etkinliklerini bir
    ölçüde yitirmekle birlikte, günümüzde de kurulmakta,
    alısveris islevinin yanı sıra güres, çadır tiyatrosu, ip
    cambazlıgı gibi çesitli gösterilerin yer aldıgı eglence yeri
    islevlerini de sürdürmektedirler. Günümüzde panayırlar
    belediyeler tarafından düzenlenmektedir (1986: 9135).
    Yeni Rehber Ansiklopedisi’nde tarihteki önemli panayırlardan
    bahsedilirken panayırların bugünkü konumları hakkında degerlendirme
    yapılmıstır.
    …Eski kavimler birbirleriyle alısveris yapabilmek
    için belli yerlerde toplanırlar, getirdikleri malları degistirmek
    sûretiyle ihtiyaçlarını karsılarlardı. Kavimler, kabileler,
    panayır zamanında savas hâlinde olsalar bile barıs yapıp,
    alısveriste bulunurlardı.
    Peygamberimizden çok önceki yıllarda Mekke’ye
    dînî sebeplerle gelenler burada bulunan panayırlara
    katılırdı. Büyük kervanlarla gelen mallar, burada toplanan
    insanlara tanıtılır ve satılırdı. Eski Mısır’da da bilhassa
    mezarlara yakın panayırların kuruldugu bilinmektedir.
    Romalılar ve Yunanlılarda da panayırlar kurulur,
    halkın yaptıgı esyalar buralarda satılırdı. Olimpiyatlar böyle
    panayırların oldugu zamana rastlatılırdı.
    Panayırlar, 19. yüzyıla kadar gerek Avrupa’da,
    gerekse bizde ekonomik bir müessese olarak sürüp geldi.
    Bu asrın sonlarında ise panayırlar is adamlarının mallarının
    incelenip sipârisler yapılır duruma getirildi. Bunlardan 1894
    yılında Leipzig’de milletler arası bir hüviyette açılan panayır
    en önemlisiydi. Yirminci asrın baslarında pek çok Avrupa
    devleti örnek panayırlar kurdular. Bunlar millî karakter
    tasıdıgından devlet tarafından tesvik edilirlerdi. Zamanla bu
    panayırlar fuar ismini aldı. Bugün milletler arası olanlara ve
    büyük panayırlara fuar adı verilmektedir (1994: 169)…
    Türk Ansiklopedisi’nde, modern panayırların, Avrupa’da Orta Çag’da belirli
    tarihlerde yapılan ve bu bölge ve çagın mühim bir ekonomik müessesesi olan
    toplantılardan türedigi belirtilerek, bu dönemden 1970’li yıllara kadar olan
    panayırların gelisimi incelenmistir (1977 XXVI: 364).
    Faruk Sümer’in Anadolu’da bilinen en eski panayır olan Yabanlu Pazarı
    üzerine yaptıgı incelemede, Selçuklu Devrinde Anadolu’nun milletler arası
    ticarete açılması için yapılan çalısmalar ele alınmıs, bu kültürün eski Türk
    kültürüyle baglantısı kurulmus ve panayırda ihraç ve ithal edilen malların
    kaydı yapılmıstır (1985).
    Panayırlar hakkında en kapsamlı çalısma, Ömer Sen’in Osmanlı
    Panayırları (18.-19. Yüzyıl) adlı kitabıdır. Sen, inceledigi Osmanlı belgelerinde
    panayırların “yılda bir defa ikame olunan panayır tabir olunur pazar” olarak
    tanımlandıgını ve “merkezî otorite tarafından organizasyonu saglanan
    pazarlar” olarak degerlendirildigini belirtmektedir (1996: 11).
    Tuncer Baykara, Türkiye’nin Sosyal ve iktisâdî Tarihi (XI-XIV. Yüzyıllar)
    adlı çalısmasında, panayır karsılıgı olarak kullandıgı yıl pazarlarını, “Tasrada,
    yılda bir defa kurulan, günlerce devam eden panayır türündeki pazarlardır.”
    (2000:124) diye tanımlarken, Anadolu’da binlerce yıldır devam eden ve dinî
    bir kökene baglanan pazarlarlar için Yunanca panayır kelimesini
    kullanmaktadır:
    Yıllık Pazar gelenegi, Anadolu sahasına
    Türkistan’dan gelmistir. Çünkü genellikle senede bir defa
    uygun mevsimde Türk boyları arasına giden kervanlar,
    adeta birer yürüyen Pazar gibi idiler. Çevredeki insanlar,
    ihtiyaçlarını, senede bir defa gelen bu yürüyen pazardan
    temin ederlerdi. Ancak belirtmek gerekir ki, Anadolu
    sahasının yerli halkının, senenin belirli zamanlarında bir
    Hristiyan azizine adanmıs panayırları da vardır (2000:125).
    Muhlis Etem, Sergi ve Panayır adlı kitabında sergi ve panayırcılıgın
    iktisadî önemi ile sergi ve panayır bürolarının idare ve isletmesi hakkında bilgi
    vermistir. Bu eserinde Etem, Alman iktisat sözlügünden hareketle, genis
    anlamıyla “alıcı ve satıcıların birlestigi merkezî hareket noktası” olarak
    tanımladıgı pazarın, periyodik olmasını piyasa mefhumunun en önemli sartı
    olarak görmüs, daha sonra bu pazarların tasnifini yapmıstır. Bu tasnife göre,
    “esya ve numune panayırı” gibi isimlerle anlattıkları bugünkü fuarları
    karsılarken, “sene pazarı” adını verdigi organizasyonların bizde panayır
    olarak adlandırıldıgını belirtmistir (1931: 9).
    Senevî pazarlar, kilise merasimi hitamında yapılan
    bulusmalar ile baslamıs ve nihayet hasat sonları gibi bir
    mevsimin baslangıcı gibi fevkalâde zamanlarda, bir köy
    ahalisinin veya iki komsu köy ahalisinin muayyen bir yerde,
    ekseriyetle iki köye hudut olan bir mevkide yaptıkları
    senliklere ve bu tezahüratın icabı olarak kurulan pazarlar
    ve satıs fırsatlarıdır.
    Bu pazarlar, panayırlar köy alisine bizzat imal
    edemedikleri fakat ihtiyaçları tatmine muktazi esyadan
    (kumas ve sair sanayi mamulâtı) tedarik etme fırsatı
    bahseder (1931: 10).
    Etem’in “sene pazarı” tabiriyle çizdigi sınırların, eskiden beri yapıldıgı
    bilinen Zile Panayırı gibi panayırlar için biraz yetersiz oldugu görülmektedir.
    Ünlü tarihçi René Sedillot, Degistokustan Süpermarkete isimli kitabında
    1000-1450 yılları arasındaki döneme “Büyük Panayırlar Çagı” adını vermistir
    (2005:131-175). Bu durumu Coskun Çakır, Avrupa fuarlarının on birinci
    yüzyıldan itibaren kurulup yaygınlasmasını sehirlerin gelismesine paralel
    olarak seyreden bir süreç olarak degerlendirmistir (http:// www.os-ar.com).
    13. yüzyıl öncesinde Avrupa’da, uluslararası ticaretin en önemli
    merkezlerinin panayırlar oldugunu (1999:ll) vurgulayan Akif Erdogru da,
    “Ondokuzuncu Yüzyılda Osmanlı mparatorlugunda Hafta Pazarları ve
    Panayırlar” adlı çalısmasında, 13. yüzyıl öncesinde Avrupa’da faaliyet,
    gösteren panayır ve pazarların, özellikle on üçüncü yüzyılda, sehirlerin ve
    ticaretin gelismesinde oynadıgı isleve benzer bir etkinin, on dokuzuncu
    yüzyılda Osmanlı imparatorlugu’nda görüldügünü, merkezî hükümetlerin
    destegiyle ticaretten yararlanılarak imparatorlukta sehirlesmenin artırıldıgını
    belirtmistir (1999:19).
    Avrupa’da 1851 yılında açılan Osmanlının da katıldıgı “Londra Sergisi”
    modern ve uluslararası fuarcılıgın baslangıcı olmustur. Osmanlıda da 1863
    yılında böyle büyük bir fuar açılmıstır (http:// www.os-ar.com). Bütün dünyada
    oldugu gibi Türkiye’de de tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiste
    panayırların ticarî önemini ulusal veya uluslararası fuarlara bırakmaya
    baslaması konusunda, Bahar Akpınar’ın Millî Folklor dergisinde yayınlanan
    “Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna Geçiste Panayır-Sergi-Fuar-
    Festivalin Durumu ve Türkiye Örnegi” adlı makalesinde bilgi veilmektedir.
    Türkiye’de panayırların açılması ve izinleri hakkında, Akar Öçal’ın “Fuar,
    Sergi ve Panayır Hukuku Üzerine Bir nceleme” ve Ahmet Sezai Aydın’ın
    “Fuar-Sergi-Panayır” baslıklı makaleleri dagınık mevzuat hükümlerini bir
    araya getirmesi açısından önemlidir.
    M. Nevzat Toplamacıoglu’nun “Reklamcılık ve Panayırlar” ve Z.
    Atamgüç’ün “Sergi ve Panayırlar” adlı makaleleri, panayırları iktisadî yönden
    incelemektedir.
    Kâmil Su, “Balıkesir Panayır ve Pazarı” adlı makalesinde, mahkeme-i
    seriye sicillerindeki kayıtları vermistir. Özer Küpeli “Osmanlı Devleti’nde
    Panayır Organizasyonları ve Gönen Hacı isa Panayırının Tarihine Dair”
    baslıklı makalesinde çesitli kaynaklardaki Osmanlı dönemi panayırları
    hakkında verilen bilgileri ve Gönen Hacı isa Panayırı hakkındaki belgeleri
    degerlendirmistir.
    Bekir Basoglu’nun “Boyabat Panayırı”, Mustafa Mutlu’nun “Yapraklı
    Panayırı”, Halis Turgut Özden’in “Niksar Ayvas Panayırı”, Ali Çamlıca’nın
    “Panayır Tiyatrosu”, panayırların folklorik yönlerini de inceleyen makalelerdir.
    Nebi Özdemir, Türk Eglence Kültürü isimli çalısmasında panayırı, Türk
    halk eglenceleri içerisinde, Atila Hazar ise Rekreasyon ve Animasyon adlı
    kitabında turistik hareketler içerisinde ele almıstır Özdemir, 2005: 43-49;
    Hazar, 2003: 98).
    Görülüyor ki, panayır hakkında yapılan çalısmalar içerisinde, panayırı halk
    bilimsel açıdan inceleyen çalısmalar, sayıca oldukça azdır.

    1.BÖLÜM

    ZiLE PANAYIRI GELENEGiNDEKi DEGiSiMLER

    1. ZiLE PANAYIRI’NIN TARiHSEL SÜREÇ iÇERiSiNDEKi DEGiSiM VE
    DÖNÜSÜMLERi

    Zile Panayırı’nın baslangıcıyla ilgili net bir tarih yoktur. Cumhuriyet
    dönemi afis ve gazetelerinde panayırın ne kadar eski oldugunu vurgulamak
    için ”asırlık” kelimesi kullanılırken, ilk kez 1987 yılındaki afis ve gazetelerde
    “914. Zile Panayırı” oldugu belirtilmistir (ZP 10 Eylül 1987). Bu tarihin kaynagı
    hakkındaki bilgileri, dönemin Belediye Baskanı Nurettin Türkyılmaz tarafından
    01.08.1989 tarihli Basbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlügü Güres
    Federasyonu Baskanlıgına gönderilen yazıdan ögreniyoruz.1 Bu yazıda,
    Zile’deki güreslerin baslangıcı, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Alparslan’ın
    uç beyi olan Melik Ahmet Danisment Gazi’nin Zile’yi 1073 yılında Bizanslıların
    elinden aldıgı zaman, zaferi kutlamak üzere tertipledigi gürese
    dayandırılmıstır. Aynı yazıda, güresin o tarihten günümüze kadar Zile
    Panayırı içerisinde yapılan senlikler arasında yer aldıgı, Cumhuriyet öncesi ve
    sonrasında birçok baspehlivanın Zile Panayırı’nda güres tuttugu belirtilerek,
    916.sı yapılacak olan panayır güreslerinin geleneksel güresler içerisinde yer
    alması talep edilmistir. Talep olumlu sonuçlanmıs, Zile Panayır Güresleri
    geleneksel güresler içerisinde yer almıstır. Böylece Zile Panayır Güresleri’nin
    baslangıcı için 1073 tarihi esas alınmıstır. Zile Postası’nda bir sonraki yıl da
    “915.” oldugu belirtilmesine (ZP 1 Eylül 1988) ragmen daha sonraki yıllarda
    bu tarih konusunda karısıklıklar olmus, 2000 yılında Gündem gazetesinde
    927. (Gündem 28 Eylül 2000), Özhaber gazetesinde 931. (Özhaber 4-25
    Ekim 2000), 2003 yılında, Gündem gazetesinde 934. (Gündem 25 Eylül 2003)
    panayırın yapıldıgı yazılmıstır. Belediye tarafından 2006 yılında da 937.
    panayırın yapılacagı duyurulmustur. Bu durumda ilk panayır güreslerinin 1069
    1 Bu yazının bir kopyası Zile Belediyesi Güres ihtisas Kulübü Antrenörü ibrahim Bozdag’dan temin
    edilmistir.
    yılında yapılmıs olması gerekir ki, bu tarihte henüz Zile, Türklerin eline
    geçmemistir. Zile Panayırı güreslerinin Kırkpınar güreslerinden daha eski
    oldugunu vurgulamak için ortaya atılmıs olan bu tarihin, vesikalara
    dayanmaması, yine bu tarihin bölge halkı için deger tasımaması karmasanın
    altında yatan sebeplerdir. Panayır güresleri için tespit edilen bu tarihin
    panayırın tarihi olarak da kullanılması, Zile Panayırı’nın binlerce yıllık geçmisi
    oldugunu belirten kaynaklara da ters düsmektedir. Her yıl aynı tarihlerde
    tekrarlanması, panayırın geleneksellesmesini saglayan en önemli unsurdur;
    ancak panayırın “asırlık” oldugunun veya kaç yıldır yapıldıgının
    vurgulanmasının amacı, geleneksel olusunu katılımcılara ispat ederek ilgi
    çekmektir.
    Zile Panayırı’nın geleneksellesme sürecinde, tarihî seyir içerisinde
    geçirdigi degisim ve dönüsümleri belirlemek için kaynaklarda Zile Panayırı
    hakkında bilgi ve degerlendirmelere yer vermek gerekir.
    Zile Panayırı hakkında ilk ve en önemli bilgiyi Strabon’ un, Giris
    Bölümü’nde bahsi geçen Antik Anadolu Cografyası adlı kitabında buluyoruz.
    Emine Sökmen, “Komana Pontika ve Zela: Pontos Bölgesi’ndeki Tapınak
    Devletleri”ni inceledigi yüksek lisans tezinden2 hareketle hazırlayıp Karadeniz
    Arastırmaları Sempozyumu’nda, sundugu bildirisinde, Strabon’un eserinin
    Türkçeye çevrilmeyen XI. cildindeki bilgileri söyle özetler:
    Strabo, Zela’da gerçeklestirilen ayinlerin daha kutsal
    oldugunu ve senenin sadece bir günü geleneksel senlikler
    yapıldıgını aktarmaktadır. Yine Strabo’dan ögrendigimiz
    kadarıyla Zela’daki tapınak Kyros’un iskitleri yenmesini
    kutlamak amacıyla insa edilmistir. Ayrıca düzenlenen
    festival yine iskit yenilgisini kutlar nitelikteydi. Bu festival
    için Strabo, erkeklerin iskit kıyafetleri giyip gün boyu içerek
    çılgınca eglendikleri bir tür Bakhik festival oldugunu ve
    2 SÖKMEN Emine. Temple States’ Of Pontus: Comana Pontica and Zela, Orta Dogu Teknik
    Üniversitesi Yerlesim Arkeolojisi Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Nisan 2005.
    Sakaea olarak adlandırıldıgını söylemektedir. Aynı
    zamanda bu festival her nerede Anaitis’e adanmıs tapınak
    varsa orada kutlanıyordu. Strabo’nun anlattıklarına dayalı
    olarak bu festivalin Pers kökenli oldugunu ve Zela’daki
    Anaitis tapınagının Pers yönetimi altındayken kuruldugunu
    söylemek yanlıs olmayacaktır (Sökmen, 2006)3.
    Strabon, eserinin Türkçe’ye çevrilen bölümünde Zela’da yapılan törenler
    için “…Simdi burada yapılan kutsal ayinler daha da kutsal bir karakter tasır.
    Bütün Pontos halkı en önemli sorunlarına iliskin yeminlerini burada yapar
    (2000:48).” diyor. Bu durum Anaitis tapınagı etrafında olusan törenlerin
    Pontus döneminde de devam ettigini gösterir.
    Mahmut Risvanoglu, Dogu Asiretleri ve Emperyalizm kitabının “Milli
    Destan ve Geleneklerde Kürt’lerin Türklügü” bölümünde4, Strabon’u söyle
    yorumlamıstır:
    Zela’daki Persler, yazın Anahit tapınagında büyük
    bir dinî tören ve senliklerle kutladıkları istiklâl/ Kurtulus
    bayramlarına “Saka Bayramı” diyorlar. Bu durum
    iranlılar’ın, hile ile iskit Hükümdarı Afrasyab/ Alp-er-
    Tonga’yı öldürmelerini bir millî bayram olarak kutladıklarını
    ve “Sakalar’dan Kurtulus” günü ilân ettiklerini
    göstermektedir (1992: 173-174).
    Texier, Küçük Asya eserinde Zile’yi anlatırken, Zile’de yapılan ve
    panayırın ortaya çıkmasını saglayan Pontus ayinlerinin daha önceye dayanan
    tapınmaların bir devamı niteliginde oldugunu söyle belirtir:
    Orta Asya'nın iskitler (Sacées) kavmi, iran'a akın
    ederek iranlılar tarafından püskürtülünce, bu zaferin anısı
    olmak üzere iranlılar bir kayanın etrafına toprak yıgarak bir
    tepe hâline getirdikten sonra, onu bir duvarla da
    çevirmislerdi. Burada iki tapınak yaparak birini Tanrıça
    Anaïtis'e ve digerini iran Tanrıları olan Omanus ve
    Anandate'e armagan etmislerdir.
    3 Bildiri metni yazarın kendisinden temin edildigi için yayındaki sayfa numarası belirtilmemistir.
    4 Bilgi Ahmet Divriklioglu’ndan temin edilmistir.
    Zileliler Strabon'un zamanında, Anaïtis'in bütün
    kutsal yerlerinde ayin yapıyorlardı. Zile Kasabası ise, o
    zaman hemen hemen bütün halkı tapınagın hizmetçileri ve
    köleleri olan bir küçük sehirdi.
    Bu tarihî geleneklerden anlasıldıgına göre Anaïtis
    Dini, Keyhüsrev (Cyrus)'den önce millî bir tarzdaydı ve bu
    hükümdar buna yeni tören eklemekten baska bir sey
    yapmadı.
    Bizanslı Étienne, buna iliskin Zéla kelimesi
    konusunda söyle diyor "Burası Anaïtis'in onuruna iskitler
    (Sacées)'in tapınak kabul ettikleri yerdir. Pont krallıgında
    ikinci bir Zile daha vardır." Bu sehir, hiç süphesiz aynı
    kasabadır. Diger yazarlar, yalnız ikinciyi zikrediyorlar
    (2002: 163-164).
    Texier, aynı eserinde, “Yılda bir defa, çok büyük bir panayırı vardır.
    Ainsworth'un rivayetine göre, buraya her yıl kırk - elli bin kisi gelirmis. Bu
    panayır, Anaitis Tapınakları'nın çevresinde yapılan dinî panayırları hatırlatır
    (2002: 168).” demektedir.
    Cumhuriyet döneminde Zile ile ilgili yazılan bazı kitap ve makalelerde
    benzer bilgilerin verilmis olması, bu bilgilerin kaynaklarının da Strabon ve
    Texier’e dayanmasındandır.
    Rahmi Dönmez, Zile kitabında panayır hakkında su bilgileri verir:
    Manası (lekesiz) olan Anaitis ilâhesi eski iranlıların
    bir tanrıçasıdır. Önce bir nehir daha sonra su, bolluk ilâhesi
    olan bu tanrıça MÖ. 404 yıllarında Anadoluda birçok
    tanrılarla karısarak ve çesitli özellikler, sekiller kazanarak
    en sonunda sevgi ve ilkah tanrıçası olmustur. Pontuslular
    zamanında Zilede (o zamanlar adı Zelâ idi) bu ilâhenin en
    büyük tapınagı bulunuyor ve bu tapınagın bas papazı
    sonbahar mevsiminde büyük bir dinî törenle taç giyiyordu.
    Bu muazzam törenlere büyük bir kalabalık istirak ediyor
    dolayısile sehre parlak bir ticarî hayat yasıyordu. Halk bu
    törenlere (Deir) demekte ve bugün hâlâ Zile’de yapılan
    büyük panayır bu dinî törenlerden gelmektedir (1951: 23-
    24).
    Tokat il Yıllıgı’nda da panayır hakkında benzer bilgiler vardır.
    Zile tarihinde Omanos mabedi de mühim bir yer
    tutmaktadır. Baslangıçta dinî bir ayin seklinde olan
    toplantılar sonradan civarlardan gelen halkın da istirakile
    40-50.000 kisi olarak bu günkü Zile Panayırı’nın nüvesini
    ve belki de daha büyük ve genis ticarî faaliyetlerin yapıldıgı
    bölgesel bir toplantı merkezi halinde oldugudur (1967:
    221).
    ilber Ortaylı’nın “Karnaval, festival Batılı’nın hayatında belirli dinî günlere
    dayanır. Hristiyanlıktan çok öncesine uzanan tören ve eglencelerdir, sölenler
    ve geçitler dizisidir (2004: 115).” görüsünü destekler mahiyette, tapınak
    devleti Zela’daki dinî törenler etrafında olusan panayırlar, ilâhi dinlere geçisle
    birlikte dönüsüme ugramaya baslamıstır. “Zamanla dinî vasfı kalkıp, ticarî
    faaliyet olarak her yıl tekrarlanan ‘Deir’, daha sonra Türkler zamanında cirit, at
    yarısları ve pehlivan güresleriyle zenginlesmistir. iste, bu gün hâlen halkın
    biraz degistirerek ‘deri’ dedigi panayırın 2500 seneden fazla mazisi oldugu bir
    gerçektir (Özçaglar 1983:77).”
    Çagıltı dergisinde Zile Tarihi’ni tefrika eden Arif Kılıç, Zile Panayırı
    hakkında sunları yazar:
    Bir zamanlar kasabamız, Enaitis Mezhebi diye garip
    ve esası fuhsa dayanan bir mezhebin merkezi olmus
    insanın tenasül uzvuna tapan bu mezhep salikleri
    çogalmıstır. Senenin kasım ayının ilk gününden baslıyarak
    bir ay müddetle her taraftan kasabanın mabedini ziyarete
    gelirlerdi. Bu ziyaretler kasabamızda ticarî inkisafa sebep
    olmus ve seneler, hatta asırlarca Zile Panayırı seklinde
    devam etmistir (1961a: 8).
    Arif Kılıç’ın bu açıklamasını dayandırdıgı kaynak, aynı makalede adını ve
    yazarını vermeden bahsettigi, 14. yüzyıla ait eser olabilir.5
    5 Arif Kılıç, Zile Kültür Dernegi yayın organı Çagıltı dergisinde tefrika hâlinde yayımladıgı
    Zile Tarihi adlı çalısmasında, “kütüphane memurlugu yaptıgı dönemde kütüphaneye kaydettigi 600
    sene önce yazılan bir eseri tekrar görmek istediginde fareler tarafından yendigini ve bu eserin baska
    hiçbir kütüphanede bulunmadıgını, ancak kendisinin daha önce tercüme ettigi eserin Zile tarihi ile
    ilgili bir eser oldugunu ve yazdıgı Zile Tarihi’nde bu eserden de faydalandıgını belirtmistir. Ancak eser
    ve müellifi hakkında baska bilgi vermemistir (Kılıç, 1961a: 16).
    Zile’de yapılan ve kökeni dinî törenlere dayandırılan panayırın Türklerin
    Anadolu’ya gelislerine kadar olan dönemi hakkında elimizde yeterli ve saglıklı
    bilgiler olmadıgından bu konu üzerinde daha derinlikli degerlendirmelerde
    bulunulamamaktadır.
    Selçuklu döneminde milletler arası ticaret yolları Anadolu üzerinde
    toplanmıs, sehirler insa edilmis, böylece kültür, sanat ve iktisadî yönden güçlü
    bir devlet kurulmustur. Pek çok kaynakta, Bizans döneminde iktisadî
    bakımdan geri kalmıs olan Anadolu’nun, Selçuklu döneminde bir ticaret
    merkezi hâline getirildigi görülmektedir (Turan 1998: 49-74; Sümer 1993,9-
    14). Bu dönemde dogu-batı ve kuzey-güney arasında ticareti kolaylastırmak
    için yollar yapılmıs, bu yollara kervanların rahatça konaklayabilecekleri
    kervansaraylar, yollar üzerinde bulunan ve ticarî açıdan önemli olan sehirlere
    de hanlar insa edilmistir.
    Selçuklular döneminde sehir olmanın en büyük göstergesi ulu camilerdir.
    Zile, Ulu Camii ile Selçuklu’nun önemli sehirlerinden biridir (Altındal, 2007).
    Zile'de H 625 (1227/28) tarihinde, Alâeddin Keykubat zamanına ait bir Han
    Kitâbesi vardır - bu kitâbe kısmen kırılmıs ve yalnız 625 tarihi ile hanı yaptıran
    Muhlisuddin ismi okunmaktadır- Selçuklu Devri eseri olan hanın nerde oldugu
    belli degildir (Kılıç, 1962: 14). Selçuklu döneminde Zile’ye han yapılması,
    panayırın o yıllarda yapıldıgının ispatı olmasa da Zile’de iktisadî hayatın
    canlılıgının belirtisidir. Ancak Baykara, XVIII. Yüzyılın en namlı panayırları
    olarak bilinen Zile ve Yapraklı yıl-pazarlarının6 kökenlerinin Selçuklu devrine
    kadar gidebilecegini belirtmistir (2000: 125).
    Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giris adlı çalısmasında “Orta
    Asya’da çarsı ve pazar yerlerinin, genellikle mabet ve kervansarayların
    içlerinde bulundugu”nu ve “o dönem ‘kermen’ adı verilen bu alısveris ve
    6 Çesitli kaynaklarda yılda bir kez yapılan pazarlara yıl pazarı veya senevî pazar adı verilir.
    konaklama yerlerine Anadolu’da ilhanlılar zamanında ‘kermen-saray’
    dendigi”ni belirtmistir (1985: 307). Aynı eserde Ögel, “Ön Asya’yı bastan basa
    geçerek Avrupa’ya kadar uzanan pekyolları üzerindeki konaklar ile
    Anadolu’daki ticaret merkezleri arasında bazı benzerliklerin dogması
    sebebiyle, Türklerin Anadolu’ya gelmeleri ile Orta Asya’dan edinilen
    geleneklerin de onlarla birlikte geldigi” görüsündedir (1985: 319). Ancak
    Selçuklu, geldiginde yereldeki unsurları bozmayıp gelistirmistir (Kuban:1968).
    Bu sebeple panayırın binlerce yıldır kesintisiz devam ettigi görüsünden
    hareket edilirse, Zile’de yerel halkın yaptıgı panayırın, Selçuklu ile birlikte Orta
    Asya’daki yıllık pazar geleneginin etkisiyle dönüserek gelistigi çıkarımında
    bulunulabilir.
    H 1304-1306 tarihli Sivas Sâlnâme’sine kadar, Osmanlı döneminde
    panayırın yapıldıgına dair elimizde resmi bir kayıt yoktur. 1455 ve 1485
    yıllarına ait tahrir defterlerine göre Zile’de bir pehlivanın yasıyor olmasından
    (Simsirgil 1990: 238) o yıllarda Zile’de güreslerin yapıldıgı fikrine ulasılabilir,
    ancak “eskiden pehlivan deyimi, her türlü hüner göstericisi için kullanılır,
    güresçiye ise ‘küstigir’ denirdi (And 1970: 6)” bu sebeple kayıtlardaki pehlivan,
    bugünkü anlamıyla güresçi olmayabilir. Bu tarihlerde Zile’de bir pehlivanın
    yasıyor olması, aynı tarihlerde panayır yapıldıgına dair kesin bir kanıt degildir.
    Evliya Çelebi’nin gittigi yerlerdeki hafta pazarlarını dahi not almasına
    ragmen Zile Panayırı’ndan söz etmemesi, 17. yüzyılda panayırın
    yapılmadıgını düsündürmesine ragmen, arsivlerdeki belgeler yeterince
    incelenmeden böyle bir sonuca ulasmak dogru olmaz. Çünkü Çelebi’nin 17.
    yüzyılda Zile’de üç büyük han, sekiz yüz dükkân bulunan bir çarsı ve dört
    kapılı gelismis bir bedesten oldugunu belirtmesi (III-IV,187), bu yüzyılda da
    Zile’de canlı bir ticaret hayatının oldugunu gösterir. Panayırdan söz etmeyisi
    Zile’ye geldigi mevsimle ilgili de olabilir. Ayrıca, daha sonraki dönemde tespit
    edilen hanların sayısı da Zile’de canlı bir alısveris ortamının delilidir. 1304-
    1306 tarihli Sivas Salnamesi’nde dokuz, 1308/1890 tarihli Sivas Salnamesi
    (Kahraman, 2001:107)’nde on tane hanın kaydı vardır. Bekir Altındal, 1960’lı
    yılların Zile’sini anlatırken pek çok han oldugunu belirtmis, üç tanesinin adını
    vermistir (2000: 154).
    Hicrî 1304-1306 tarihli Sivas Sâlnâmesi’nde, “Beher sene tesrin-i sânînin
    onunda panayır kurulup bir ay kadar devam ederek 50 kurusluk ahz-ü itâ
    edilir.”7, Hicrî 1308 (1890) tarihli Sivas Sâlnâme’sinin “Zile Kazası” bölümünde
    de, “Beher sene tesrin-i sânînin onunda panayır kurulup bir ay kadar devam
    ederek bes yüz kurusluk ahz-ü itâ edilir (Kahraman 2001:107).” seklinde
    panayırın ne zaman, ne kadar süre ile yapıldıgına ve gelirine dair kayıtlar
    vardır.
    Sen, 18. Yüzyıl Osmanlı Panayırları’nı inceledigi eserinde Zile
    Panayırı’nın, Ankara-Yapraklı, Amasya, zmir-Buca, Balıkesir, Çan ve Gönen
    panayırlarıyla birlikte Osmanlı döneminde Anadolu’da kurulan ve merkezî
    otorite tarafından organize edilen, büyük ölçekli yedi ulusal panayırdan biri
    oldugunu belirtir (1996: 11).
    Osmanlı Arsivinde bulunan 1264.5.25 /1 Subat 1848, 1269.R.26/ 6 Subat
    1853, 1279.S.7/ 28 Ocak 1863 tarihli belgeler8 (bkz.1. Ek ), Zile Panayırı’nın
    padisahın himayesinde açıldıgını göstermektedir.
    1264.5.25 /1 Subat 1848 tarihli belgede özetle Zile Panayırı’na ait vergiler
    hususunda padisah emrinden söz edilmektedir (BOA. A. MKT. MHM. 4/91).
    1269.R.26/ 6 Subat 1853 tarihli belge özetle, padisahın yeniden
    açılmasına izin verdigi panayırın belirtildigi günde hiçbir olay olmadan sona
    erdigini belirten resmî bir tutanaktır ( BOA. A. MKT.MHM. 5315).
    7 Belge, Prof. Dr. Münir Atalar’dan temin edilmistir.
    8 Belgeler, Bekir Altındal’dan temin edilmistir.
    “Osmanlı belgelerinde geçen ‘küsad-ı panayır’ kelimesi, yeni ya da
    yeniden açılmasına izin verildigini gösteren resmî belge demektir (Erdogru
    1999:3).”
    1279.S.7/ 28 Ocak 1863 tarihli belgede özetle padisah himayesinde açılan
    Zile Panayırı’nın kazançlı, güvenli ve basarıyla sona ermesi sebebiyle
    tarafların padisah tarafından tesekkürle ödüllendirildigi ve bu durumun
    Takvim-i Vekayir nüshasında kayıtlara geçtigi bildirilmektedir (BOA. A.
    MKT.MHM. 254/15).
    Erdogru’nun, Zile hafta pazarının “hassı hümayun” oldugunu belirtmesine
    ragmen, Zile Panayırı’nın “hassı hümayun” olarak belirtmemesi arsiv
    belgelerinin yeterince incelenememis olmasından olabilir (1999: 11). Daha
    önce Zile tarihinde belirttigimiz gibi, Zile bir dönem haslara ayrılarak
    voyvodalıkla yönetilmisti.
    Arif Kılıç, “Zile Tarihi”nde “bugünün fuarları kadar önemli” oldugunu
    belirttigi panayırın, “Hicri 1272, Milâdî 1854 (55) yılında Zile’de çıkan büyük
    yangında birçok ticaret esyasının yanması ve pek çok kimselerin iflas etmesi
    sebebiyle eski kuvvetini kaybettigini” belirtmektedir (1961a: 18). Zileli Âsık
    Ârifi de yangını anlatan destanında, çarsı pazarın hep yandıgı ve tüccarın
    iflas ettigini belirtmistir (bkz. Öztelli, 1944:73).
    Yurt Ansiklopedisi’nde, Tokat’ın XIX. yy. sonlarına degin Anadolu’yu
    Karadeniz’e baglayan önemli yollar üzerinde bulundugundan, Anadolu’nun
    büyük gümrük merkezlerinden biri oldugu, ancak 1896’da gümrük merkezlerin
    kaldırılmasıyla Tokat ekonomisinin gerilemeye basladıgı, daha sonra çıkan
    savaslar nedeniyle de ekonominin iyice durdugu belirtilir. Bu durum dogal
    olarak Zile ekonomisini de etkilemistir.
    Siyasî, sosyal ve ekonomik olaylar, diger panayırlar gibi Zile Panayırı’nın
    da bazı yıllar eski gücünü kaybetmesine veya kesintiye ugramasına sebep
    olmustur. Ülkede yasanan siyasî gelismeler panayırları olumsuz yönde
    etkilemistir. Ancak Zile Panayırı çok eski olması, dolayısıyla yerel halkta güçlü
    bir panayır kültürünün bulunması sebebiyle bu gelismelerden birinci derecede
    etkilenen panayırlardan olmamıstır. Ahmet Apakkan, Zile Postası’ndaki
    “Panayır” baslıklı yazısında, “1960 ihtilâlinin panayırı çok fazla etkilemedigini,
    ülkedeki iktisadî durgunluga ragmen tahminlerin hilafına gerek hayvan ve
    gerekse emtia alısverisinin bir hayli canlı oldugunu” belirtmistir (ZP 3 Kasım
    1961). 1980 ihtilâlinin ardından gelen birkaç yıl panayırın çok canlı geçmedigi,
    panayır yapılsa bile güreslerin yapılmadıgı görülür. 1985’ten itibaren güresler
    tekrar yapılmaya baslanmıstır (ZP 3 Ekim 1985).
    Bölgedeki sehir ve kasabalar, bazı yıllar panayırlarını nüfus sayımı tarihine
    rastlatmak suretiyle, nüfuslarını oldugundan daha fazla göstermek
    istemislerdir. Bu sebeple bazen yakın çevredeki panayırların -Turhal Panayırı
    gibi- aynı tarihlerde düzenlendigi görülür (ZP 4 Kasım 1965).
    Turhal Seker Fabrikasının açılması, Zile’ye en yakın ilçe olan Turhal’ı
    ekonomik yönden kalkındırmıs, bu sehrin nüfusunun artmasını saglamıstır.
    Bu sebeple 1964 yılından itibaren Turhal’da da panayır düzenlenmeye
    baslanmıstır. Turhal Belediyesinin ısık parası almayıp, yer konusunda
    avantajlar saglayarak panayır esnafını Turhal’a çekmeye çalısması, bir
    rekabet ortamı yaratmıs, bu durum Zile Panayırı’na olan ilgiyi o yıllarda bir
    parça azaltmıstır (ZP 17 Eylül 1966). Ancak rekabet ortamında düzenlenmeye
    baslayan bazı yeni panayırların (Turhal, Tokat Panayırı gibi), halkta
    geçmisten gelen bir panayır kültürünün olmayısı sebebiyle gelismedigi
    görülür. Halbuki Sen, Osmanlı panayırlarının organizasyonunu anlatırken
    yakın sehirlerde aynı tarihlerde panayır açılmamasına - esnafın ulasımı,
    panayırın devamlılıgı ve verginin azalmaması açısından - dikkat edildigini
    belirtmistir (1996: 12). Bu konuda Erdogru da benzer bilgiler vermistir.
    Panayırların açılıs ve kapanıs tarihlerini, mahalli
    meclislerin kararıyla istanbul’daki merkezî hükümet
    belirtmekteydi. iki panayırın aynı tarihlerde kurulmasına,
    digerine zarar verecegi düsüncesiyle, kesinlikle izin
    verilmiyordu. Bu uygulamanın nedeni, panayırlar
    arasındaki ticarî ve sosyal bagı artırmak içindi. Böylelikle,
    en azından tacirler, bir panayırdan diger bir panayıra
    gidebilmekteydiler. Osmanlı yönetimi de onları kolaylıkla
    denetleyebilmekteydi (1999: 10).
    Amasya ve Tokat, -tren yolu Zile’den geçtigi için- iktisadî bakımdan Zile’ye
    baglı olmustur. Zile Panayırı’nın kırklı-ellili yıllardan itibaren eski gücünü
    yitirmis olmasında dogu-batı karayolu baglantısının Turhal-Tokat üzerinden
    devam etmesi de etki etmistir. Yapımı devam eden, Zile’den de geçerek
    dogu-batı baglantısını kısaltacak olan Çorum-Alaca yolunun bitirilmemesi
    sebebiyle Zile iktisadî yönden gerilemeye devam etmekte ve Zile Panayırı da
    bu gerilemeden etkilenmektedir.
    1960’lı yıllarda panayırı canlandırma gayretleri baslamıstır. Zile
    Postası’nda, 1962 yılındaki panayırın beynelmilel bir fuar hâlini aldıgı (ZP 2
    Kasım 1962) belirtilmis, ancak burada kullanılan “beynelmilel fuar” tabiri
    yalnızca çok canlı geçtigini belirtmek için kullanılmıstır. Panayırın uluslararası
    olması için baska ülkelerden de katılımın olması gerekir. O döneme ait gazete
    haberlerinde yurt dısından katılım olduguna dair herhangi bir bilgi yoktur.
    Uluslararası bir katılımın gerçeklesmesi hâlinde, bunun gazetelere haber
    olma ihtimali oldukça yüksektir.
    Cumhuriyet döneminde Zile Panayırı’nın bölge fuarına dönüsmesi
    hedeflenmistir. Panayır açılıslarında yapılan protokol konusmalarında bu
    husus özellikle vurgulanmıstır (ZP 20 Ekim 1964). Zile Turizm Dernegi
    tarafından 1965 yılında çıkarılan Panayır Gazetesi’nde Kaymakam Mustafa
    Bezirgan sunları yazmıstır:
    Zile’nin ekonomik ve ticarî faaliyetlerinin bir merkezi
    olması panayırı meydana getirmis, panayır da Zile’nin
    sembolü olmustur. Ancak bu durumun muhafazası,
    idamesi, inkisaf ve terakkisi ve panayırın tarihî önemine ve
    ekonomik ve sosyal karakterine layık olması için her yıl
    daha baska yeniliklerle ortaya çıkmak ve panayırı cazip
    hâle getirmek sarttır. Çünkü mevcut sartlar ve durumlar her
    gün degismekte ve gelismektedir. Bizler de bunlara uymak
    ve uyanık hareket etmek zorundayız. (Panayır Gazetesi 19
    Ekim 1965)
    1964 yılından itibaren birkaç yıl, yeni panayır sahası olarak düzenlenen
    genis alanda olusturulan çesitli çadırlar, prefabrik stant ve pavyonlarda, daha
    önceki yıllardan farklı olarak o dönemin çok önemli kuruluslarının genel
    müdürlükleri veya bölge temsilcilikleri satıs magazaları ve teshir reyonları
    açmıstır. 1964 yılında Turhal Seker Fabrikası, Turhal ve Civarı Pancar
    Ekiciler Kooperatifi ile Zile Ziraî Donatım Temsilciligi, Bultu Kömür Madeni
    isletmesi, Aslan Lastik Fabrikası, Massey Ferguson Sirketi (traktör sirketi),
    Kuzine Soba imalatçıları birer pavyon açmıslardır (ZP 3 Kasım 1964). Hulusi
    Serezli, resmî, yarı resmi kurumlarla birlikte Arçelik, Mobilgaz, Good Year gibi
    özel sektör kuruluslarının da panayır içinde birer satıs magazası açtıgını
    belirtmektedir (http://zileplatformu.com/page2.aspx#eskipanayır). Zile Turizm
    Dernegi, 1963 yılında, Zile’ye has ürünlerin satıldıgı bir pavyon açmıstır. Bu
    teshir ve satıs magazaları ile panayırın bölgesel fuar hâlini alması
    amaçlanmıstır.
    Basarı gazetesinde, daha sonraki yıllarda da vilâyet emri ile kumar
    mahiyetinde oynanan eglencelere izin verilmemesi sebebiyle, mahallî sanayi
    teshir ve satıs pavyonlarına agırlık verilmek istendigi fakat bu durumun
    panayırın önemli ve devamlı bir fuara dönüsmesini saglayamadıgı seklinde bir
    yorum yapılmıstır (Basarı 10 Eylül 1965). Oysaki 1975 yılında kurulan panayır
    hakkında Zile Postası’ndaki haberler, istanbul, izmir, Bursa, Antep, Kilis,
    Ankara gibi sehirlerden büyük firmaların katılmasıyla panayırın büyük bir
    pazar hâline geldigi yönündedir (ZP 17 Ekim 1975).
    1970’li yıllardan itibaren Türkiye’de yiyecek festivalleri yaygınlasmaya
    baslamıstır. 1980’li yıllar, yöresel yiyecek kökenli festivallerin, senliklerin hızla
    arttıgı yıllardır. Devlet, bu organizasyonlara, halk arasında birlik ve beraberlik
    duygusunu artırdıgı düsüncesiyle destek vermistir. Çünkü “festival; toplumsal
    uyumu gelistirmede, bireyleri topluluk ya da grupla bütünlestirmede ve
    paylasılan, tekrarlayan ve olumlu olarak tesvik eden bir performansın üyeleri
    olarak kalmalarını saglamada baslıca araçtır. Ayrıca, ortak his ve baglılıkların
    en somut ifadesidir (Smit 2006: 9).”
    Zile’de haziran ayında Kiraz Festivali yapılmasına ragmen, panayırı da
    canlandıracagı düsüncesiyle yörenin imge yiyecegi pekmez öne çıkarılarak,
    ilk kez 1983 yılında (ZP 4 Ekim 1983) panayırla birlikte Pekmez Senligi
    yapılmıs, ancak 1990 yılına kadar bir daha yapılmamıstır. Hüseyin Hoscan,
    Zile Postası’nda, 1990’da yapılan Pekmez Festivali’nin Belediye tarafından
    yeterince önemsenmedigini ve iyi organize edilmedigini belirten bir elestiri
    yazmıstır (16 Kasım 1990). Birkaç yıl daha panayırla birlikte pekmez festivali
    yapılmıs ancak devamlı olmamıstır. Pekmez Festivali, binlerce yıllık bir
    geçmisi olan panayırla birlikte yapıldıgı ve gelenekte olmadıgı için ragbet
    görmemistir.
    Zile Panayırı’nı canlandırma çalısma ve gayretlerine ragmen gazetelerde
    panayırın sönük geçtigi veya panayırın canlandırılması gerektigi gibi konular
    üzerinde durulması panayırın son elli altmıs yıl içerisinde yavas yavas
    gerilediginin göstergesidir. Bu gerileyis “sosyal ve iktisadî” gelismelere paralel
    olarak ortaya çıkmıstır.

    2. GÜNÜMÜZDE PANAYIR ÖNCESi YAPILAN HAZIRLIKLAR

    Panayırın bu tür diger organizasyonlar gibi bir hazırlık asaması vardır.
    Panayır hazırlıkları içerisinde, tarihinin ve süresinin tespiti, panayır
    organizasyonunda kimlerin oldugu ve organizasyonun nasıl planlandıgı,
    panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyası, konaklama,
    yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin saglanması gibi konuları
    ele almak, panayırın kurumsallasma süreci hakkında bize önemli ip uçları
    verecektir.
    Panayırın tarihçesi konusunda bilgi verirken belirtildigi gibi Osmanlı’da
    “16.-18. yüzyıllarda panayır organizasyonları merkezî idarece”
    yapılmaktayken (Sen, 1996: 11), 27 Ramazan 1294/1877 ve 23 Eylül 1293
    tarihli Vilâyet Belediye Kanunu’na göre panayır organizasyon islerine
    belediyelerin nezaret ettigi (Ergin, 1995: 1659) görülmektedir. Cumhuriyet
    döneminde bir süre Ticaret Bakanlıgından müsaade alınarak açılmıstır (ZP 1
    Ekim 1977; Öçal 1970; Aydın 1976). Tamamen yerel yönetimin
    organizasyonuyla kurulan panayır için artık herhangi bir üst merciden izin
    alınmamaktadır. Zile’de panayırın kurulmasına izin verme, panayır ücret ve
    aidatlarını belirleme ve tahsil etme ile diger her türlü organizasyonu yapma isi
    Belediyeye aittir.
    Belediye Encümeni, aldıgı kararla panayır tarihini ve süresini belirler.
    Panayırın yapılacagı tarihin tespitinde gelenegin önemini vurgulamak gerekir.
    Bölgenin geçimi uzun yıllar boyunca ziraata ve hayvancılıga dayalı oldugu için
    panayır tarihi halk takvimine göre belirlenir. Türkiye’de festival ve panayırlar
    halk takvimine göre genellikle meyve-sebzelerin üretildigi ilkbahar veya hasat
    mevsimi olan sonbaharda yapılır.
    Zile Panayırı için uygun görülen zaman sonbahardır. Panayır, Zileli için
    mahalli bir takvimin baslangıcıdır. Halk, her isini hasat sonrasına rastladıgı
    için panayıra göre ayarlar. Daha önceden veresiye yapılmıs olan
    alısverislerde olusan borçlar, yıllık verilen kiralar panayır döneminde ödenir.
    Dügün alısverisleri, kıslık hazırlıklar panayır döneminde yapılır. Kaynak
    kisilerden Ömer Fisekçioglu, panayırın halk için “malî bir yılbası, bir milat”
    oldugunu ve halk arasında, panayır döneminde is yogunlugunun ve maddî
    yükün arttıgını anlatmak için “Deri (panayır) geldi, her dertlerin yeri geldi.”
    denildigini aktarmıstır. Sözlü kültürde yerini bulan bu ifade, Ömer Altunsoy’un
    “Eski Panayırlar” siirinde de kullanılmıstır (bkz. 2. Ek).
    klim sartları panayır tarihinde ufak tefek degisikliklere sebep olmustur.
    Her yıl ekim ayının son haftaları ile kasım ayının ilk haftaları arasında yapılan
    ve on-on bes gün süren panayır, bu dönemin soguk ve daha yagıslı olması
    sebebiyle zamanla ekim ayının ilk haftalarına alınmıstır. Bazı seneler hava
    sartları dısında baska sebeplerle de panayırın tarihi degistirilmistir. Örnegin
    1960 yılında at vebası hastalıgı sebebiyle panayır kasım ayına alınmıstır (DS
    4 Kasım 1960).
    Cumhuriyet döneminde bazı yıllar, panayırın baslangıç tarihi, özellikle 29
    Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı da içerisine alacak sekilde planlanmıs, böylece
    bayram eglenceleri ile panayır eglenceleri bir arada yapılarak daha büyük bir
    cosku saglanmıstır.
    Belediye Encümeni panayır zamanını ve süresini tespit ettikten sonra,
    panayır komitesini olusturur. Panayır komitesinde genellikle Kaymakam,
    Belediye Baskanı, Basın ve Halkla iliskiler Müdürü, Yazı isleri Müdürü, Hesap
    isleri Müdürü, Zile Belediyesi Güres Spor Kulübü Baskanı, Belediye
    Encümeninden birkaç kisi, Zabıta Müdürü bulunur. Daha önceki yıllarda
    bazen siyasî parti liderleri, dernek temsilcileri, sehrin ileri gelen esnafı da
    komiteye dahil edilmistir. Ancak son yıllarda komite, sadece Belediye
    personelinden olusmaktadır. Panayır sonunda Belediyenin gelir miktarına
    göre bu komiteye “huzur hakkı” ödenir.
    Panayırın iyi geçmesi komitenin iyi çalısmasına baglıdır. Geçmiste bazı
    yıllar panayırın yeterli ilgiyi görememesi yerel basın tarafından elestirilmis,
    komiteye Belediye ve Kaymakamlık dısından üye alınması basarısızlılıgın
    sebebi olarak gösterilmistir (DZ 1 Kasım 1954). Bir sivil toplum örgütü olan
    Zile Turizm Derneginin, 1963 yılından itibaren birkaç yıl aktif bir sekilde
    organizasyon komitesinde yer alması ise panayırın daha canlı geçmesini
    saglamıstır.
    Belediye Encümeninin komiteyi olusturmasından sonraki çalısmaları, bu
    komite yürütür. Bu komitenin çalısma sistemi hakkında Zile Belediyesi Basın
    ve Halkla iliskiler Müdürü Necmettin Eryılmaz’dan aldıgımız bilgilere göre
    komite ilk olarak, panayırın kurulacagı yeri tespit eder. Tarihî sürecinde “deri
    yeri” diye bilinen yer, “bugünkü Zile Devlet Hastanesinin ve Muharrem Efendi
    kabristanının bulundugu yerdir (Kılıç, 1961b: 34).” Hastanenin yapımından
    sonra hemen yanında bulunan bugünkü Bahçelievler’in bulundugu mevkîe
    kurulan panayır, bu alanda yerlesimin yaygınlasması üzerine, 1955 yılında
    eski Altınyurt ilkokulunun önündeki sahaya kurulmustur (DZ 25 Ekim 1955).
    Eglence yerleri için, 1963 yılına kadar yerine Adliye Sarayı’nın yapıldıgı,
    Belediye Garajı kullanılmıstır. Erol Eroglu, Zile Postası’ndaki “Panayır
    Gelirken” baslıklı yazısında asırlar süren panayırın Zile’nin iktisadî
    hayatındaki rolünden bahsettikten sonra yetkililerin panayıra gereken önemi
    vermemesini ve “panayırın her sene göçebe gibi tarladan tarlaya tasınmasını”
    elestirmistir. Eroglu, yazısında, “1963 senesinde belediye bütçesinden
    panayır yeri için yüz bin lira ayrılarak bu parayla Çekerek yolunun sagındaki
    arazinin istimlak edildigini”; böylece “sergi yerleri, lunapark ve hipodromun
    yan yana bulunmasının ve hipodromun sair günlerde hayvan pazarı olarak
    kullanılmasının hedeflendigini”; ayrıca “köprüden panayır yerine kadar dört
    metre eninde bir kaldırım yapılmasının planlandıgını” belirtmistir (ZP 4 Ekim
    1963). Bir sonraki yıl istimlak edilen panayır mahalline yol ve elektrik
    saglanmıstır (ZP 3 Kasım 1964). Panayır, ilerleyen yıllarda, bu bölgenin de
    yerlesim alanı içinde kalması sonucu, sürekli baska yerlerde yapılmak
    zorunda kalmıstır. 1995 yılında panayır, Karga Pınarı mevkiinde bulunan mal
    pazarında (Gündem 5 Ekim 1995), 1997 yılında sehir stadyumu ile Kırkbes
    Evler arasında bulunan evlerin ortasındaki arsalar üzerinde kurulmustur
    (Gündem 2 Ekim 1997). Son yıllarda Çekerek Caddesi paralelindeki Eser
    Evler ve Zümrüt Evler gibi yerlesim alanlarının oldugu mevkîde kurulmaktadır.
    Görüldügü gibi eski ve büyük bir panayır olmasına ragmen Zile
    Panayırı’nın sabit bir panayır yeri yoktur. Bu durum, yerlesim alanının
    panayırın kuruldugu yöne dogru genislemesinden kaynaklanmaktadır.
    Panayır yerini tespit eden komite, daha sonra panayırın içinde emtia ve
    hayvan pazarları ile eglence bölümlerinin yerini ve büyüklügünü belirler. Emtia
    pazarı için komite, kendi içinde görev bölümü yapar; sergi yerleri ölçülür,
    çizimi yapılır, metre hesabıyla kiraya verilir. Özellikle sehir dısından gelen
    esnaf, aylar öncesinden Belediyeyi arayarak yerini ayırtır.
    Eglencelerin yapılacagı bölüm, lunapark isletmecisi (Eskiden panayır
    agası denilirdi.) tarafından topluca kiralanır. Eglence yerlerinin tek tek kiraya
    verilmesini lunapark isletmecisi yapar. Bu bölümün güvenlik gibi her türlü
    islerinden lunapark isletmecisi sorumludur.
    Komite, lunapark eglenceleri dısında kalan eglenceleri ve bu eglencelerin
    organizasyonunu kimin yapacagını da belirler. At yarısı, cirit ve güres gibi
    spor etkinliklerini daha önceki yıllarda Zabıta Müdürlügü organize etmistir.
    Güres organizasyonlarını 1986 yılında kurulan Belediye Güres ve Spor
    Kulübü devralmıstır. Belediye son yıllarda özel tiyatroların gösterileri, konser
    gibi sosyal etkinliklere panayır döneminde de ayrıca yer vermistir. Komite,
    gelen sanatçı, esnaf ve diger ziyaretçilerin konaklama yerlerinin belirlenmesi,
    yemek ihtiyaçlarının nerelerden karsılanacagının önceden ayarlanması, artan
    ekmek ihtiyacının karsılanması için fırınların kapasitelerinin artırılması veya
    çevre ilçelerden destek alınması gibi organizasyonlarla da ilgilenir.
    Komitenin görevleri arasında, gerekli tedbirlerin alınması için Devlet
    Hastanesi ve Emniyet Müdürlügüne bilgi yazısı göndermek de vardır.
    Güvenligin saglanması, panayır hazırlıklarının en önemli
    konularındandır. Çünkü panayır döneminde sehrin nüfusunun artması bazı
    güvenlik sorunlarını da beraber getirir. Panayırın güvenliginden Zabıta
    sorumludur. Panayır zamanında özellikle yankesicilik, dolandırıcılık, hırsızlık,
    sarhosluk gibi zabıta olaylarında artıs oldugu görülür. 1969 yılında farklı
    sehirlerden dört minibüs dolusu yankesicinin Zile’ye gelmesi, panayır
    ortamının yankesicilerin ilgisini nasıl çektigini gösterir (ZP 26 Ekim 1969).
    Güvenligin saglanması çok ciddî sıkıntı olusturur. Geçmis yıllarda güvenlik ve
    saglık kontrolleri için Tokat’tan ve çevre ilçelerden destek alınmıstır. Tellallar
    Zile sokaklarında dolasıp “Deridir deri, gelmez geri, yılan gibi akar, akrep
    gibi sokar.” diyerek halkı yankesicilere karsı uyarır. Ayrıca yerel gazetelerde
    de çesitli ilanlarla halk bu yankesicilere karsı uyarılmıstır (Basarı 20 Ekim
    1965). Çevrede panayırlar çogaldıkça ve nakil vasıtaları arttıkça panayırın
    zamanla eski degerini yitirdigi, hatta sadece yankesicilere yaradıgı düsüncesi
    tartısılmaya baslanmıs, Zile Postası “Panayır Hayırlı mıdır, Degil midir?” diye
    bir kampanya açarak halkı gazetede yazarak tartısmaya davet etmistir (ZP 8
    Kasım 1968).
    Hazırlık çalısmalarını yürüten komite, panayırın tanıtım ve reklam islerini
    de yürütür. Tanıtım ve reklam için kullanılan yöntemlerde, sözlü kültürden
    yazılı ve elektronik kültüre geçis sürecinin etkileri görülür. Sözlü kültür
    döneminde, mahalle aralarında gezen tellalların duyuruları yapması söz
    konusu iken yazılı kültür döneminde, el ilanları ve afisler ile 1950’li yıllardan
    itibaren yaygınlasan yerel gazetelerdeki ilanlar görülmektedir. Elektronik
    kültür dönemindeki tanıtımlar, gezici araçlardan yapılan hoparlörlü ilanlar ile
    hâlâ kullanılmaya devam eden Belediyenin hoparlörlü ilan servisi ile
    yapılmaya baslamıstır. Radyo ve televizyon yayınlarıyla yürütülen reklam isi
    artık internet ortamında da yapılmaktadır.
    Komite tarafından hazırlattırılarak çevre il ve ilçelere gönderilen davetiye
    ve afislerde, panayırın ne kadar eski ve köklü oldugu mutlaka vurgulanır,
    geleneksel oldugu, kaç yıldır düzenlendigi belirtilir. Belediyenin yerel gazeteye
    verdigi bir ilanda, sehrin tarihî önemi hatırlatılmıs ve panayırın ne kadar eski
    olduguna dikkat çekilmistir:
    Büyük Sezar’ın (veni-vidi-vici) geldim- gördümyendim
    diye Roma’ya yazdıgı meshur tarihî mektubun
    diyarı olan Zile’de beklediginiz (iki bin senelik mazisi olan)
    panayır her sene oldugu gibi bu sene de 20 Ekim’de
    baslıyor. Bu tarihte Zile’ de bulunup, Zile Panayırında
    bulusalım (ZP 8 Ekim 1970).
    Bir baska gazete ilanında “Kasabalar içinde Zile kasabası, pekmezler
    içinde Zile Pekmezi, panayırlar içinde Zile Panayırı görülmeye deger”
    (GD 15 Ekim 1955) seklinde sloganlarla, ön plana çıkarılan pekmez ve
    panayırın sehrin imgeleri oldugu vurgulanmıstır.
    Bu ilanlarla birlikte, gazetelerde, sehir dısından gelecekleri rahatlatacak
    açıklamalar yapılmıstır:
    Panayıra her sene muazzam bir kalabalık istirak
    ettiginden büyük bir izdiham olmakta idi. Bu sene simdiden
    izdihamı önlemek için ilgililerce tertibat alınmıs,
    vazifelenmis olan komiteler çalısmaya baslamıstır. Gelecek
    olan misafirlerin her türlü istirahatları temin edilecektir.
    Misafirlerin eglencelerini temin için birçok eglence grupları
    simdiden telgrafla yer ayırtmaktadırlar. Panayır dolayısıyla
    yapılacak at yarısları ve güreslerde bu sene fevkalade
    ikramiye dagıtılacaktır. Panayıra istirakiniz menfaatiniz
    icabıdır (GD 15 Ekim 1954).
    Belediye, 1962 yılında “Belediyenin hemsehrilerinden dilegi” baslıklı bir
    bildiri dagıtmıstır. 23 Ekim 1962 tarihli Zile Postası gazetesinden aldıgımız bu
    bildirinin metni söyledir:
    Sayın Hemsehrilerimiz
    Her seneki mutat panayırımız yine baslamak
    üzeredir.
    Panayır dolayısıyla memleketimizi ziyarete gelen
    misafirlerimizi büyük sevgi ve güler yüzle karsılamak ve
    kendilerini yattıkları otellerde, yedikleri lokantalarda,
    alısveris yaptıkları dükkânlarımızda daha uzun seneler
    tekrar edilecek panayırımıza her seferinde itimatla
    gelebilmelerini temin için çok iyi muamele etmemiz,
    otellerde yataklarınızı temiz, lokantalarda yiyecekleriniz
    sıhhi alısveris yapılan dükkanlarda daha müsaid hareket
    etmektedir.
    Belediyemiz 1962 yılı panayırının hepinize hayırlı
    isler getirmesini temenni eder.
    Memleketimizi iyi tanıtalım,
    Memleketimizi iyi tanısınlar.
    25 Eylül 1964 tarihli Zile Postası’nda yayınlanan “Panayır Münasebetiyle
    Kaymakamlıgın Halkımıza Beyanatı” baslıklı yazı ise söyledir:
    Aziz Zile’ liler;
    Tarihî ve an’anevi Zile panayırının açılmasına yirmi
    bes gün kalmıstır.
    Panayır için Belediye ve Turizm Dernegi gerekli
    hazırlıkları yapmakta ve bu yıl panayırın daha intizamlı ve
    cazip olması için gerekli faaliyeti göstermektedir.
    Asayis konusunda da gerekli tedbirler alınmaktadır.
    Ancak bu Panayırın daha güzel ve cazip geçmesinde
    sizlerin de yardımlarına ve alakalarına ihtiyaç vardır.
    Bir ev sahibi sıfatiyle panayır münasebetiyle gelecek
    olanlarla alâkadar olmanız ve yardımda bulunmanız ve
    panayırla ilgili her hususun ifasını yalınız bu iste görevli
    olanlara bırakmamanız sarttır.
    Her Zile’li elinden gelen yardımı yapar ve ilgilenirse
    panayıra gelenler daha çok memnun olacak ve panayırdan
    daha kolay faydalanmak imkânını bulacaktır.
    Bu temin edildikçe gelecek yıllar panayırlarına daha
    büyük istirakler yapılmasına ve daha çok insan gelmesine
    yol açacaktır.
    Bu da Zile ve Zile’liler için bir kazanç ve seref
    vesilesi olacagı gibi Zile’yi daha genis nispette etrafa
    tanıtmaya da yarayacaktır.
    Buna göre simdiden icap edeni yapınız. Panayır
    çalısmalarını destekleyiniz ve 19/Ekim/1964 Zile
    Panayırına bu ruh haleti içinde hazırlanınız.
    Zile Panayırı top yekûn Zile’linin eseri olacaktır.
    Bu bildiriler, halkın panayıra gereken önemi vermesi ve panayır kültürünün
    olusarak gelecek kusaklara aktarılması hususunda yönlendirici olmustur.
    Belediyenin, bazı yıllar, panayır için üzerinde Zile veya Zile Panayırı gibi
    amblemleri olan özel ambalajlı sigara, kristal seker gibi ürünler hazırlattırıp,
    bunları panayır hatırası olarak satısa sunması, reklam unsurunun giderek
    daha iyi kullanıldıgını göstermektedir.
    Tanıtım ve reklam yazılarında gelen ziyaretçilerin konaklama ve yemeiçme
    ihtiyaçlarının en iyi sekilde karsılanacagı vurgulanmıstır.
    Hanlarda, otellerde genellikle dısardan gelen esnaf ve sanatçılar kalırlar.
    Buralarda yer bulamayanların, özellikle garibanların konaklaması için
    hamamların giyinme bölümleri de açılır. Ancak çevre il, ilçe ve köylerden
    gezmeye gelenler daha çok evlerde misafir edilir. Eger uzaktan panayıra
    gelenler çok kalabalık olursa yakın köylerde de misafir agırlanır (bkz. 2. Ek).
    Panayır, halkı geleneksel etkinliklerde bulusturur, böylece bu ortak
    noktalar üzerinde birligin olusması saglanır. Grup bilinciyle hareket eden halk
    sorumlulugu da paylasır. Her türlü görev ve sorumlulugun bütün Zileliler
    tarafından karsılanması, panayıra katılımın artmasını ve devamlı olmasını
    saglayan unsurlardan biridir. Yerel gazetelerde, panayıra gelecek olan
    misafirlerin her türlü ihtiyaçlarının temin edilecegi duyurulur (GD 15 Ekim
    1954).
    Zile’de konukseverlik, gelenegin önemli unsurlarındandır. Panayır öncesi
    her evde misafirler için hazırlık yapılır. Misafirlerin yatacakları odalar,
    hayvanlarının barınacagı ahırlar önceden temizlenir, hazırlanır. Yörenin
    geleneksel mimarîsine bakıldıgında bazı eski evlerin (Kaynak kisi Selâhattin
    Zorlu’nun evi gibi.) panayır dönemi misafir agırlama gelenegine göre insa
    edildigi görülür. Alt katta evin kendi hayvanlarının ahırından ayrıca yapılmıs,
    misafirlerin hayvanlarının (1950’li yıllara kadar ulasım genellikle deve, at ve
    eseklerle yapıldıgı için) barınacagı ahır ile aileye yabancı misafirlerin
    konaklayacagı misafir odaları bulunur. Böylece gelen yabancı misafir, hane
    halkının üst katta devam eden mahrem hayatından uzak tutulur. Ancak
    akraba, hısım gibi aile yakınları üst katlarda misafir edilir. Her ev, kendi gücü
    nispetinde misafir alır, agırlar. Gelen misafirler tanıdık-tanımadık diye ayırt
    edilmeksizin yedirilir, içirilir, asla para talep edilmez. En iyi yemekler, en güzel
    yataklar misafirler için önceden hazırlanır (bkz. 2. Ek).
    Kaynak kisi Osman Demirtola, “yabancıların genellikle daha önceki
    yıllarda geldikleri eve geldiklerini, her sene geldiklerinde aynı evde kaldıkları
    için ahbaplıkların ilerledigini, arada gelmedikleri yıl olursa ev sahibinden
    sitemli sözler duyduklarını, bu sebeple çevre il, ilçe ve köylerde Zile halkının
    konukseverliginin hâlâ konusulmakta oldugunu” anlatmıstır. Misafirlerin
    yedirilip içirilip en iyi sekilde agırlanarak gönderilmesiyle halk, maddî gücünü
    ispatlamıs olur, saygınlıgı artar. Misafiri memnun göndermenin “ev sahibinin
    sanı” olacagı düsünülür.
    insanların bir araya gelerek eglenmelerinde en
    önemli problem masrafların nasıl karsılanacagıdır. Avrupa
    bu problemi herkesin kendi masrafını ödemesi seklinde
    belirlemistir. Dogu halkı ise gerek “ikram”, gerek “büyüklük”
    anlayısı altında bu sekilde ödemelerden uzak durmustur
    (Meriç, 2000:383).
    Tanzimatla birlikte batılı gibi davranmanın modernlesme olarak
    algılanmasıyla birlikte batı modeliyle degisime ugrayan birçok kültürel özellik
    gibi agırlama-ikramlama da degisime ugramıstır. Yeni nesillerin is, tahsil gibi
    sebeplerle baska sehirlere göçü sonucu kültürün nesilden nesile
    aktarılamayısı ve modern kentlesme anlayısıyla geleneksel mimariyle
    yapılmıs evlerden tasınılıp tek tip apartman dairelerinde yasanmaya
    baslanması, küresellesme sonucu kaybedilen birçok kültürel özellik gibi
    konukseverligi de erozyona ugratmıstır. Artık Zile’de de panayır zamanında
    tanımadıgı insanı evinde yedirme yatırma gibi bir gelenek kalmamıstır, ancak
    es, dost ve akrabaya gösterilen misafirperverlik henüz dönüsüme
    ugramamıstır. 2006 panayırında gözlem ve inceleme yapmak için Zile’ye
    gittigimizde, es, dost ve akrabaların özellikle Hüseyin Fisekçioglu, Hasan
    Özerol ve Hüseyin Baspilavcı’nın evinde misafir edilip, agırlanısımız bu
    gelenegin hâlâ yasatıldıgını göstermektedir.
    Karayollarının ve ulasım araçlarının çogalması ve gelismesi panayıra
    gelen bazı ziyaretçilerin konaklamadan dönmelerine yol açmıstır.
    Panayırın açılısı da geleneksellesme sürecinde bazı folklorik degerler
    tasır. Panayır, komitenin organize ettigi bir merasimle açılır. Açılısta bando
    veya mehter takımı, bazen her ikisi de bulunur. 1968-69 yıllarında panayır
    alanının girisine tak kurulmus ve açılıs bu taka baglanan kurdelenin
    kesilmesiyle yapılmıstır (ZP 21 Ekim1969).
    Panayır açılısları çogunlukla yörenin mülkî amiri ve belediye baskanı
    tarafından yapılmaktadır. Bazı yıllar açılısa milletvekilleri de katılmıslardır.
    Valinin açılısa katılması veya panayırı ziyaret etmesi her yıl çok önemsenmis,
    yerel gazetelerde, valinin panayıra geldigi haberi çogunlukla sür manset
    verilmis (ZP 22 Ekim 1963), valinin panayıra katılamamasının yarattıgı üzüntü
    de özellikle vurgulanmıstır (ZP 23 Ekim 1968). Bu ziyaretle merkezî yönetimin
    dikkatinin Zile üzerine çekilerek, Zile’nin tanıtımına, gelismesine bir katkı
    saglaması düsünülmüs, panayır açılısı Zile’nin sorunlarını valiye iletmek ve
    çesitli sözler almak için bir fırsat olarak degerlendirilmistir. Zile’nin çevre il ve
    ilçelerle baglantı yollarının yapılması, su vb. temel ihtiyaçlarının giderilmesi
    gibi konular, panayır vasıtasıyla sehre gelen valilere iletilmistir (ZP 18 Ekim
    1966-10 Ekim 1967). Zile Turizm Dernegi temsilcileri, özellikle sehir dısından
    gelen protokole sehrin önemli yerlerini gezdirmistir (ZP 22 Ekim 1963).
    Böylece panayır vesilesiyle binlerce yıllık geçmisi olan sehrin tarihî ve kültürel
    dokusuna da ilgi çekilmeye çalısılmıstır.
    Hakan Karakete, Padisahım Çok Yasa! Osmanlı Devletinin Son Yüz
    Yılında Merasimler kitabında “Osmanlı Devleti’nde merasimlerin iktidarın
    kendini tanıtması ve halka ulasması için kullanıldıgını” anlatır (2004: 209-
    210). Panayır, festival gibi törenler, bugün de yerel yönetimlerin kendini
    tanıtması ve gücünü ortaya koyması için birer fırsat olarak görülmektedir.
    Çünkü panayır, yerel yönetimlerin halkla bütünlesmesi, halkın da
    yöneticilerine yakınlasması için ortam yaratmaktadır. Halk unutamadıgı bazı
    panayır ve festivalleri düzenlendigi yılla degil, dönemin mahalli idare temsilcisi
    kaymakam ve yerel yönetim temsilcisi belediye baskanları ile hatırlamaktadır.
    Özellikle seçimle is basına gelen belediye baskanları için bu tür sosyo-kültürel
    organizasyonlar önemli bir propaganda malzemesidir. Bu sebeple -ülke
    bütününe hitap etmese de- yerel yönetimler için, festival, panayır gibi
    organizasyonların siyasî islevi göz ardı edilmemelidir.

    2. BÖLÜM

    ZiLE PANAYIRI’NIN KÜLTÜREL YAPISININ ÇÖZÜMLEMESi

    Panayırın geleneksel yapısını ortaya koyabilmek için, panayır bütünü
    içerisinde yer alan folklor unsurlarını incelemek gerekir. Panayır eglenceleri
    ve panayırda olusan alısveris kültürü incelenerek, panayırlar kültürel açıdan
    çözümlenebilir.

    1. GEÇMiSTEN GÜNÜMÜZE PANAYIR EGLENCELERi

    Bu bölümde, panayır eglencelerini gruplandırıp çözümlemeye geçmeden
    önce, panayır eglencelerinin islevlerini degerlendirmek uygun olacaktır.
    Eglence, neseli ve hosça vakit geçirme sürecidir. Bos zamanları
    degerlendirme etkinliklerine rekreasyon, turizme yönelik rekreasyon
    etkinliklerine de animasyon denir (Hazar 2003: 8). Panayır eglenceleri,
    belediyelerin organize ettigi kültürel rekreasyon etkinlikleridir.
    Panayır ticarî organizasyondur, eglence de panayırın önemli ticarî
    bölümlerinden biridir. Peter Burke, “halk kültürünün özellikle eglencelerin
    ticarete dönüstürülmesininitalya’da 16. yy. dan,ingiltere’de 18. yy. dan
    itibaren basladıgını” belirtir (1996: 279-280).
    Panayır organizasyonlarında eglencelere yer vermenin asıl amacı ticareti
    canlandırmaktır. Yapılan animasyonlar sayesinde panayıra sehir içinden ve
    sehir dısından gelen ziyaretçi sayısında ve bu ziyaretçilerin konaklama
    süresinde artıs olur. Böylece panayır, ticarî bir faaliyet olmakla birlikte, turizmi
    hareketlendiren önemli bir kültür kaynagı hâline gelir.

    Zile’de yasayanların ilkbaharla birlikte açık hava eglence hayatı baslar.
    Ulukavak seyri, haziran basında Kısla seyri (bugünkü kiraz festivali),
    temmuza dogru Gezir seyri, çarsamba günleri hanımların Agbaba gezileri bu
    eglenceler arasında önemli yer tutar. Panayır, kıs mevsimine girmeden önceki
    son ve en büyük eglencedir. Halkın sosyo-kültürel yapısı, yasam tarzı
    eglencelerin seklini belirler. Halk, panayır eglencelerine dinî, ahlakî
    degerlerinden dolayı daha çok pasif izleyici olarak katılırken, baharın
    gelmesiyle yapılan seyirlerde ve kutlamalardaki bazı eglencelerin bizzat
    içinde olur.
    Panayır zamanı, hasat yorgunlugundaki çiftçilerin, hayvan yetistiricilerinin
    kendilerini alısverise ve eglenceye adadıgı, üreticilikten tüketicilige geçtigi,
    harcayarak mutlu oldugu bir zaman dilimidir.
    Bu özelligiyle panayırlar, pek çok folklor unsurunu içinde barındıran
    alısveris ve eglence ortamlarıdır. Hem Zile’de yasayanlar hem de çevre il, ilçe
    ve köylerde yasayanlar için panayır, arzuyla beklenen bir dönemdir. Halkın
    tekdüze yasantısına bir canlılık getirir. Ev ziyaretleri ve kahvehaneler dısında
    ailece gidebilecegi baska eglencesi olmayan halk için, aksam panayıra gitmek
    ayrı bir heyecan yaratmaktadır. Kaynak kisilerimizden Hüseyin Baspilavcı,
    elektrigin olmadıgı veya kısıtlı verildigi kırk bes-ellili yıllarda fanuslarla
    panayıra gidildigini belirtmistir. Daha sonraki yıllarda panayır alanına saat
    22.00-23.00’e kadar elektrik verilmis, böylece panayırın aksam vakitlerinde
    daha aktif faaliyet göstermesi saglanmıstır. Son yıllarda da basta televizyon
    gibi eglence araçları olmasına ragmen aksamları panayırın daha canlı olması,
    geçmisten gelen bir alıskanlık oldugunu düsündürmektedir.
    Panayır eglencelerinin en önemli islevi rahatlamayı saglamasıdır. Metin
    And, senlikleri, “kültür düzeninin ve baskılarının kaldırılması, geçici bir süre
    için dizginlerinden bosalmıs bir enerji ve büyük bir savurganlıgın,
    basıboslugun hüküm sürdügü bir toplu yasantı” olarak degerlendirir; bunu,
    “buhar kazanındaki güvenlik süpabına benzeterek, sagaltıcı islevi” oldugunu

    belirtir (1982: 1). Zile Panayırı’ndaki eglenceler de halk için bu islevi yerine
    getiren önemli etkinliklerdendir.
    Nebi Özdemir, “Eglence Kavramı ve Hıdırellez Kutlamaları” adlı
    makalesinde Prof. Erik Barnauw’un eglencenin ticarî bir terim olusu ve
    iletisimin islevlerinden biri hâline gelisiyle ilgili sözlerine yer vermektedir.
    Colombia Üniversitesi, Dramatik Sanatlar Profesörü Erik Barnauw’un bu
    sözleri söyledir:
    Eglenceye karsı modern anlayıs ancak, sözlü
    kültürden yazılı kültüre geçisle birlikte ortaya çıkmıstır.
    Matbaanın ve kitle iletisim araçlarının (fotograf, ses kayıt,
    sinema, radyo ve televizyon) ortaya çıkmasıyla birlikte
    farklı dinleyici ve izleyici kitlelerine ulasılabildi. Bu durum
    da aynı eglence yasantılarının genis ve farklı insan grupları
    tarafından paylasılmasına olanak sagladı. Ulusal ve
    uluslararası bir dinleyici ve izleyici kitlesinin yaratılması,
    eglenceyi dünya ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri
    haline getirdi. Eglence, pazarlanabilir bir ticarî mal olarak
    kabul edilmeye baslandı. Eglence, yayın, film ve televizyon
    programı yapımı gibi diger pek çok gösterim türünü,
    popüler müzik ve sporları içine alan bagımsız ve farklı bir
    endüstri dalı hâline geldi. Artık günümüzde eglence,
    yönetilebilir bagımsız branslarıyla pazarlanan ticarî bir
    terimdir. Ayrıca eglence, iletisimin (bilgilendirici-haberler
    gibi-, egitici, ikna edici-reklam gibi- ve propagandadan
    sonraki) islevlerinden biri olarak kabul edilmeye baslandı
    (Özdemir, 1999:37-38).
    Özdemir, Barnauw’un bu tespitlerine ek olarak “bütün bu gelismelerin,
    ekonomik yetersizlikler ve kentlesmenin de etkisiyle, ülkemiz gibi degisime
    açık toplumlarda geleneksel eglence formları hızla bozulmaya veya yok
    olmaya basladıgı” degerlendirmesini yapar (1999:38).
    Geçmisten getirdigi kültürü günümüzde belli bir ölçüde hâlâ yasatan Zile
    halkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçirdigi hızlı kültür degisiminden de
    etkilenmistir. Zile Panayırı’nı sosyal ve kültürel açıdan inceledigimizde
    kültürdeki degisimin panayıra dogrudan yansıdıgını görüyoruz.

    Türk kültüründe bazı eglence unsurları geleneksellesmistir (bkz. izgi 1978;
    And 1959). Cumhuriyet dönemi panayır ortamının çalgı ve sarkılarıyla müzik,
    dans, spor, havai fisek gösterileri gibi eglence ögelerine baktıgımızda
    geleneksel olanla modern olan yan yana kullanılmıstır. Mesela altmıslı yılların
    panayır açılıslarında hem mehter müzigi hem de bando yer almaktadır. Son
    elli yılda yapılan panayırlarda bir taraftan at yarısı, güres, cambaz, orta oyunu
    gibi gelenege baglı halk sporları ve eglenceler devam ederken bir taraftan da
    modern animasyonlar organize edilmektedir.
    Panayır, halkın geçmisiyle bag kurabilmesi islevini de yerine getirir.
    Panayır eglencelerinde de gördügümüz bu hızlı degisim sonucu, 2006
    yılındaki panayırda at yarısı, güres, çadır tiyatroları gibi geleneksel
    eglencelerin olmayısı, insanlarda geçmisiyle bag kuramadıgı için hayal
    kırıklıgı yaratmakta, bu durum ise panayır geleneginin artık öldügü
    düsüncesinin olusmasına ve geçmis panayırların özlemle anılmasına sebep
    olmaktadır. Ancak gelenegi sadece geçmiste var olan unsurlarla
    degerlendirmek ve panayır geleneginin bittigini düsünmek yanlıs olur.
    Geçmisten günümüze aktarılan lunapark eglenceleri hem yaslılar hem de
    gençler için deger tasıyan ortak panayır unsurlarıdır. Gelecegin
    panayırlarında çaga uygun yeni animasyon tasarımlarının gerçeklesmesi,
    yeni bir panayır gelenegi olusturacaktır. Böylece gelenek her zamanki
    dinamizmiyle devam edecektir. Bugünün gelenegini geçmisten ve gelecekten
    kopuk olarak degerlendirmek dogru olmasa gerektir.
    Panayır eglencelerini degerlendirirken, hızlı gelisen eglence anlayısındaki
    degisimi ortaya koymak mümkün olacaktır. “Tek tip kültür”e dogru giden
    dünyada eglencelerin de giderek tek tiplesmeye baslaması, zamanla
    geleneksel eglencelerdeki çesitliligi yok etmistir.
    Zile Panayırı’nda binlerce yıldır Türk kültüründe var olan pazar ve eglence
    anlayısının etkileri görülür. Bu bölümde öncelikle, halk sporları (at yarısları,

    güres, cirit, deve güresi), geleneksel Türk tiyatrosu ve çadır tiyatrosu, âsıklık
    gelenegi gibi panayırdaki geleneksel eglenceler ele alınacaktır.
    Panayır eglencelerin önemli bir kısmını seyirlik spor karsılasmaları
    olusturur. Halk sporları, Türk eglence kültürü içerisinde önemli bir yere
    sahiptir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Osmanlılar zamanındaki senliklerde
    güres, at yarısı, cirit ve deve güreslerinin yapıldıgı çesitli kaynaklarda
    belirtilmektedir (izgi 1978: 29-31, And 1970: 5-7).
    Halk sporları, Türk dünyasında da görülür. Manas Destanı’nda at yarısı,
    güres, mızrak yarısı gibi yarısmalar, diger oyun ve eglenceler ile bu yarısların
    sonunda verilen ödüllerden bahsedilir (Yıldız 1995: 420-435).
    ister gelenekten gelsin, ister sonradan yapılmıs olsun kutlama ve
    eglencelerde mutlaka yarısma ve ödül vardır. Panayırda yapılan geleneksel
    yarısmalarda -haziran ayında yapılan Kiraz Festivali’ndeki yarısmaların
    aksine- halk bizzat yarısmanın içinde olmaz seyirci konumundadır. Sonunda
    ödül olan at yarısları ve güresler, Zile Panayırı’nın gelenekten getirdigi ve
    Cumhuriyet döneminde de uzun yıllar devam ettirdigi önemli yarısmalarıdır.
    At yarısı ve güreslere takdir edilen ikramiye ne
    kadar fazla olursa, bu yarıslara katılım o kadar artmaktadır.
    Böylece bu yarısmalar cazip hâle getirilerek misafirlerin
    ilgisi artırılmaktadır. Ödül az oldugunda önemli bas
    pehlivanlar ve at sahipleri katılmadıgı için yarısmalar sönük
    geçmekte, bu da panayıra olan ilgiyi azaltmaktadır (DZ 11
    Ekim 1954).
    Güres ve at yarıslarından elde edilen hasılat, 1965 yılında Zile Köylerini
    Kalkındırma Dernegine (ZP 5 Ekim 1965), 1967 yılında Zile Gençlik ve Spor
    Kulübüne (ZP 13 Ekim 1967), 1969 yılında imam Hatip Okulu ve Toplum
    Kalkındırma Dernegine (ZP 28 Ekim 1969) verilmistir.

    Panayırlarda yapılan geleneksel eglencelerden bazılarının artık devam
    etmedigini görüyoruz. Zile Panayırı’nda deve güresinin yapıldıgını
    görüstügümüz Asım Turgut Yesiltan hatırlamaktadır. Ancak develerle seyahat
    edildigini, deve kervanlarının geldigini pek çok kisi hatırlamasına ragmen
    deve güreslerinin diger kaynak kisiler tarafından çok iyi hatırlanmaması
    Cumhuriyet dönemi Zile Panayırı’nda deve güresinin geleneksellesmedigini
    düsündürmektedir.
    Özkan izgi, 981 tarihinde Sungimparatoru T’ai-tsung tarafından Uygurlara
    yollanan elçi Wang Yen-te’nin seyahatnamesinde, “Uygurların festival ve
    eglencelerinde atlara binerek ok attıklarını” yazdıgını belirtir (1978: 33). Cahit
    Öztelli, Geleneksel Türk Sporları seminerinde, eski bir Türk oyunu oldugunu
    belirttigi cirit oyununun, savas talimlerinden ortaya çıktıgını söyler (1976: 51).
    Cirit, Cumhuriyet döneminde uzun yıllar devam etmesine ragmen, Zile
    Panayırı’nda bugün artık yapılmayan bir ata sporudur9. Görüsülen kaynak
    kisiler panayırda cirit oynatıldıgını çok iyi hatırlamaktadırlar. 1969 yılına kadar
    panayırda cirit oynatıldıgına dair yerel gazetelerde bilgi vardır (ZP, 12 Ekim
    1969). Enver Behnan Sapolyo, Ankara’da oynanan cirit oyununun dügün
    ciridi, deri ciridi, ilkbahar ciridi diye üç çesidi oldugunu belirtir. Deri ciridi
    hakkında yazdıkları söyledir:
    Deri ciridi: Pazar yerinde ve panayırlarda oynanır.
    Köylüler pazara mallarını getirirler. Bu malları sattıktan
    sonra pazar yerinin meydanında delikanlılar ata binerek,
    meydana çıkarlar. O köyün delikanlıları ile cirit oynarlar.
    Cirit ile beraber pehlivan gürestirmek de âdettir. Buna “deri
    ciridi” derler (1938:166).
    Görülüyor ki, panayırlarda cirit oynatmak ve pehlivan güresleri yapmak,
    sadece Zile’de degil, baska bölgelerde de görülen bir gelenektir.
    9 Cirit oyununun geleneksellesme süreci ve bugünkü durumu hakkında Ertugrul Güleç’in “Geleneksel
    Atlı Ciritçilik” kitabına bakılabilir (1998).

    “Yigitlik oyunu olarak nitelenen güres, eglencelerin, dügünlerin ve
    bayramların devamlı törenlerinden biri olmustur (Güven 1988: 52).” Türklerin
    en eski ata sporu olan güresin Oguzlar, Göktürkler, Selçuklular ve Osmanlılar
    zamanında yapıldıgı birçok çalısmada ortaya konulmustur (Arslan 1984: 1-5;
    Basaran 1989: 3-7; Güven, 1992: 4-11; Öngel, 2001: 320-343). Osmanlı
    döneminde de padisahlar güresi desteklemis, hatta birçok yerde pehlivan
    tekkeleri kurdurmuslardır (Tan, 1976: 56).
    Atıf Kahraman, on dokuzuncu yüzyılın son yarısının ortalarında güres
    yarısması yapılan panayırların listesinde Zile Panayırı’nın adını da vermistir
    (1995: 162).
    Cumhuriyet döneminde de birçok il, ilçe ve köyde çesitli vesilelerle
    güresler düzenlenmektedir. Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu
    verilerine göre Türkiye’nin genelinde 1997 yılında 201, 1998 yılında 203 yaglı
    güres müsabakası düzenlenmistir. (Türkiye Geleneksel Spor Dalları
    Federasyonu 1997-1998 Faaliyet Raporu: 41-57) Zile Panayır Güresleri de bu
    liste içerisinde mevcuttur.
    Zile Panayırı’nda yapılan güreslerin, tam olarak hangi tarihte basladıgına
    dair elimizde belge yoktur. Panayır güreslerinin baslangıcı, Zile Panayırı’nın
    Tarihsel Süreç içerisindeki Degisim ve Dönüsümleri’nin incelendigi birinci
    bölümde belirttildigi gibi, Türklerin Zile’yi fethiyle birlikte askerlerin zafer
    kutlamaları amacıyla yaptıgı güreslere dayandırılmaktadır.
    Zile Panayırı’nın en önemli eglenceleri arasında görülen güreslerin
    geleneksel birçok özelligi vardır. Güreslerin geleneksel özelliklerinden birisi
    güres agası seçilmesidir. Güresler, güres agaları tarafından finanse edilir.
    Güresleri idare eden cazgır, önce güres agasını seçer. Agalık için toplanan
    gönüllüler arasından iki sekilde seçim yapılır. Cazgıra ismini söyleyen aga
    adayı ne kadar para verdigini belirtir, açık artırma usulü adayların geri
    çekilmesiyle en fazla parayı veren aga olur. Aga seçiminde bir diger yöntem

    söyledir: Saat kurulur, aga adayları ne kadar verdiklerini söylerler, saat
    çaldıgında en yüksek son fiyatı kim verdiyse agalık onda kalır. Aga orada bir
    koç kestirir ve herhangi bir kuruma (hastane, hapishane, as evi vb.) bagıslar.
    Güres agası güresin bütün masraflarını karsılar. Maddî bir kazancı yoktur.
    Agalık, gittigi her yerde, bulundugu her ortamda kisiye itibar kazandıran bir
    durumdur. Üç yıl güres agalıgı yapmıs olan Dursun Erçetin, panayıra gelen
    pehlivanları, esnafları aga olarak kendi otelinde (Murat Oteli) ücretsiz
    agırladıgını, bu isi Belediyeye faydası oldugu ve kazandırdıgı itibar için zevkle
    yaptıgını belirtmistir. Sponsor olan kisi, agalık sayesinde, kendi isminin ve
    varsa is yerinin reklamını yapmıs olur.
    Türkiye’de ilk kez bir hanımın, güres hanım agası olarak seçilmesi Zile
    Panayırı’nda gerçeklesmistir. 1996 yılında Kırkpınar güres agası Hüseyin
    Aksöz’ün esi Gülkız Aksöz, 600 milyon lira vererek güres hanım agası
    seçilmistir (Gündem 17 Ekim 1996). Bölge halkı çogunlukla kapalı, erkek
    egemen bir toplum olmasına ragmen bir hanımın güres agası olmasına
    olumlu tepkiler vermistir. Gülkız Aksöz’ün hanım aga olması Zile panayır
    güreslerine ilgiyi artırmıs, daha sonra baska bölgelerdeki güreslerde de
    hanımların aga olmasının yolunu açmıstır.

    Panayır eglencelerin bir çogu gibi güresler de yarı sözlü folklor ürünleridir.
    Güresler baslayacagı zaman cazgır önce dua eder. Bu duada pehlivanların
    piri kabul edilen Hz. Hamza ile birlikte eski tanınmıs pehlivanların adı söylenir.
    Bu dua söyledir:

    Allah Allah illallah!
    Muhammet Resulullah!
    Cümle enbiyaya salâvat!
    Pîrimiz Hazreti Hazma!
    iki pehlivan çıkmıs meydane
    Tavırları birbirinden merdane
    Bakmıyorlar ne saga ne sola
    Allah’ın aslanı onlara yardımcı ola!
    Pehlivan, pehlivan!
    Alta düstüm diye yerinme!
    Üste çıktım diye sevinme!
    Altta isen hasmın sana künde atar.
    Üstte isen kılçık var.
    Kırım’dan gelir Tatar.
    Tozu dumana katar.
    Kündeye düseyim deme pehlivan
    Hasmın manda olsan kaldırır, atar.
    Pehlivan, pehlivan!
    Engürü’de er yatır.
    Osmancık’ta Sarı satır.
    Er oglu er olan pehlivan
    Pîr askına kısbet tasır. (Sertoglu 1986: 113)
    Cazgır, güresecek pehlivanları manzum bir sekilde överek tanıtır ve güres
    meydanına çagırır. Asagıdaki sözlerle güresleri baslatır:
    Pehlivan, pehlivan!
    Yaratmıs sizi Yaradan.
    Her biriniz ayrı anadan, ayrı babadan.
    Kiminiz Rumeli, kiminiz Anadolu’dan!
    Ak koyun, kara koyun,
    Kimi ak, kimi kara.
    Ben çekiliyorum aranızdan,
    Hazreti Hazma sizleri kayıra. (Sertoglu 1986: 91)

    Bas, basaltı, orta ve deste gruplarında veya deste, büyük ayak, büyük
    orta, bas, küçük ayak, küçük orta ve basaltı olmak üzere yedi kategoride
    güresler yapılır. Her gruptan birincilere, ikincilere bazı yıllar da üçüncülere
    para ödülü verilir.
    Zile Panayırı güreslerine, isimleri ibrahim Bozdag’dan ögrenilen pek çok
    baspehlivan katılmıstır. Sivaslı Sicimoglu, Kızılcıklı Mahmut Pehlivan,
    Hasbekli Mahmut Pehlivan, Cumhuriyet’ten önceki panayır güreslerine katılan
    baspehlivanlardandır. 1930 yılından itibaren katılan baspehlivanların adları
    ise söyledir: Bandırmalı Kara Ali Acar, Ordulu Mustafa, Düzceli Çolak ismail,
    izmitli Sezai Kanmaz, Samsunlu ibrahim Karabacak, Muglalı ibrahim Güçlü,
    Balıkesirli ibrahim Gümüs, Balıkesirli Saffet Kayalı, Hataylı Recep Kılıç,
    Bandırmalı Sabri Acar, Karamürselli Ahmet Tasçı, Dünya Avrupa Olimpiyat
    Sampiyonu Mahmut Demir, Olimpiyat Sampiyonu Mustafa Dagıstanlı, Avrupa

    Sampiyonu Hasan Sevinç, Olimpiyat ikincisi Vehbi Akdag, Dünya ikincisi
    Mehmet Uzun, Dünya ikincisi Mehmet Türkkaya, Avrupa Sampiyonu Resit
    Karabacak, Olimpiyat Üçüncüsü Ayhan Taskın, Dünya ikincisi ismail Temiz,
    Avrupa ikincisi Hayri Polat, Akdeniz Oyunları Sampiyonu Halil Aras, Yünlülü
    Hamdi Pehlivan, Üçköylü Sefer Koç Pehlivan, Karabalçıklı Haydar Pehlivan,
    Kırkpınar ikincisi Abdullah Ersoy, Kırkpınar ikincisi Kadir Birlik, Kırkpınar
    ikincisi Mehmet Yılmaz Cino, Millî Güresçi Vedat Ergin.
    1997 yılında Zile Panayır Güreslerine tanınmıs güresçiler (Savas Yıldırım,
    Hamza Yerlikaya, Ayhan Taskın)le birlikte Kırkpınar bas cazgırı Sükrü
    Kayabas da katılmıstır (ZP 26 Eylül 1997).

    Güresçiler, Zile Panayırı karakucak ve yaglı güreslerinde, bütün
    geleneksel güreslerde oldugu gibi kispet giyerler. “Bugün yaglı
    güresçilerimizin giydikleri kispeti, iskit Türklerine ait bir kemikten avadanlık
    üzerine islenen güresçi figüründe görmek mümkündür.” (Basaran 1989: 3)
    Müzik, eglencelerin vazgeçilmez unsurudur. Gürese de davul zurna eslik
    eder. Davul zurna Türk kültüründe savası da hatırlatan sembollerdir. Güven,
    “cenk ve daglı havaları çalan davul zurnanın eski kahramanlık günlerini
    hatırlatarak hem pehlivana hem de seyirciye heyecan ve cosku verdigi”ni ve
    “bu güres havalarının yörelere göre farklı makamlarda oldugu”nu belirtir
    (Güven 1992: 15-16).
    Güresler önceden Zile kalesinde, daha sonra sehir stadyumunda
    yapılmıstır. Güreslerin ve at yarıslarının yapılacagı mekânlar bayraklarla
    süslenmistir.
    1980 ihtilâlinin ardından gelen birkaç yıl, panayır düzenli yapılmamıs,
    yapılan panayırlarda da güreslere yer verilmemistir. 1985’ten itibaren güresler
    tekrar yapılmaya baslanmıstır (ZP 3 Ekim 1985). Zile Belediyesi Güresihtisas
    Kulübü, Antrenör ibrahim Bozdag’ın çalısmalarıyla pek çok güresçi yetistirmis,

    yetistirmeye de devam etmektedir. Bu sayede Zile’de güres, ilgi gören bir spor
    olmaya devam etmektedir. Bu ilgi, Zile Panayır Güresleri’nin devamlılıgını
    saglamaktadır.
    Eskiden güresçiler nam almak için güresirlerdi. Bunun karsılıgında bedelini
    alırlardı. Ancak nam almak günümüzde artık yeterince para etmemekte,
    güreslerin ekonomik kazancı giderek azalmaktadır. Bu durum sonucunda Zile
    Panayırı’nda güresçilerin, kendi aralarında gayrî resmî anlasmalı güresler
    yapmaya baslaması yerel yönetimi rahatsız etmistir. Yerel yönetim, sporun
    gerektigi gibi algılanmamasının geleneksel güreslere zarar verecegi
    endisesini duymus ve 2006 yılında yapılan panayırda güreslere yer
    vermemistir. Panayır alanında yapılan bire bir görüsmelerde ve ankette,
    halkın güreslerin yapılmayısından duydugu üzüntü ve hissettigi hayal kırıklıgı
    gözlenmistir. Belli bir yasın üzerindekiler, eski panayırlardaki at yarısı ve
    güresleri hasretle aramakta, yeni nesil, at yarıslarını hatırlamadıgı için
    güreslerin mutlaka düzenlenmesini istemektedir. Zileliler için güresle panayır
    adeta özdeslesmistir. Yerel yönetimin bu konudaki hassasiyeti anlasılır
    olmasına ragmen, panayır güreslerinin halkın geçmisi ve kültürüyle bag
    kurma islevi de göz ardı edilmemelidir. Gerek yönetim gerekse halk için
    rahatsızlık veren bu durum, panayır güreslerinin bölgede yetisen güresçilerle
    devam ettirilmesiyle asılabilir.
    Zile Panayırı’nda gelenekselleserek uzun yıllar devam etmis olan bir diger
    ata sporu da at yarıslarıdır.
    Nevin Meriç, “Osmanlıda Gündelik Hayatın Degisimi”ni inceledigi
    eserinde, “at yarıslarının ilk olarak Birinci Dünya Savası’ndan önce
    istanbul’da kurulan sipahi ocagı tarafından düzenlendigini” (2000:388)
    belirtmektedir. Meriç’in, istanbul’da baslayan batılı tarzda hayata ayak
    uydurma gayretinde olan “modern” halkın izledigi, bugünkü hipodromlarda
    yapılan bahisli at yarıslarının ilkini kastetmis olması kuvvetle muhtemeldir.
    Çünkü Türkiye’nin birçok büyük ilinde bile at yarısları yapılmazken, küçük bir

    ilçe olan Zile’de 1980’li yıllara kadar yapılan at yarıslarının panayır gelenekleri
    içerisinde çok daha önceye dayanmıs olması mümkündür.
    Türkler at yetistirmeye ve binicilige önem vermislerdir (Sümer 1967:396-
    397). Ali Abbas Çınar, Divan-ı Lügati’t-Türk’te at kültürünü inceledigi
    çalısmasında, Türkler tarafından 11. yüzyılda yabanî hayvanların
    evcillestirildigini, atlı oyun ve yarısların yapıldıgını bu yarısların ödüllü
    oldugunu ve yigitlik gösterisi olarak yapıldıgını belirtmistir (1996: 209-210).
    Panayırda yapılan at yarısları ve yarıslarda verilen ödüller hakkında eski
    yarıs atı sahiplerinden Mustafa Üstünçelik (Ganioglu) kosuların, tay kosusu,
    belediye kosusu, panayır kosusu, mukavemet kosusu olmak üzere dört
    kategoride tertiplendigini; Ahmet Kacamer (Külaflar) de 1000, 1500, 3000 ve
    5000 gibi mesafelerde kosular düzenlendigini belirtmislerdir. Para ödülleri
    dısında her kosunun birincisine gümüsten yapılmıs, “Panayır Hatırası
    Madalyası” verilmistir (ZP 17 Ekim 1975).
    Altmıslı yıllarda at yarısları, simdiki sehir stadının kuzeyinde, panayırın
    yanında yapılmıs, protokol çadırları tepeye kurulmustur (Altındal 2000: 59).
    Çevre köylerden at ve esek arabası daha sonraki dönemlerde traktörlerle
    gelenler ile sehirden at yarısı izlemeye gidenler, açık havada yapılan diger
    mesire eglenceleri gibi günlük yiyecegini, içecegini yanına alıp piknik
    yapmıslar, ortam “bayram yeri” havasına dönmüstür (bkz.2. Ek).
    Müzik, güreste oldugu gibi at yarıslarında da vazgeçilmez unsurdur.
    Sepetçioglu, görüsmemizde güresteki müzik unsurunu, “yarıslara bir iki
    zurnacı ile üç dört tane davulcu eslik ederek yarıs havaları çalarlardı, atların
    süratine göre zurna ve davul esligindeki müzik de hızlanıp yavaslardı.” diye
    anlatmıstır.
    Yarıs atlarına süslü örtüler örtülerek yarıs alanına götürülmekte, kazanan
    at yine süslenerek sehrin içinde gezdirilmekte, at sahibi Zile’den ise yarıs

    alanından neseli bir kalabalık ve davul zurna veya bando esliginde evine
    getirilmektedir (bkz. 2. Ek).
    Bölgede Çopur’un atı o kadar meshurdur ki bugün bile hâlâ kullanılan bazı
    atasözü ve deyimlerin dogmasına sebep olmustur. Çopurun atının yarıs
    kazanamadıgı dönemlerde “Çopur’un atı gibi nal toplamak” deyimi ortaya
    çıkmıstır. Çok çabalamak anlamında “Çopur’un atı gibi kosmak” da
    deyimlesmistir.
    Unutulmayan meshur atlardan biri de Alceylan’dır. Sepetçioglu Alceylan’ı,
    “Çevre yerlesim alanlarının en ünlü atları yarıs için gelirdi. Alceylan adındaki
    alnı yıldız akıtmalı, dört ayagı sekili al at bütün yarısları kazanırdı, birincilerin
    birincisi olurdu. Bizim düslerimizin en alımlı süsüydü (1999:173)” diye
    anlatmıstır. Kendisiyle görüstügümüzde de Alceylan’ın öldügü için yarıslara
    gelmedigi sene herkesin üzüldügünü ilâve etmisti.
    Antep’ten izmir’e kadar en meshur yarıs atları Zile Panayırı’nda yarısmak
    için gelmislerdir. Bunun yanında Zile’de de yarıs atı besleyenler vardır. Ahmet
    Divriklioglu, Bekir Altındal ve Hüseyin Fisekçioglu’nun hatırladıgı Zile’de yarıs
    atı besleyenlerin isimleri sunlardır: Ganioglu Mustafa (Üstünçelik) Külafların
    Ahmet, Derebasızade Çopur Mahmut Efendi, Karabacagın Mustafa, Bakırcı
    Ali, Lastikçi Osman Balaban, Papaklı Rüstü Arık, Mustafa Toprak, Kepezli
    Sükrü Tasdemir, Tahsildar Kani Döker, Bıdıcıoglu’nun Ali Rıza, Hamit
    Tokuçcuoglu. Bu kisilerin bazıları sadece at beslerken bazıları seyis ve
    jokeyligini de kendisi yapmıstır.
    At kosuları, çevrede kosu atının bulunmaması sebebiyle, 1981 yılı panayır
    programına alınmamıstır (ZP 6 Ekim 1977). Büyük sehirlerde hipodromların
    açılmasıyla at yarıslarının bir ata sporu olarak görülmesinden ziyade büyük
    paraların döndügü bahisli oyunlar grubuna girmesi, böylece degerli atların
    panayıra getirilmemesi ve Zile’de de at yetistiren kimsenin kalmaması
    sebebiyle artık panayırda at yarısları düzenlenmemektedir.

    Halk sporları kadar panayırın en ilgi çeken diger geleneksel eglenceleri ise
    geleneksel Türk tiyatrosu ve çadır tiyatrosudur.
    Geleneksel tiyatro, Türk eglence kültürü içerisinde önemli yer tutan,
    kökeni çok eskiye dayanan kültür degerlerimizdendir. Özkan izgi, “Hunlar,
    Göktükler ve Uygurlar’da Geleneksel Festival ve Eglenceler”i incelerken,
    Wang Yen-te seyahatnamesini kaynak göstererek merasimlerde aktörler
    tarafından gece oynanan bir oyundan bahseder (1978: 36). Refik Ahmet
    Sevengil de Eski Türklerde Dram San’atını inceledigi eserinde, geleneksel
    tiyatronun kökenlerini eski dinî ayinlere kadar götürür (1969. 4). Ancak gerek
    Sevengil’in çalısmasında gerekse diger çalısmalarda daha çok saray
    eglenceleri ele alınmıs, halk arasında dügün, panayır gibi ortamlardaki
    eglencelerin geçmis dönemleri çok fazla incelenmemistir.
    Sepetçioglu görüsmemizde, çocukluk yıllarının (otuzlu yıllar olmalı)
    panayırlarında, o dönemin dügünlerinde de oynanan Degirmenci Oyunu gibi
    köy seyirlik oyunlarını seyrettigini aktarmıstır.
    Görüsülen kaynak kisilerden yalnızca biri panayıra Karagöz’ün de
    geldigini belirtmistir. Fisekçioglu da Panayır Destanı’nda “Karagöz’ün geldigini
    söylerler ama biz o vakitlere yetisemedik” der, ancak kahvelerde meddah
    seyrettiklerini belirtir. Çok fazla Karagöz hatırlayan olmaması ya Karagöz’ün
    sadece birkaç kez geldigini ya da orta oyunu kahramanlarının Karagöz
    kahramanlarıyla karıstırıldıgını düsündürmektedir. Çünkü Karagöz büyük
    sehirlerin saray ve konak eglencelerindendir. Gerçi, Hayrettin Altıok, “tiyatro
    kumpanyalarıyla tasraya çıktıgı vakitler, bir kahveye kurdugu perdede iki üç
    aksam Karagöz oynattıgını” (1943: 11) anlatmıstır. Görülüyor ki, Osmanlı
    Devleti’nde kent tiyatrosu olarak bilinen orta oyunu, karagöz ve meddahın
    panayır sayesinde Zile’ye de gelmis olması mümkündür.

    Geleneksel Türk Tiyatrosu, Osmanlı dönemi panayırlarından Cumhuriyet
    dönemi panayırlarına aktarılan geleneklerdendir. Cumhuriyet döneminde bilim
    ve teknolojinin hızla gelismesi geleneksel Türk tiyatrosuna, özellikle köy
    seyirlik oyunlarına olan ilgiyi azaltmıstır. Nebi Özdemir, geleneksel Türk
    tiyatrosunun 20. yüzyılda bilim ve teknoloji karsısında yok olusu veya
    günümüzdeki baglama göre yeniden yorumlanmasını inceledigi makalesinde
    bu oyunlara ilginin azalmasını söyle degerlendirir:
    Bilimsel ve teknolojik gelismeler baglamında kırsal
    bölge insanının yasam tarzı ve üretim biçimi degismistir.
    Bu durumda islevselligini yitiren ve dolayısıyla talep
    edilmeyen, basta ritüeller olmak üzere geleneksel kültürün
    çesitli unsurları ya biçim-amaç degistirmis ya da yok
    olmustur.islevini yitiren bu tür ritüeller ve ritüelistik oyunlar,
    eglence ortamlarının birer aracı olarak bir süre daha
    yasadıktan sonra, eglence araçları/ortamlarındaki
    gelismenin ve çesitlenmenin dogal sonucu olarak toplumda
    meydana gelen talep degisikliginin de etkisiyle yok
    olmuslardır (2001:126).
    Tanzimat’ın etkisiyle, geleneksel tiyatro yerini büyük sehirlerde Batı tarzı
    tiyatrolara, tasrada ise gezici çadır tiyatrolarına bırakmıstır. Hisseli istanbul,
    Büyük Tiyatro, Babus ve Semiramis Zile Panayırı’na geldigi hatırlanan gezici
    tiyatrolardır (bkz. 2c Ek). Zile Panayırı’ndaki gece eglenceleri arasında önemli
    yer tutan çadır tiyatrolarının fazlaca ragbet görmesi geleneksel Türk
    tiyatrosuna olan ilgiyi azaltmıstır, ancak bu kumpanyalarda orta oyunu ve
    meddah unsurları tamamen yok olmamıstır.

    Panayır yerine kurulan tiyatro çadırının kapısında çıgırtkanların, seyirci
    çagırmak için seslenisleri gibi sözel veya davranısa dayalı birçok folklor
    unsurunu bu çadırlarda görebiliriz (bkz. 5. Ek).

    Kooooooos vatandas kos,
    Durma yanas
    Durma yanas…
    Ayakta durma, ayaktan olursun;
    Gözle bakma, gözden olursun.
    Bir bilet al,
    içeri dal…
    Kooooooos vatandas, kos..
    Ön arka iki lira!
    Basıbozuk,asker,
    Talebe, genç,
    Kız, kadın, çoluk, çocuk, ihtiyar…
    Ön arka, iki lira…(Onur, 1966:12)

    Çadır tiyatrosunda, bir erkek ve bir kadın sanatçı karsılıklı düet yaparlar;
    kantocular sarkı söyler ve dans ederler; ana karakterin “komik” oldugu iki
    perdelik orta oyunu benzeri oyunlar oynanır. Gezici tiyatrocuların oynadıgı
    oyunlar, modern tiyatro metinleri degildir, kendi kurguladıkları farslardır,
    bunlar ramazandaki direkler arası eglenceleri andıran eglencelerdir. Ancak
    zamanla bu eglencelerde erotizm ön plana çıkmıstır.
    Türkiye’de Çadır Tiyatrosu, daha açık saçık dans gösterilerine ve kaba
    güldürülere dayanan bir çesit gezici varyete için kullanılır (Çalısırlar
    1995:137). Özdemir, çadır tiyatrolarındaki ‘aç aç’lı gösterilerin Türk halk
    eglencelerinin özellikle eril nitelik tasıyanlarının erotik boyutunu ortaya
    koydugunu, bu nedenle, erotik gösteri ya da ögelerin Türk halk eglencelerinin
    yapısal unsurlarından biri olarak kabul edilip incelenmesi gerektigini
    belirtmektedir (2005:302).
    Çadır tiyatrolarının ortamı, çalısanların ve seyircilerin davranısları ve
    psikolojileri hakkında, Ali Çamlıca’nın Panayır Tiyatrosu yazısı ve Necmi
    Onur’un 1966 yılında yayınlanan Çadır Tiyatrosu röportajı bize bilgi
    vermektedir (Çamlıca,1943; Onur,1966). Onur, çadır tiyatrosu ile modern
    sahne tiyatrosunu karsılastırdıgı bu çalısmasında “tiyatro kelimesinin
    içerisindeki “toplum faydası”, “toplumu egitme” mânasının, çadır tiyatrolarında
    tamamıyla ters yönde inkisaf ettigini; modern tiyatrolarda ögrenme ve
    ögretme oldugunu, çadır tiyatrolarında ise cinsellik ön plana çıktıgı için sanat
    degerinin bulunmadıgını” düsünmektedir (1966:77-78). Onur’un
    gözlemlerinden anlasılmaktadır ki, çadır tiyatrolarının erotizm agırlıklı

    olmasında, talebin bu sekilde olmasının etkisi vardır. Seyirci, çadır
    tiyatrosunda sergilenen sanat degeri olan herhangi bir gösteriyi bile, içinde
    bulabilecekleri erotizm için seyretmektedir.
    Çadır tiyatrolarındaki oyunlar, uzun yıllar ailece seyredilmistir. Ortaylı,
    festival ve karnavalları degerlendirirken, “bizim kentlerimizde kadınlarla
    erkeklerin belli merkezler dısında henüz beraber yasamadıgını, hukukî
    baglarla birlikte olanların günün az kısmını bir arada geçirdigini, festival ve
    karnavalın, kadının ve erkegin, hayatın her safhasını birlikte yasadıkları
    mekânlar ve zamanlara ait bir olgu oldugunu, bu sebeple festival ve
    karnavalların bizim kentlerimizde görülmedigini” belirtmistir (2004:117).
    Ortaylı’ nın belirttigi Batılı anlamdaki festival ve karnavallar bizim
    kentlerimizde henüz yaygınlasmamıstır; ancak, gelenegimizde var olan
    panayırlar, günlük hayatta çok fazla bir arada olmayan kadınla erkegi belli
    ölçülerde bir araya getirmektedir.
    Sepetçioglu, yaptıgımız görüsmede, ellili yıllara kadar çadır tiyatrosuna
    ailece gidildigini, hanımların bir tarafta, erkeklerin bir tarafta oturdugunu, belli
    bir yasa kadar olan erkek çocuklarının, ailenin kadınlarına eslik etsin diye
    hanımlar tarafına oturtuldugunu ve bu çadırlarda gayrî ahlâkî bir durumun
    olmadıgını anlatmıstır. Lunapark, at yarısı ve güreslerin yapıldıgı meydanlar
    kadın ve erkegi aynı eglence mekânında bulusturmasına ragmen ellili
    yıllardan itibaren kadınların çadır tiyatrosuna gitmesi hos karsılanmamıstır.
    Kaynak kisi Nefise Bulgurcuoglu, bir çocukluk hatırasında, “1960’lı yılarda
    izmir’den gelen bir hanım misafirin zorlaması ile sadece kadınlar olarak çadır
    tiyatrosuna gittiklerini, annesinin dansözler çıkınca çok utandıgını ve
    babasının durumu ögrendiginde kızmasından çok korktugunu, babasının
    misafire saygısızlık etmemek için çok sert tepki vermedigini ancak durumu
    ‘Zile’de çıgır açma’ olarak degerlendirdigini” anlatmıstır. Bir ara bu tiyatrolar
    gündüz bayanlar, aksam erkekler için yapılmıs, ancak daha sonra, tiyatro
    (halkın ifadesiyle tiyatoru) çadırı, kadınlar için, yanına yaklasılması yasak, içi
    merak uyandırıcı seylerle dolu bir mekân olmustur. Kadınları çadır tiyatrosuna

    götürmemelerinin sebebi, kantodan dansöze geçis sürecinde sanatçıların
    kıyafet ve davranıslarındaki degisimin, kadınların ahlakî degerlerini
    bozabilecegi endisesi olsa gerektir. Nitekim, dönemin meshur dansözleri
    Aysel Tanju, Semiramis, Hülya Babus, Nana, Nigar Uluerer’in gelisi hâlâ
    heyecanla anlatılır. Bölgedeki “kapalı ve erkek egemen” yasamın sonucu
    olarak kendi ailelerindeki kadınların bu çadırlara götürülmemesinde folklorun
    “degerlere, toplum kurumlarına ve törelere destek verme” islevi görülür.
    Ancak erkeklerin tek baslarına bu çadırlarda eglenmeleri, “toplumsal ve kisisel
    baskılardan kurtulmak için bir kaçıp kurtulma mekanizması”dır. Genel olarak
    Türk toplumunda kadın için namus meselesi olarak algılanan bu davranıslar,
    erkegin özgürlük alanı içerisinde görülmektedir. Hatta panayır, âsık gençlerin
    uzaktan da olsa birbirlerini görmeleri, nisanlıların beraberce dısarı
    çıkabilmeleri için büyük bir fırsat olmasına ragmen, Zile’de yapılan diger
    mesire eglencelerinin aksine, panayırda begenilen kız makbul görülmez;
    bunun için halk arasında, “Karanlıkta bez, panayırda (bayramda) kız
    begenilmez” denir.
    Yetmisli yıllardan itibaren televizyonun yaygınlasmasıyla, her türlü eglence
    eve kadar girmis, böylece sanatçılara duyulan merak giderildigi için çadır
    tiyatroları da cazibesini kaybetmistir.
    Halka ve tüfek attırılan bölümlerde erkek müsterinin ilgisini çekmek için
    genç ve güzel hanımlar çalıstırılır. Henüz televizyon dünyasının olmadıgı
    zamanlarda dahi, kadının reklam malzemesi olarak kullanıldıgı görülmektedir.
    Bu bölümlerde ve çadır tiyatrosunda, “öteki”ne duyulan merak ve ilginin
    giderilmesi için kadın cinselligi ön plana çıkarılmıstır. 2006 yılında panayır
    ortamında yaptıgımız ankette katılımcılardan unutamadıkları bir panayır
    hatırası yazmaları istenmistir. Bu hatıralar arasında, çadırlara gelen kızlara
    duyulan ilgi hatta ask dile getirilmistir. Sürekli maniler söyleyerek konusan
    “Yetim Mehmet emmi”ye “Sizin zamanınızda panayırda neler vardı?” diye
    sordugumuzda verdigi cevap, çadırlardaki kızlara duyulan ilgiyi de özetler
    mahiyettedir.

    Panayırda,
    Ayva da var nar da var
    Dag basında kar da var
    Yarı yarıya kâr da var
    Elâ gözlü yâr da var
    Bu asklar, Hulusi Serezli’ nin panayır ortamını anlattıgı anılarında da
    görülmektedir.
    Her yıl en az iki-üç yüz kisilik birkaç tane çadır
    tiyatrosu kurulurdu. Bunlar gün boyu bayan matineleri
    yapardı. Erkekler tiyatroya genelde aksamları giderdi. Bu
    tiyatroların genis sanatçı kadrolarında Türkiye’nin tanınmıs
    ses ve saz sanatçıları olurdu. Televizyonun olmadıgı o
    dönemde turneye çıkan sanatçıların hiçbiri Zile Panayırını
    kaçırmazdı. Bu kalabalıklar onlar için bulunmaz bir fırsat
    idi. Bu gün bile isimleri hatırlarda olan Aysel Tanju,
    Semiramis, Hülya Babus, Nana gibi dansözler Zile
    panayırın bas sanatçıları, Orta oyununun unutulmaz ustası
    ismail Dümbüllü ise müdavimlerindendi. Çocuklara yönelik
    kukla gösterileri her zaman ilgi ile izlenirdi. Aksamları
    ismail Dümbülünün çadırından yükselen kahkaha seslerine
    Cambaz Boncuk’un “ Oy dingala dingala, kömürü de
    koydum mangala” sarkısı karısırdı, Erkeklerin doldurdugu
    dansözlü çadır tiyatrolarından yükselen aç, aç nidalarını
    Üçkardes üstüvanesinin motosikletlerinin sesi bastırırdı.
    Panayır sırasında çok sayıda genç gösteri için gelen
    sanatçılara, satıcılık yapan kızlara veya sigaralara kasnak
    attıran genç kadınlara asık olur, gelecek yıl onun gelmesini
    özlemle beklerdi
    (http://zileplatformu.com/page2.aspx eski panayır).
    Panayırın bu bölümlerinde çalıstırılan kadınların bazıları Çingenelerdir.
    Peter Burke, “Yeniçag Basında Avrupa Halk Kültürü”nü inceledigi
    çalısmasında çingeneleri söyle anlatır: “Avrupa’da 15. yüzyılda ortaya çıktılar.
    16. ve 17. yüzyıllarda bugün bilinen meslekleriyle tanınmıslardı. Erkekler
    kalaycı, at egiticisi, ayı oynatıcısı ve müzisyendi; kadınlar ise dans eder ve
    avuç içlerinden gelecegi okurlardı.” (1996: 65). Çingeneler, Avrupa
    festivallerinde oldugu gibi, Zile Panayırı’nda da eglencelerin önemli

    aktörleridir. Bekir Aksoy, gezici olmayıp sürekli Zile’de yasayan seksenli
    yılların sonuna kadar dügünlerin vazgeçilmez çalgıcıları “Cingit Cemile” esi
    “Osman” ve kızı “Leyla”nın da panayırlardaki çadır eglencelerinde gelen
    sanatçılara sazlarıyla eslik ettiklerini aktarmıstır.
    Bu tip çadır eglencelerinin, insanların gevseyip rahatlamalarını sagladıgı
    için “hos vakit geçirme ve eglenme” islevi vardır.
    Pek çok senligin bas aktörleri cambazlardır (bkz. And,1967). Cambazların
    gösterileri, panayırdaki geleneksel eglenceler arasında önemli yer tutar.
    Cambazlar gösterilerini hem açık mekânlarda hem de kapalı mekânlarda
    yaparlar. Tahta bacaklı cambaz, sehrin içerisinde gezerek çoluk çocuk bütün
    halkın ilgisini çeker, Boncuk adlı saf palyaço da ona eslik eder. Bu asıl
    gösterinin reklamı ve ilanı içindir. Asıl gösteri, panayır yerindeki
    cambazhanede olur. Cambazhanede ip cambazlarının gösterileri en
    heyecanlı bölümü olusturur. Cambaz ip üzerinde elinde terazi çubuguyla
    gözleri baglı olarak yürür, teneke içerisine oturarak ip üzerinde kayar hatta ip
    üstünde namaz kılıp, kurban (hayvan) keserek gösterisini sunar. ip
    cambazından sonra bir orta oyunu havası içerisinde zenne, Boncuk ve ona
    akıl veren kisinin karsılıklı oyunları sunulur ve ardından pehlivan çesitli
    akrobasi hareketleriyle kolunda sarılı zincirleri kırarak gösteri yapar, en son
    olarak para toplanır (bkz. 2. Ek)
    Sihirbaz gösterileri panayırın en ilgi çekici bölümlerindendir. Dünyaca
    ünlü sihirbaz Zati Sungur, pek çok kez gösteri için Zile Panayırı’na gelmistir
    (Sepetçioglu 1999: 173). Sihirbaz gösterilerini Batı’dan bize geçtigi için
    modern eglenceler kısmında degerlendirmis olmamıza ragmen, Metin And
    hokkabazlıgı, “bir yandan el çabuklugu, göz boyacılıgı gibi hüner gösterisi, öte
    yandan da usta ile yamagı arasında uzun, güldürücü söylesmeler olması
    bakımından Karagöz gibi, Orta Oyunu gibi eski, sözlü seyirlik oyunlarımız”
    içinde degerlendirmistir (1961: 21)

    Panayır yerinde ayrıca falcılar, üç kagıtçılar, kader çektiriciler, tüfek
    ve kasnak attıranlar vardır. Panayır eglenceleri içerisinde ilgi çeken kumar,
    küçük bir grubun mutlulugunu saglarken, büyük bir çogunlugu da mutsuz
    etmektedir. Gerek kazanacagı ümidiyle oynayıp kaybedenler gerekse onların
    aileleri mutsuz olmaktadır. Özellikle delikanlılık çagında çocukları olan aileler,
    kendi ahlakî degerlerine ters olan kumarın yaygınlasmasından sikâyetçidirler.
    Zile, geçmisten günümüze âsıklık geleneginin yasatıldıgı bir sehirdir.
    Talibî, Kâtibî Ceyhunî, Kemterî, Fedaî, Kâmilî, Âsık Mümin, Seyyid Dervis,
    Sefil Edna, Âsık Murtaza, Sadık Doganay gibi döneminin pek çok güçlü âsıgı,
    Zile ve köylerinde yetismistir.
    Zileli âsıklar üzerine ilk çalısmaları yapmıs olan Cahit Öztelli, Zile’li Sairler
    kitabının önsözünde, Zile’ de çok eskiden beri bir an’ane hâlinde her yılın
    sonbaharında bir hafta süren bir panayır kuruldugunu; aksam olunca dısardan
    gelenlerin hanlara, zengin “oda”larına misafir edildigini; bu arada seyahate
    çıkan sairlerle yerli sairler arasında kahvelerde, konaklarda karsılasmalar
    oldugunu belirtmistir (1944: 5).
    Arastırmalar sonucunda görülmüstür ki, Zile de, bazı kahvelere zaman
    zaman âsıkların gelmesine ragmen, âsıkların her zaman gelip, çalıp söyledigi
    bir âsıklar kahvesi mevcut degildir.
    Çakırçalı köyünden Âsık Katibî’nin torunu Âsık Ali Kurt,1956 veya 57
    yılının Zile Panayırı’nda bir kahve kiralayarak bir hafta boyunca çalıp
    söylemistir. Bekir Altındal’ın yaptıgı görüsmede Kurt, sunları anlatır:
    1956 senesi olsa gerek. Panayır zamanı Kangal'ın
    Mamas (Sogukpınar) Köyü'nden Abidin Güzel, klârnetçi Ali
    Fırtına ve darbukacıyı getirdim. Onları önceden
    tanıyordum. Abidin'in sazı birez kısaydı emme elini sese
    uydurur, güzel çagırırdı. Zile'de Çekerek Caddesi'nde, eski
    garaja varmadan karsı sırada Faruk'un kayfe vardı. Orayı
    kiraladım. Zile Paneyiri (panayır) eskiden müthis olur,
    çadırlar dolardı.

    Biz programa baslayınca millet paneyire çadırlara
    gitmiyor, kapı, baca, caddeler doluyor. Sonra çadırlar bizi
    sikayet etmis komisere. 'Biz o kadar para yatırdık
    Belediye'ye, bunlar geldiler bizim ekmegimize mâni oldular,
    bize kimse gelmiyor.' diye. Komiser de onlara 'Onlar da
    para yatırdılar, ne yapalım, demek ki onlar sizden üstün ki
    kimse gelmiyor.' demis. Sekiz gün her aksanı çaldık,
    çıgırdık (Altındal, 2004: 26-30).
    Çakırçalı köyünde ziyaret ettigimiz Âsık Ali Kurt, daha önce Zile
    Panayırı’nda bu sekilde bir gösteri yapılmadıgını, daha sonra da yapıldıgını
    duymadıgını, kendisinin de panayırda sadece bir kez çalıp söyledigini
    belirtmistir.
    Fisekçioglu, Panayır Destanı’nda asık atısmalarından ve okunduktan
    sonra parayla satılan destanlardan bahsetmistir (bkz. 2. Ek). Terzi Arif, gelen
    âsıkları ve atısmalarını Erzurumlu Çayevinde dinledigini söylemistir.
    Erzurumlu Çayevi sahibi Ahmet Çaglar bu bilgiyi onaylamıs, ancak çok
    yaslandıgı için bu konuda daha fazla bilgi verememistir. Selâhattin Zorlu,
    evinde âsıkların zaman zaman toplandıgını, ancak bu toplantıların sadece
    panayıra has olmadıgını belirtmistir. Hatta bu toplantılardan birine Âsık
    Veysel’in de katıldıgını söylemis, ancak bu toplantının panayır zamanında
    olup olmadıgını hatırlayamamıstır.
    Sepetçioglu, görüsmemizde, panayıra sazı omzunda gezici âsıkların
    geldigini, sanatlarını icra ederek, üç- bes kurus para toplayıp gittiklerini ve
    Zilelilerin bu gezici âsıkları pek önemsemediklerini belirtmistir. Görüstügümüz
    diger bazı yaslıların ve Âsık Aydın Âli’nin panayıra gelen âsıklar hakkında pek
    bir sey hatırlayamamaları Sepetçioglu’ nun âsıkların ilgi görmedigi seklindeki
    görüsünü destekler mahiyettedir. O hâlde, sözlü kültürde yasayan âsıklık
    geleneginin –yazılı ve elektronik kültür ortamına geçisin de etkisiyle- 1950’li
    yıllardan itibaren panayır gelenekleri içerisinde çok etkili olmadıgını
    söyleyebiliriz.

    Kutlamalarda esnaf alaylarının geçit yapması, Osmanlıda var olan bir
    gelenektir. 1980’li yılların baslarına kadar 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda
    arabalar süsleyerek geçit yapan esnaf alayları (demirciler, bakırcılar,
    manifaturacılar, leblebiciler, vb.), panayır alanını da dolasarak bilhassa sehir
    dısından gelen misafirlere tanıtım yaparlardı. Böylece panayır, yerli esnaf için
    de reklam islevi görürdü. (bkz 4. Ek).
    Cumhuriyet döneminde toplumun ekonomik ve kültürel gelisimine paralel
    olarak gelisen ve sekillenen eglence anlayısıyla gelenekte var olan eglenceler
    yerini yavas yavas yeni eglencelere bırakmıstır.
    Görüstügümüz kaynak kisiler Bekir Aksoy ve Hüseyin Baspilavcı, tahtadan
    yapılan dönme dolap, telden yapılan kayaç (bir çesit telesiyej), yerde dönen
    çarkı felek gibi 1950’li yıllara kadar görülen ilkel lunapark oyuncaklarını
    hatırlamaktadır.
    1953 yılında panayıra ilk kez motosiklet üstüvanesi (Halk arasında ölüm
    üstüvanesi de denir.) gelmistir. Gösteri, motosikletin silindirik bir yapı
    içerisinde duvarda sürülmesiyle gerçeklestirilir. O yıl Selagzı mevkiindeki
    meydana kurulan üstüvane, diger eglenceleri unutturacak kadar ilgi
    görmüstür. Hatta üstüvane, zihinlerde öyle yer etmistir ki, Çakırçalı Köyü’nde
    görüstügümüz Ali Duran, “çocukluklarında panayıra götürme pazarlıgıyla
    ailelerinin tarlada is yaptırdıklarını” anlatırken, motosiklet üstüvanesindeki
    sürücünün adının “Ömer” oldugunu hatırlamıstır. Düzenli olmamakla birlikte,
    daha sonraki yıllarda da, panayıra motosiklet üstüvanesi gelmistir. Modern
    lunapark ise özel olarak istimlak edilen yeni panayır yerine, ilk olarak, 1963
    yılında Ankara’dan getirtilmistir (ZP, 22 Ekim 1963).
    Halk sporları gibi daha çok geleneksel olan eglencelerin aksine lunapark
    eglencelerinde hem seyretme hem de dogrudan dogruya içinde bulunma,
    halkın sadece eglenmesini degil eglenerek rahatlayıp desarj olmasını saglar.

    Seyahatin kolay olmadıgı ve hac ziyaretinin yasak oldugu yıllarda (1947
    yılında hac ziyareti serbest olmustur. 1949 yılında resmen izin verilmistir.)
    halkın kutsal topraklara olan merakı ve özlemi de büyük bir sandıgın içerisine
    Kâbe resimleri konularak ve mercekle bu resimlere para karsılıgı baktırılarak
    giderilmistir. Ayrıca televizyon ve bilgisayar gibi kitle iletisim araçlarının
    olmadıgı dönemlerde halkın tanımadıgı baska bölge ve ülkelerden getirilen
    karabatak, pelikan, aslan, maymun, yılan, fok balıgı gibi hayvanlar ile
    kostümler yardımıyla olusturulan deniz kızı, bası adam gövdesi yılan gibi
    tasarımlar sergilenmistir. Böylece panayır, can sıkıntısını gideren, iyi vakit
    geçirmeyi saglayan eglence islevi yanında, insanoglunu daima mesgul etmis
    olan merakı giderme islevini de yerine getirmistir. Böylece panayır, insanların
    ögrendigi, bilgilerini artırdıgı bir okul görevi görmüstür.
    Bugün kentli yasamın modern eglenceleri arasında degerlendirdigimiz
    sirkler, çadır tiyatrosu gelenegine alısmıs insanları çekmek amaçlıdır. Bu
    insanlar, sirk içerisinde hem cambazları hem sihirbazları hem de günlük
    yasamında göremedigi hayvanları veya egitimli hayvanların görmeye alıskın
    olunmayan yeteneklerini izleme sansı bulmaktadır. Böylece kentli -özellikle
    kırsaldan kente göç eden- insanlar, geçmis panayırlarda seyretmeye alıskın
    oldugu çadır eglencelerinin birçogunu sirk çadırında görmüs olmaktadır.
    Panayırda eglenme ve hos vakit geçirmenin bir yolu da panayır ortamını
    seyretmektir. Seyir, birçok panayırda oldugu gibi (bkz. Basoglu 1980: 27) Zile
    Panayırı’nda da gelenek hâline gelmistir. Kaynak kisi Sadiye Pekince,
    Turhal’dan Zile’ye panayırı gezmeye geldiklerinde panayır alanı dısında
    yüksekçe bir yere oturarak panayır ortamını seyrettiklerini anlatmıstır.
    1960’lı yıllardan itibaren yerel imkânlarla hazırlanan animasyonlar da
    panayır eglenceleri arasında yerini almıstır. Açılısta belediye bando ekibi ile
    Zile’de hazırlatılan veya çevre il-ilçelerden getirtilen mehter takımını görmek
    mümkündür. Özellikle Zile Turizm Derneginin organizasyona yardımcı oldugu

    1963-1969 yıllarındaki panayırlarda, daha zengin ve ilgi çekici faaliyetlere yer
    verilmistir.
    1965 yılında yapımı bitirilen lisenin açılısı panayır açılısına denk
    getirilerek, panayır yerinde bir lise günü düzenlenmistir. Lise gününde daha
    önceki panayırlarda görülmeyen faaliyetlere yer verilmistir. Ögrenciler
    tarafından, siirler okunmus, koro hazırlanmıs, jimnastik ekibi, mehter takımı,
    halk oyunları gösterileri ile 1 500 metrelik kosu ve bisiklet yarısları yapılmıstır
    (ZP 24 Ekim 1965). Bu gün için özel olarak Kastamonu’dan davul zurna ekibi
    gelerek gösteri yapmıstır (Basarı 24 Ekim 1965). Ayrıca aynı yıl, komite,
    sinema makinesi temin edilerek halka egitici filmler gösterilmesi kararı almıstır
    (ZP 5 Ekim 1965). O dönemin gazetelerinde bu filmlerin gösterildigine dair
    bilgi yoktur.
    1966 yılında Endüstri Meslek Lisesinin ilk kez açtıgı pavyonla (ZP 18 Ekim
    1966) okullar da panayırda katılımcı olmaya baslamıstır. 1969 yılında Kız
    Enstitüsünün açtıgı pasta salonu sehirde bir pastane olmadıgı için (ZP 22
    Ekim 1969) heyecan yaratmıstır. Bu durum, kasabadan kente dönüsmenin,
    “modernlesme”nin ilk adımları olarak degerlendirilmistir.
    1980’li yılların ortalarından itibaren Zile Belediyesi Güres ihtisas Kulübü
    tarafından tekrar canlandırılan güresler dısında, geçmisten getirilen eglence
    unsuru kalmamıstır. Degisim içerisinde olusan yeni eglence gelenegiyle, son
    yıllarda okulların bando ve folklor takımlarının gösterileri, Turhal, Amasya
    Halk Egitim Merkezi Türk Sanat ve Türk Halk Müzigi Korolarının konserleri,
    Belediye önünde Zile’yi tanıtıcı, kültür sanat agırlıklı faydalı film gösterileri, 17
    yas altı panayır yol kosusu, Türk sanat ve Türk halk müzigi ses yarısmaları,
    mahallî sanatçıların konserleri, ilk kez Mümtaz Halaoglu’nun düzenledigi kaz
    dövüsleri, Türk Hava Kurumuna ait uçak ve parasüt ekibi gösterileri, THK
    model uçak yarısması, Fotograflarla Zile ve Türk Kusu Sergisi, Zile Spor’un
    centilmenlik kupası maçı gibi modern animasyonlar yapılmaya baslanmıstır.
    (ZP 10 Eylül 1987-1 Eylül 1988) Ayrıca yerel yiyecekleri ön plana çıkarmak

    için köme-pekmez yarısması, hayvan pazarını canlandırmak için, en çok süt
    veren inek, en güzel buzagı yarısması yapılmıstır. Havaî fisek gösterilerine de
    yer verilmistir (Özhaber, 4 Ekim 2000).
    2006 yılının panayırı ramazan ayına denk geldigi için sema gösterisi gibi
    farklı organizasyonların yapıldıgı da görülmektedir.
    Panayır eglenceleri, içki ve özellikle kumarın yaygınlastıgı bir ortam
    olusturdugu için zaman zaman ahlakî degerlere baglı olan halkın elestirisine
    de maruz kalmıstır. Altunsoy ve Fisekçioglu’nun siirlerinde bu elestiriler
    görülür (bkz. 2. Ek). Gazetelerde de kumara ahlakî karsı çıkıs amaçlı, tepki
    yazıları yazılmıstır. Kâzım Basekmekçi, Zile Postası’ndaki yazısında,
    eglencelerin amacını astıgını ve kumar çadırlarının arttıgını ve bu çadırların
    çok ilgi gördügünü belirterek bunları elestirmistir (ZP 13 Ekim 1988). Daha
    sonraki yıllarda valiligin kumara izin vermedigi görülmektedir.
    Zile ve çevresinde panayır eglenceleri, ister gelenekten gelsin isterse
    içinde bulunulan çagın eglence unsurları olsun, heyecanla beklenir.
    “Böylesine büyük bir arzuyla beklenen anın bir anda geçip gitmesi, hedef
    kitlenin daha sonra, merasim öncesi beklenti ve hayalleri ile gerçekte
    yasanmıs olanı birlestirerek bir “yeniden insa” yapmalarına neden olur
    (Karakete 2004: 216).”

    2. PANAYIRDA OLUSAN ALISVERiS KÜLTÜRÜ

    Tekstil, gıda, tarım ve sanayi makineleri gibi malların sergilenerek
    tanıtılması bölgede ticaretin, sanayinin ve tarımın gelismesine destek veren
    önemli etkinliklerdir. Panayır, bölgesel fuara dönüstürülmeye çalısılarak
    teknolojideki gelisim sergilenmis, böylece alıcı bulunması ve malın
    pazarlanması amaçlanmıstır.

    Panayırın Zile’de mahalli bir takvim yılının baslangıcı oldugu daha önce
    belirtilmisti. Hasat mevsiminin ardından üretimini bitirip parasını kazanan halk,
    artık tüketime geçer. Öncelikli kurulus amacı alısveris olan panayır, kıslık
    giyecek, yiyecek ihtiyaçlarının karsılanma zamanıdır. Bu durumu anlatmak
    için, halk arasında “Soguga, yagmura ‘Nereye?’ demisler, ‘Zile
    Panayırı’na’ demis.” denir (bkz. 2. Ek).
    Zile ve çevresinin önemli alısveris ortamını olusturan panayırda emtia,
    zahire ve hayvan pazarları kurulur.
    Panayır eglenceleri gibi alısveris ortamları da aslında yarı sözlü folklor
    ortamlarıdır.
    Birincil sözlü kültürde ticaret bile, parasal bir
    islemden önce, esasen güzel söz söyleme, hitabet
    sanatıdır. Ortadogu çarsılarında alısveris yapmak, süper
    markette yapılan alısverise, ileri kültür insanının bedelini
    ödemekle noktaladıgını sandıgı basit alısverise benzemez.
    Her seyden önce bir dizi kelime ve beden dilini devreye
    sokan, bol manevralı ve ölçülü bir düello, zekâ yarısı, sözlü
    üstünlük yarısıdır (Ong, 1999: 87).
    Hayvan pazarındaki el ele tutularak yapılan pazarlıklar ve alısveris
    sonundaki helallesmeler, emtiacıların müsteri çekmek, mallarını tanıtmak ve
    övmek için yaptıkları konusmalar hatta “Bul karayı, al parayı!” yapan üç
    kâgıtçıların vatandası basına toplamak için “Gitti paralarım!...” tarzındaki
    yaygaraları hitabetin ve beden dilinin panayırlarda ne kadar ustaca
    kullanıldıgının örnekleridir.
    Her türlü tekstil magazalarının yaygınlasmasına, ekonomik krizlerin zaman
    zaman olumsuz etkisine ragmen emtia pazarına ilgi hiç eksilmemistir.
    Panayırlar rekabet ortamı olusturdukları için, alıcı panayırda en güzel ve en
    iyiyi en ucuza bulmakta, daha fazla ürün karsısında seçim yapabilmektedir.

    Her türlü ihtiyaç maddesinin bir arada olusu ve burada alısveris yapmanın bir
    gelenege dönüsmesi, panayırda alısverisi hâlâ cazip kılmaktadır.
    Halk “törelik” adını verdigi asker- hacı yolcu etme, hasta yoklama, gelinçocuk
    görme gibi hediyelerini gerektiginde elinde hazır bulunması için
    önceden panayırdan toplu olarak alma alıskanlıgını sürdürmektedir.
    Panayır sadece ticareti canlandırma islevini yerine getirmez, sehirlerin ve
    köylerin modernlesmesine, gelismesine önemli katkı saglar. Panayıra
    dısardan gelen her türlü kisi ve esyanın yerli halk üzerinde degistirme etkisi
    vardır. Teknolojinin tanıtımı aynı zamanda modernitenin tanıtımıdır. Küçük
    kasabaların birer küçük kent modeline dönüsmesinde panayırların önemli bir
    payı vardır. Gelisen modern sanayi ile, tarımda ve evde kullanılan bazı
    araçların küçük sehirlerde ve köylerde yasayan daha genis kitlelere
    tanıtılması için panayırlar birer vesile olmustur. Tarım aletlerinin ziraatın
    gelismesine, ev gereçlerinin daha rahat ve modern yasama anlayısına, emtia
    pazarının giyinme kültürüne katkısı yadsınamaz.
    Emtia pazarına sehir dısından özellikle büyük sehirlerden gelen tekstil
    satıcıları, getirdikleri ürünlerle sehrin modasını belirler, özellikle genç
    hanımlar, altmıslı yıllara kadar modayı panayırdan takip ederdi. Bu yıllardan
    itibaren gazete ve televizyonun yaygınlasmasıyla büyük sehirlerdeki giyim
    tarzı, kitle iletisim araçlarından takip edilmeye baslanmıstır. Bu durum,
    magaza mallarının panayırdan daha kaliteli ve modern oldugu düsüncesini
    olusturmustur. Son yılarda büyük sehirlerdeki zengin ve modern semtlerde
    sosyete pazarlarının yaygınlasması, örnek alınan manken ve sanatçıların
    röportajlarında bu pazarlardan giyindiklerini ifade etmeleri, panayıra modaya
    uygun ve tanınmıs markaların ürünlerinin getirilmesi, tekrar emtia pazarının
    canlanmasını saglamıstır.
    Büyük sehirlerde ragbet edilen sentetik ürünler, panayır sayesinde hızla
    kasabalarda yaygınlasmaya baslamıstır. Yöre insanı geleneksel, pamuklu

    dokumalardan olusan kıyafetlerden ziyade panayırda tanıdıgı sentetik
    kıyafetlere ilgi duymustur. Aynı durum mutfak gereçlerinde de görülür.
    Gelisen teknolojiyle uzun yıllar bakırdan imal edilen ibrik, kazan gibi ürünleri
    satan esnafın tezgahında, bakır ürünler yerini önce çinko ve alüminyum
    ürünlere daha sonra da emaye, porselen, çelik ve plastik esyalara bırakmıstır.
    Bakır malzemeler hızla, yok pahasına elden çıkarılıp, plastik esyalarla
    degistirilmistir. Böylece panayırlarda “gelenegin yer degistirme süreci”
    yasanmıstır. Oysa bir süre sonra büyük kentlerde, bir taraftan modernligin
    sembolü olan plastigin zararları fark edilmis, diger taraftan unutulmaya
    baslanan “otantik”e ilgi artmaya baslamıstır. Kentte yasayanlar, yerelin artık
    begenmedigi kullanmadıgı pamuklu, ipekli, keten dokumalara, kalaylı bakır
    kaplara ilgi duymaya baslamıstır. Ancak Zile panayırı su anda bölge halkına
    hitap ettigi için, gelenler modern ve tanınmıs markaların ürünlerini almayı
    tercih etmektedir. Yerel yönetim tarafından Zile’nin geleneksel kültürel
    degerleriyle turizmine açılması hedeflendigi için gelecegin panayırlarında
    daha çok yerel üretimler ilgi görecektir.
    Çesitli ticaret yolları üzerinde bulunan Zile’de, binlerce yıldır kuruldugu
    düsünülen panayır, ticaretin gelismesini saglamıstır. Panayırın en sönük
    geçtigi yıllarda bile geliri giderinden fazla oldugu için belediye için önemli bir
    gelir kaynagı olusturmaktadır. Örnegin Belediyenin 1954 yılında on bin iki yüz
    lira geliri (Zile 19 Kasım 1954), 1966 yılında panayır hazırlıkları için 12.500
    liralık giderine karsılık 45 bin liralık geliri olmustur(ZP 29 Ekim 1966).
    Zile Panayırı, ulusal panayırdır. Emtia pazarında pesin alısveris yapıldıgı
    için panayır, dısardan gelen esnafla birlikte genellikle yerli esnafın da ilgisini
    çekmektedir. Ancak halkın farklı ürünler getiren yabancı esnafa ilgisi, yerli
    esnafın yer ücreti, elektrik gideri gibi masrafları bile karsılayamayacak kadar
    az satıs yapmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple yerli esnaf, panayırın artık
    yapılmamasını istemektedir.

    Zile Panayırı’nda ticaret, uzun yıllar ziraat ve hayvancılık agırlıklı olmustur.
    Zile ve çevresinde tahıl üretimi yaygındır. Zile Ovası ilin tahıl ambarı
    durumundadır(Yurt Ansiklopedisi: 7067). Zile, bugday, nohut, mercimek gibi
    hububatın alınıp satıldıgı önemli bir pazar yeridir. Bu sebeple bölgenin en
    büyük zahire pazarı Zile Panayırı’nda kurulmaktadır. Cumhuriyet’in ilk
    yıllarından itibaren bölge hububatı için Zile pazarının önemi üzerinde
    durulmustur. Hatta “1920 yılında Birinci Meclis’te bir Yozgat Milletvekili, Zile-
    Kadısehri-Akdagmadeni yolunun yapılması ve buradaki mahsulün Zile
    pazarına tasınması ile Milli ekonomiye, Hazine’ye daha fazla gelir gelmesi için
    takrir vermektedir” (Altındal, 2007). Bölgede yetisen ürünlerin Zile pazarına
    getirilmesi sebebiyle, sehir kenarındaki degirmenler ve un fabrikalarında bu
    hububatın islenmesi de saglanmıs olur.
    Hayvancılık, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya tasıdıgı ticarî
    faaliyetlerin basında gelir. Faruk Sümer, Oguzlar’ın hayvancılık ticareti
    yaptıgını, baslıca ticaret mallarının koyun oldugunu, Mâveraun-nehr halkının
    et ihtiyacını karsıladıklarını belirtir (1967: 43).
    Kösoglu, ispir Panayırı’nı anlattıgı yazısında, “Çinliler darıya, pirince ve
    ipege dayalı yerlesik bir kültüre; Türkler de hayvancılıga, deriye ve kosum
    takımlarına dayalı hareketli bir kültüre sahip olduklarından, bu iki toplumun
    yılda bir kez olsun bu tür pazarlarda karsılasıp alısveris etmeleri zorunlu
    olmaktadır; birbirini tamamlamaktadırlar (2007:100)” diyerek Türklerdeki
    panayır kültürünü Çinlilerle iliskilere dayandırmaktadır.
    Hayvan, etiyle, sütüyle, derisiyle, yünüyle insanın pek çok ihtiyacını
    karsılar. Ayrıca at ve deve, ellili-altmıslı yıllara kadar, ulasım ve tasımacılıkta
    kullanılmıstır. Diger panayırlarda oldugu gibi Zile Panayırı’nda da uzun yıllar
    en önemli ticaret, hayvan pazarında olmustur.
    Veteriner hekim Mustafa Sengiz, 1965 yılında Zile Panayırında muamele
    gören atların sayısını 10 000 civarında olarak vermis, bu hayvanların Zile ve

    köylerinden degil, çevredeki kaza ve illerden sadece satıs maksadıyla
    geldigini belirtmistir. Çevredeki hiçbir panayıra bu miktarda hayvan
    gelmedigini ve bu durumun Zile Panayırı’nı degerli kıldıgını vurgulamıstır.
    (Panayır Gazetesi, 19 Ekim 1965, 3)
    Yine aynı gazetede Affan Songün, Zile’de hayvan pazarında yıllık
    muamele gören hayvanların sayısını verdikten sonra, “panayırda etlik olarak
    takriben dört bin bas koyun ve keçi ile bin bas sıgır ve manda kesildigini”
    belirtmistir (Zile Panayırı 19 Ekim 1965, 3)
    Belediye, hayvan pazarında kurmus oldugu seyyar çadırda, 5237 sayılı
    “Belediye Gelirler Kanunu”nun 24. maddesine göre (bkz. Öçal, 1970: 220)
    büyükbas hayvan alım satımından satıs fiyatı üzerinden yüzde hesabıyla
    belirlenen hayvan alım satım rüsumu (vergisi) ile küçükbas hayvan alım
    satımından maktuel vergi (maktû usul vergisi) alır.
    Son yıllarda taze ete daha kolay ulasabilme, koruma ve saklama
    yöntemlerinin modernlesmesi, yeni insa edilen evlerin hayvan kesimine uygun
    olmaması sebebiyle ilerde bahsedilecek olan kıs hazırlıklarından etlik kesme
    geleneginin yok olması ile hayvan pazarı önemini yitirmeye baslamıstır.
    Hayvan pazarının önemini kaybetmesinin önemli bir diger sebebi ise
    hayvanların celepler tarafından köylerden toplanmasıdır. Hayvan yetistirenler,
    hayvanlarını, artık bin bir zahmetle panayıra tasımak zorunda kalmayıp,
    köylerine kadar gelen tüccarlara satmaktadırlar.
    Panayırda emtia, zahire ve hayvan pazarları dısında bir baska alısveris
    ortamını da seyyar satıcılar olusturur. Elma, ayva, üzüm, nar gibi mevsim
    meyveleri, salep, su ve diger soguk mesrubatlar, köfte, ciger, simit, deri
    helvası, seker, halka tatlı, mısır, pamuk sekeri gibi yiyecekler seyyar satıcılar
    tarafından satılır. ilerde anlatılacak olan panayıra has üretilen deri helvası
    artık üretilmemektedir. Bugün artık seyyar köftecilerin yerini, sabit çadırlardaki
    köfteciler almıstır.

    Panayır ortamı kaçakçılar için de önemli fırsatlar yaratmıstır. Zile
    Panayırı’nda afyon kaçakçılıgı yapıldıgını Sepetçioglu söyle anlatır:
    Bizim oraların hashas ürünleri seçkin bilinirdi. Bu
    yüzden de ürün vakti, daha çok panayır zamanı afyon
    sakızı kaçakçıları kasabaya dolusurdu. Panayırın geleni
    gideni çok oldugundan kaçakçılar sözüm ona pek göze
    batmaz idiyse de hemen herkes neyin nerede, kimin
    nasıllıgını çok iyi bilirdi.
    Kaçakçı, afyon sakızı üreticileri için Ofis'ten çok
    daha iyi para, çok daha yakın ilgi, hele ürün sarımsı
    kızıllarda ise büyük kolaylıklar demekti. Köylü, yasaklıgına
    ve cezasına ragmen bunun için kaçakçıya ulasabilmenin
    yollarını arardı (1999:172-173).
    Kanunlara aykırı yürütülen kaçakçılık mekanizmasına özellikle panayır gibi
    kalabalık ortamlarda halkın destek verdigi görülmektedir. Ancak ithalat ve
    ihracatın artmasıyla birlikte kaçakçılık azalmıstır. Zile’de, -afyon üretimine izin
    verilmemesi ile birlikte- afyon kaçakçılıgı da ortadan kalkmıstır.
    Bütün dünyada pazar-panayır kültüründen süper market-fuar kültürüne
    dogru bir geçis süreci yasanmıstır. Bu durum, diger panayır gelenekleriyle
    birlikte alısveris kültürünü de degistirmistir.

    3. BÖLÜM

    ZiLE’DE PANAYIR ETKiSiYLE OLUSAN KÜLTÜREL DOKU

    Panayır, el sanatları ve geleneksel meslekler ile kıs hazırlıkları ve panayır
    için üretilen yiyecekler gibi sözsüz folklor ürünlerinin yaratılmasına ve
    gelismesine ortam hazırladıkları için, yapıldıgı sehrin kültürünü etkilerler. Bu
    sebeple bu bölümde Zile’de panayır etkisiyle olusan kültürel doku
    degerlendirilecektir.

    1. ZiLE’DE PANAYIRA BAGLI OLARAK GELiSEN EL SANATLARI VE
    GELENEKSEL MESLEKLER

    Sehirlerde iktisadî hayatın varlıgını gösteren unsurlardan olan hayvancılık,
    ziraat, el sanatları ve ticaret Türklerde çok eski zamanlardan beri görülür
    (Baykara: 1975). Hayvancılık ve ziraattan daha önceki bölümde bahsedildigi
    için bu bölümde el sanatları ve geleneksel mesleklerden bahsedilecektir.
    Zile çesitli küçük imalat ve el sanatlarının pazar olusturdugu bir iktisadî
    yapıya sahiptir. Zile’de geleneksel meslekler ve el sanatlarının çok gelismis
    ve yaygınlasmıs olmasında panayırın büyük etkisi vardır (bkz 6. Ek).
    Selçuklu ve Osmanlı döneminde Zile, gümüs, bakır, demir gibi madenlerin
    çıkarıldıgı ve isletildigi sehirlere yakındır ve dolayısıyla sehirler arası
    tasımacılıgın yapıldıgı güzergah üzerindedir. Marangozlar, bakırcılar,
    demirciler ham maddeleri isleyerek kullanılabilir esya üretmektedir. Bu
    sebeple Zile sanayisi oldukça gelismistir. Uzun Çarsı içinde demirciler
    arastası, bakırcılar arastası gibi birkaç sokaktan olusan çarsıların olması ve
    her meslek grubunun ayrı ayrı derneklesmesi geleneksel meslek kollarının
    organizeli çalısmıs oldugunu gösterir.

    Polonyalı Simeon’un Seyahatnamesi’nde, Tokat bakırcılar ve kazancılar
    sehri addedilerek, sehirde bakırcılardan mâadâ birçok demirci, dokumacı,
    basmacı, debbag ve boyacılar oldugu belirtilmis ve Tokat ticaretinin Türkiye
    içindeki yeri anlatılmıstır (Andreasyan, 1964:177).
    Bugün Tokat’ın ilçesi olan Zile de de aynı mesleklerin oldugunu tahrir
    defterlerinden ögreniyoruz. Ahmet Simsirgil, 859/1455 ve 890/1485 yıllarına
    ait tahrir defterlerini inceleyerek, Zile’de mevcut meslek ve sanat kollarını ve
    bu is kollarında çalısanları tespit etmistir. Simsirgil bu tespitten sonra
    çalısanların genel esnaf yekûnuna oranlarını ortaya koymustur. Dokumacılıkla
    ugrasanlar genel esnaf yekûnunun 1455’te %35, 1485’te %28’ini meydana
    getirmektedir. Deri ve deri ile ilgili üretim kollarında çalısanlar 1455’te %14,
    1485’te %11, alet imali ile ugrasanlar 1455’te %12, 1485’te %9 civarındadır
    (1990: 239). Bu yıllarda en fazla dokumacılıkla ugrasan esnaf grubu vardır.
    Zile’de panayırla gelisen el sanatlarının geçmiste en yaygın olanı
    dokumacılıktır. Texier, halkın pamuk ektigini ve yerli bez dokuyan tezgahları
    oldugunu belirtmektedir (2002: 168). Evliya Çelebi, Türkçe’de halı ve kilime
    ‘zili’ dendigini, halı ve kilim çok islendigi için bu sehre Zile adı verildigini
    belirtiyor (III-IV, 186). Kaynak kisimiz Bekir Aksoy, yüz yıl kadar öncesinde
    Zile’de ipek böcekçiliginin yapıldıgını, pembe ve sarı kozalardan ipek
    üretildigini belirtmistir. Üretilen ipekten, ayakla çalısan culfalıklarda kıvrak adı
    verilen kumas dokunmustur. Bekir Aksoy’un verdigi bilgiye göre dokunup,
    daha saglam olması için üzerine sürülen çiris kuruduktan sonra halk arasında
    Esvab Çayı adı verilen Gasharcı Çayı’nda yıkanıp kurutulan kıvraklar,
    panayırda satısa sunulmustur. Sivas, Samsun, Kayseri gibi tekstil ticareti
    gelismis illerden alıcıları olması, o yıllarda kıvrak dokumacılıgını gelistirmis ve
    halk ekonomisine katkı saglamıstır.
    1304-1306 tarihli Sivas Salnamesi ve 1308/1890 tarihli Sivas Salnamesi
    (Kahraman, 2001: 107)’nde verilen “Mensucattan oda takımlıgına elverisli
    dîmî ve âdî gavsale ve a’lâ sahtiyan çıkarulub her tarafa nakl ile satılur.”

    bilgisinden 19. yüzyılın sonunda da gerek dokumacılık gerekse deri ve
    deriden yapılan esyaların ticaretinin yapıldıgını görüyoruz.
    Hayvancılıgın yaygın oldugu Zile’de semercilik, dabakçılık ve saraçlık
    yaygın olan mesleklerdir. Simsirgil’in adı geçen makalesinde belirttigi gibi
    Osmanlı döneminde Zile’de deri ve deriden üretilen esyaların yapımıyla ilgili
    meslek kolları (debbag, balanî, haffaf, kesfger, mûzeddûz, saraç) oldukça
    fazladır. Derinin islenip, at kosumlarının yapıldıgı Saraçlar Çarsısı vardır.
    Yukarda verilen sayılardan hareketle Zile’de en yaygın geleneksel
    mesleklerden birinin de demircilik oldugunu söylemek mümkündür. Bekir
    Altındal, yayına hazırladıgı eserinde, 1950’li yılların ortalarında ilçeye yılda bin
    tondan fazla demir girdigini, islenen demirin çevre il ve ilçelere gönderilmekte
    oldugunu belirtmistir.
    Zile’de yapılan mesleklerden biri de sobacılık olup özellikle “kuzine” adı
    verilen fırınlı sobalar üretilmektedir. Eskiden sacdan üretilen bu sobalar artık
    emayeden yapılmaktadır.
    is yerlerini sehrin içine kurmus olan mazmanlar için Sepetçioglu sunları
    yazar:
    Mazmanlık, urgancılık idi; yörede bolca ekilen
    kendir, kenevir saplarından yoluyla yordamıyla ayrılan lifler,
    çerinden çöpünden ayrılıp demir taraklarda tarandıktan
    sonra mazmanlarca egrilir, ikili, üçlü, besli, daha çok kat
    büklümlerinde ipler, kalın ipler, kınnaplar, urganlar yapılırdı.
    Simdiki naylon halatların yerine is görür, iyileri çelik halat
    yerine bile geçerdi. (1999/1:81)
    Uzun çarsıda teskilatlanmıs geleneksel mesleklerin en yaygını
    bakırcılıktır. Zile (baglı oldugu Tokat ve diger ilçelerle birlikte), gerek Osmanlı
    döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin önemli bakır isleme
    merkezlerinden biridir. Daha çok mutfak gereçleri yapan bakırcılar sayesinde

    kalaycılık meslegi de gelismistir. Kalaycılar daha çok Musalla çevresinde
    toplanmıslardır.
    Yeni üretilen çinko, alüminyum, emaye, çelik kapların yaygınlasması da
    bakır kap üreticiligini yok denecek kadar azaltmıstır. Bu yeni ürünleri halkın
    tanımasında, panayırın etkisinden daha önce bahsedilmisti (bkz. 65). Bugün
    artık bakır kaplar daha çok antika degeri tasımaktadır. Az da olsa sobalı
    evlerde kullanılan gügümler, salça, bulgur gibi ateste pismesi gereken
    yiyecekler için büyük bakır kazan ve legenler üretilip, kullanılmaktadır.
    Zile’de görülen bir diger geleneksel meslek nalbantlıktır. Nalbantlar, hem
    köylere giderek hem de hanlarda veya mahalle aralarında özellikle
    Bogazkesen’de açtıkları dükkanlarda çalısırlardı. Nalbantlık, panayıra
    ulasımın atlarla yapıldıgı dönemlerde oldukça yaygın olmasına ragmen,
    teknolojinin gelismesiyle birlikte artık yok olmaya yüz tutmus bir meslektir.
    Ticareti gelistigi için turizmi de gelisen sehirlerde, leblebicilik en yaygın
    mesleklerden biridir. Panayır için baska sehirlerden gelenlerin, dönerken
    leblebi götürmesi gelenege dönüsmüstür. Bugün kültür turizmine açılan birçok
    sehirde, o sehrin leblebisinin meshur oldugu belirtilmektedir. Zile pekmezinin
    ve leblebisinin meshur oldugu 1308/1890 tarihli Sâlnâme-i Vilâyet-i Sivas’ta
    yazmaktadır (Kahraman 2001:107). Dogu batı karayolu baglantısının artık
    Zile üzerinden yapılmıyor olması, Zile leblebisinin ününe gölge düsürmüstür.
    Çagıltı dergisinde 1961 yılında Zile’de 40 leblebici oldugu belirtilirken bugün
    ona yakın kuruyemisçiden yalnızca ikisi geleneksel usulle leblebi
    üretmektedir.
    Ahsap isçiligi, Zile’de yaygınlasmıs olan bir diger geleneksel meslektir.
    Panayır için özellikle köylerden gelenler, yayıktan çeyiz sandıgına kadar her
    türlü agaç esya ihtiyacını da Zile’den alırdı. Bogazkesen mevkiinde toplanan
    marangozlar için de panayır, oldukça hareketli geçen bir dönemdir.
    Marangozlar, yontma, oyma, kakma, boyama gibi yöntemlerle çesitli el sanatı

    eserleri yaparlardı. Dedesi marangoz olan Yesiltan, marangozların el sanatı
    eserleri hakkında su bilgileri vermistir:
    Dügün tarihlerinin de genellikle panayıra göre
    ayarlanması sebebiyle en çok satılan ürün çeyiz sandıkları
    olurdu. Kavaktan ve çamdan -ceviz sandık o zaman çok
    azdı- çok güzel boyanmıs ve süslenmis sandıklar yapılırdı.
    Çivit boyalar toz hâlinde alınır, tutkallarla bir mayi yapılır,
    kaynatılarak çesitli renklerde boyalar elde edilirdi. Çeyiz
    sandıkları, bu boyalar kullanılarak fırçayla özenle boyanır,
    sanat eserleri ortaya çıkardı.
    Marangozların özellikle kıs aylarında yaptıgı ince oymacılık islerinin
    geçmiste panayırla baglantısı olmamıstır, ancak Zile kültür turizmine
    açıldıgında, el oyması bu ince isler de ilgi görebilir, panayır sayesinde tanıtımı
    ve pazarlanması saglanabilir.
    Zile’de, geçmiste ve bugün görülen bu geleneksel mesleklerin Cumhuriyet
    döneminde tespit edilebilen sayıları söyledir:
    Bekir Altındal yayına hazırladıgı “Zile” kitabında ilçede, 1930’lu yıllarda 59
    demirci, 30 zahireci, 25 leblebici, 28 urgancı 27 semerci oldugunu; 1950'li
    yılların ortalarında ise 36 urgancı, 21 leblebici, 67 kunduracı, 76 terzi, 70
    demirci, 17 debbag (dabak)oldugunu ve ilçe merkezinde faal nüfusun %
    40'ının ticaret ve küçük sanatlarla, % 50'sinin ise ziraat isleriyle ugrastıgını
    belirtmektedir.
    Çagıltı dergisinde 1961 yılında 80 demirci, 60 kalaycı, 7 bakırcı, 12
    tenekeci, 30 sobacı ve düvenci, 60 kunduracı, 40 çarıkçı, 5 mutaf, 4 saraç, 45
    semerci, 25 nalbant, 15 marangoz ve sandıkçı, 10 yayıkçı, 5 kadayıfçı, 12
    dabak, 30 mazman, 40 leblebici oldugu belirtilmektedir (Çagıltı 1961: 33-34).
    Yusuf ve Semra Meral’in, Her Yönüyle Zile kitabında, Zile Esnaf ve
    Sanatkârlar Kooperatifine üye olan, bugün yok olmaya yüz tutmus geleneksel

    mesleklerin sayısı, 29 kalaycı ve bakırcı, 30 sobacı, 45 demirci, 61 dogramacı
    ve marangoz, 6 saraç ve kiseleci, 4 semerci ve derici, 16 urgancı, 7 leblebici,
    3 nalbant olarak verilir (1983: 52).
    Bekir Altındal yukarda bahsedilen Zile çalısmasında, 2006 yılı bilgilerine
    göre, Zile'de bulunan esnaf odalarına kayıtlı 85 marangoz-hızarcımobilyacı,
    80 ayakkabıcı, 1 urgancı, 2 semerci, 3 mahrukat, 103 demirci, 2
    nalbant oldugunu belirtir. Bekir Aksoy’un un aktarmıs oldugu bilgilere göre ise
    2007 yılında, 10 civarında kalaycı ve örste çalısan demirci, üç çilingir, bir
    yorgancı ve bir tane elde döküm yapan kadayıfçı mevcuttur.
    Artık kullanım islevini kaybetmesine ragmen, Mustafa Üstünçelik turizme
    yönelik aynalı çarık dikmeye devam etmektedir.
    Çevrede tarıma dayalı sanayinin gelismesiyle, Zile’de ziraî ve diger
    küçük el aletlerin üretilmeye baslanması, çevre sehirlerin alısveris için Zile’yi
    tercih etmelerini saglamıstır. 1984 yılında Zile’de 154 isyeri olan sanayi sitesi
    vardır (Yurt Ansiklopedisi: 7126). Gelisen sanayi ile birçok geleneksel meslek
    yavas yavas islevini yitirmistir.
    Zile’de teknolojinin gelismesiyle islevselligini kaybeden dokumacılık, bakır,
    demir ve agaç esya üretimi, igne oyacılıgı gibi el sanatlarıyla ugrasanlar
    gittikçe azalmaktadır. Kültür turizmine açılması hedeflenen Zile’de de el
    sanatları üretiminin yeniden artırılması ve kurumsallasması Öcal Oguz’un
    belirttigi “kültür ürünlerinin yerelden ulusala ve küresele kazandırılması
    sürecine” (2001: 114) katkı saglayacaktır.

    2. ZiLE’DE PANAYIRA BAGLI OLARAK ÜRETiLEN VE PANAYIRLA
    YAYGINLASIP SiMGELESEN YiYECEKLER VE KIS HAZIRLIKLARININ
    PANAYIRLA BAGLANTISI

    Zile Panayırı’na sehir dısından pek çok ziyaretçi gelir. Bu sebeple panayır,
    hem sehrin tanıtımı hem de sehrin yetistirdigi ve imal ettigi ürünlerin
    pazarlanması için önemli bir fırsattır. Gelen ziyaretçiler, giderken panayırı ya
    da sehri hatırlatan hediyeler götürmek isterler. Panayır, bag bozumunun
    hemen ardından yapıldıgı için, baglarıyla ünlenmis Zile’de üzümden yapılan
    yiyecekler imgelesmistir. Bu yiyeceklerin en ünlüsü Âsık Veysel’in,
    Amasya’nın almasını,
    Zile pekmez çalmasını,
    Sivas’ın da kıymasını,
    Yesem amma yesem amma.
    dizeleriyle övdügü çalma pekmezdir. Üzüm suyu, yumurta akı ve pekmez
    topragı kullanılarak önceden elde yapılan pekmez, gelisen teknolojiyle birlikte
    artık fabrikalarda üretilmeye baslanmıstır. Gazetelerdeki panayır ilânlarında
    “Kasabalar içinde Zile kasabası, pekmezler içinde Zile Pekmezi,
    panayırlar içinde Zile Panayırı görülmeye deger” ifadeleriyle, imgelesen
    pekmezin tanıtımı da yapılmıstır (GD 15 Ekim 1955).
    Üzümden yapılarak satılan bir diger yiyecek de kömedir. Köme, baska
    bölgelerde cevizli sucuk olarak bilinir. Kömenin yapım asamasında önce
    cevizler agaç çengellere baglı iplere dizilip asılarak kurutulur. Kuruyan
    cevizler, üzüm sırası ve nisastanın kaynatılmasıyla yapılan hasudaya batırılıp
    tekrar kuruması için asılır, en son nisastaya batırılarak son seklini alır.
    Kömeyle birlikte kırık ince yarma ve üzüm sırasından, kalın pestil yapılır. Bu
    pestile Zile’de tarhana (Yogurt ve yarma ile yapılan çorbaya da aynı ad
    verilir.) denir.

    Geleneksel meslekler kısmında bahsedildigi gibi Zile leblebisi panayır
    sayesinde meshur olan bir yiyecektir (bkz.73). Sehir dısından gelen panayır
    ziyaretçilerinin en ragbet ettigi hediyelikler arasında sarı ve kırık leblebi vardır.
    Panayırın imgelesmis yiyeceklerinden biri de deri helvasıdır. Sadece
    panayır zamanında yapıldıgı için deri helvası adını almıstır. Bilinen tahin
    helvasına benzeyen; ancak içine tahin ve yag konmadan, süt, seker ve
    cevizle yapılan bu katı helva, kesilerek kagıt helva arasında satılmıstır.
    Sekerci Kemalettin Sendogdu, babasının ve dedesinin de bu helvayı
    yaptıgını, dolayısıyla bu helvanın an az 100-150 yıllık bir geçmisi oldugunu,
    daha öncesi hakkında bilgisi olmadıgını belirtmistir. Mustafa Mutlu, Yapraklı
    Panayırı’nı anlattıgı yazısında da panayıra özel helva yapıldıgını belirtmistir
    (Mutlu 1976:37). Bu durumda, Osmanlı panayırlarında panayıra has helva
    gelenegi olma ihtimali vardır.
    Eski panayırlarda kırmızı, yesil, sarı renkli sekerlerin içine tarçın, zencefil
    gibi baharatların eklenmesiyle yapılan macunlar, altı düz külahlar içinde
    satılmıstır. Ayrıca horoz, kus, kuzu, koyun kalıplarıyla düdüklü sekerler de
    yapılmıstır. Helvacı Muharrem ile Hayrettin Sendogdu bu sekerleri ve deri
    helvasını yaptıgı hatırlanan en eski sekercilerdir. Hayrettin Sendogdu’nun
    oglu Kemalettin Sendogdu baba meslegini hâlâ devam ettirmektedir. Ancak
    deri helvası ve panayır için üretilen sekerler artık üretilmemektedir.
    Panayır zamanında daha çok satılan yiyeceklerden biri de su an yapılan
    simitlerden farklı olan kazan simididir. Katı yogrulmus hamurdan yapılan simit,
    kaynayan suyun içine atılır, çıkarılarak tepsiye alınır. Üzerine susam
    eklenerek pisirilir.
    Hasat döneminin hemen ardından yapılan panayır, aynı zamanda gelecek
    uzun bir kıs için yiyecek ve giyecek hazırlama dönemidir. Panayır döneminde
    kıs için yapılan hazırlıkların en önemlisi etlik kesmedir. Etlik kesme
    geleneginin temelinde bir ritüel var mıdır tam olarak bilmiyoruz; ancak ilkel

    dinlerde Zile’deki Anaitis Tapınagında yapılan dinî törenlerde ve buna baglı
    yapılan festivalde kurban kesme ritüeli vardır. Metin And, senliklerin ekonomik
    islevini açıklarken, üretimde bir birikim oldugunu ve gerek mal gerekse enerji
    birikiminin dengelenmesi için harcanması, tüketilmesi gerektigini, bazı
    senliklerdeki kurban kesmenin bu tüketimin sonucu olarak ortaya çıktıgını
    belirtir (1982: 2).
    Eski Türklerin inanç sistemine bakıldıgında ise dag, tepe, agaç, su gibi
    ruhu olduguna inanılan kutsala kurban kesildigi görülür (inan 2000: 53-54,62).
    Müslüman Türklerde kurban kesimi tarihi belli olan Kurban Bayramı’nda
    yapılır. Ayrıca eski inancın dönüsümü olarak Müslümanlarca kutsal sayılan
    yerlerde adak kurbanı kesilmektedir. Türklerin Zile’ye geldigi 1073 yılında
    Zile’de önceki dinin geregi hâlâ kurban ritüelinin uygulanıp uygulanmadıgı
    bilinmemektedir. Nebi Özdemir festival adlı bütünün içinde dünyevî olan ile
    ruhanî/kutsal olanın yer degistirebilecegini söyler (2005: 55). Zile Panayırı,
    Müslümanlar için dinî anlam tasımadıgına göre Zile’de panayırla baglantılı
    yapılan kıs hazırlıklarının en önemlisi olan etlik kesimi, Özdemir’in
    görüsünden hareketle kutsal olanla dünyevî olanın yer degistirmesi olarak
    degerlendirilebilir. Ancak elde bu görüsün kesinligini ispatlayacak herhangi bir
    veri bulunmamaktadır.
    Bölgenin en büyük hayvan pazarının Zile Panayırı’nda kuruluyor olması da
    kıslık et hazırlıklarının panayırla aynı tarihe denk gelmesinin sebebi olabilir.
    Etlik kesme hayvan pazarının canlanmasını saglar. Bu, panayırın ekonomik
    islevi açısından önem tasır.
    Zile’de kırklı ellili yıllarda yedi tane kasap vardır. Bu kasaplar düzenli et
    kesmezler, et kestikleri günler takip edilir ve sarma, dolma gibi bazı yemekler
    için taze et alınır. Bunun dısında et ihtiyacı etlik yapılarak karsılanır. Panayır
    zamanı geleneklerinden olan etlik kesme, beraber yasama sürecinin sonucu
    olarak yaygınlasmıstır. Yerli olmayan memur kesimi, hemen gitmeyecekse

    veya yerlesmeye karar vermisse yerli halkla birlikte bu gelenege uyarak kıslık
    etini hazırlar.
    Panayırda kurulan hayvan pazarından canlı hayvan alınıp kesilerek kıslık
    et hazırlanır. Etlik için erkek sıgır tercih edilir, disi olanın eti makbul tutulmaz.
    Bu etten kıyma, kavurma, sucuk, pastırma yapılır. Ayrıca kemikli etler
    kurutulur. Keskek gibi bazı yöresel yemekler bu kurutulan etlerle pisirilir. Et
    kurutma Türklerde çok eski bir gelenektir (Ögel 1985: 379-381). Sucuk
    yapılacak etin içine davar eti katılır. Bazen bir- iki aile bir davar ve bir sıgırı
    ortak keser.
    Etlik hazırlama, kendi içinde bazı geleneksel kabulleri meydana getirir.
    Hüseyin Baspilavcı, kıyma kavurma âdetlerini söyle anlatmıstır:
    Kıymanın ‘keklik burnu gibi’ kavrulmus olanı
    makbuldür. Keklik burnu gibi kavrulmayan kıymanın
    bozulacagına veya rayihasının kaçacagına inanılır.
    Kavurma yapıldıgı gün aynı zamanda eglence günüdür.
    Konu- komsu kavurma basında toplanır, maniler söylerler.
    Gelemeyen ese- dosta kavurma gönderilir. Gönderilen
    tabagın dibine ekmek, üzerine kıyma konur. Yanına da bag
    bozumundan tahta çatallara asılarak saklanan üzümden
    koymak adettir.
    Etlik yapma gelenegi, baska birçok gelenek gibi teknolojiye yenik düserek
    yok olmak üzeredir. Bunun baslıca sebebi, buzdolabının her evde
    yaygınlasmasıdır. Buzdolabı sayesinde eti saklama alıskanlıkları degismistir.
    Etlik yapma geleneginin yok olmak üzere olmasının sebeplerinden birisi de
    mimarî gelenegin degismesi, her türlü kıs hazırlıklarının yapılabilecegi is evi
    ve bahçesi olan evlerden, hayvan kesecek ortamı bulunmayan apartman
    hayatına geçilmesidir. Evinde kavurma, sucuk, pastırma gibi yiyecekleri
    kendisi hazırlamak isteyenler ise sayıları çogalan kasaplardan et almayı tercih
    etmektedirler. Ancak kısın kaloriferli apartman dairelerinde yasayan bazı
    ailelerin eski Zile’de bulunan evlerindeki düzeni bozmadıkları, bu evlerde kıs
    hazırlıklarını yapmaya devam ettikleri de görülmektedir. Bu bir geçis süreci
    olsa gerektir.

    Zile’de kıs hazırlıklarının önemli bir kısmını da bulgur, nohut, mercimek,
    fasulye gibi hububatın alınıp, saklanması olusturmaktadır. Geleneksel
    evlerinde oturanlar, kıslık hububatını panayırdan satın alır, toprak küpler
    içinde kilerinde saklardı. Kilersiz yapılan yeni evlerde -toprak küplerin yerini
    alan- büyük plastik bidonları ve cam kavanozları koyacak yerlerin olmayısı,
    sayıları her geçen gün çogalan marketlerde, hafta pazarlarında ve daima açık
    olan hapanda (hububat satılan dükkanların olusturdugu çarsı) her an ürün
    bulabilme imkânı kıs için yapılan bu hazırlıgın da gittikçe azalmasının
    sebeplerindendir. Bu sebeple artık panayırda ayrı bir zahire pazarı
    kurulmamakta, fakat panayır döneminde hapandaki alısveris canlanmaktadır.

    SONUÇ

    Panayırlar ticarî bir faaliyet olmakla birlikte, “Geleneksel folklor” içinde
    degerlendirebilecegimiz kültürel bir olusumdur. Bu çalısmada Zile Panayırı’nın
    geçirdigi kültürel degisim ve dönüsümler incelenerek panayırın bir gelenek
    oldugu vurgulanmak istenmistir. Bugüne kadar panayırlar üzerine iktisadî
    veya tarihî incelemeler yapılmıs olmakla birlikte panayırların kültürel
    özelliklerinin irdelendigi kapsamlı bir çalısma yapılmadıgı için, bu çalısmanın
    bir baslangıç olacagı düsünülmüstür.
    Anadolu’da yapıldıgı bilinen en eski panayırlardan biri olan Zile
    Panayırı’nın tarihî geçmisine bakıldıgında ne panayırın ilk yapıldıgı tarih
    hakkında ne de baslangıcından günümüze aralıksız sürüp sürmedigine dair
    elimizde bilgi yoktur. Arastırmada inceledigimiz kaynaklar gösteriyor ki,
    Türklerin Orta Asya’da sınır boylarında veya ünlü ticaret yolları boyunca
    kurulan kervansaraylarda olusmus -adı panayır olmasa da- bir alısveris
    gelenegi vardır. Elbetteki gelenek dinamiktir, gelisir ve dönüsüme ugrar.
    Türkler, Zile’de mevcut panayır gelenegine kendi kültürel unsurlarını
    katmıslardır. Böylece Zile Panayırı önemli bir dönüsüm geçirmis, Osmanlı
    döneminin “Anadolu’da merkezî idarece organize edilen yedi büyük
    panayırından biri” olmustur.
    Seksenli yıllarda, Zile Panayırı’nın kaç yıldır yapıldıgını vurgulamak için,
    Zile’nin Türklerin eline geçtigi 1073 tarihi esas alınarak dokuz yüzlü bir rakam
    belirlenmis, ancak bu rakam degisik yıllarda farklı farklı belirtildigi için
    karısıklıga ugramıstır. Birincisinin, ikincisinin yapıldıgı senliklerde bile
    “geleneksel” ibaresinin kullanılarak tüketildigi bir dönemde, önemli olan Zile
    Panayırı’nın kaç yıllık oldugu degil, gerçekten geleneksel olusu ve onu
    geleneksel yapan yapının korunarak farklı yerlere tasınmasıdır.
    Zile Panayırı’nın bir gelenek olarak devam etmesi sebebiyle, panayırın
    Cumhuriyet dönemindeki gelisimi yerel gazetelerden yapılan tespitlerle

    degerlendirilmis, bu degerlendirme sonucunda, ülkeyi etkileyen iktisadî ve
    sosyal degisimlerin panayırları da etkiledigi görülmüstür.
    Panayırın kültürel yapısını olusturan unsurların teknolojinin karsısında
    direnebilmesinin çok zor oldugu sonucuna varılmıstır. Ulasım vasıtalarının
    artması sebebiyle çesitli alısveris ortamlarına kolaylıkla ulasılabilmesi ve her
    çesit ürünün her zaman halkın ayagına geliyor olması, diger panayırlar gibi
    Zile Panayırı’nın da ticarî önemini azaltmıstır. Çevre il ve ilçelerde de
    panayırların kurulması, genis bir bölgeye hitap eden Zile Panayırı’na olan
    ihtiyaç ve ilgiyi yok eden bir baska sebep olmustur.
    Zile’nin binlerce yıldır dogu-batı ve kuzey-güney karayollarının geçtigi
    noktada olması, panayırın canlılıgını saglamıstır. Cumhuriyet döneminde
    ulasımın Turhal-Tokat üzerinden geçmesi ise Zile’yi ulasımın dısında
    bırakmıstır. Yapımı devam eden, ulasımı kısaltacak ve Zile’den de geçerek
    dogu-batı baglantısını saglayacak olan Çorum-Alaca yolu bitirilmedigi sürece
    Zile’nin iktisadî yönden gerilemeye devam edecegi ve bu durumda Zile
    Panayırı’nın da bu gerilemeden etkilenecegi düsüncesine ulasılmıstır.
    Yukarda belirtilen bu olumsuz gelismeler, sadece Zile ve Zile panayırı için
    söylenemez. Tuncer Baykara’nın “Karahöyük Pazarı”nın çöküsünü inceledigi
    çalısmasında da (1994: 1095-1103) görülecegi gibi, Türkiye genelinde pek
    çok pazar ve panayır, aynı sebeplerle çöküs hatta yok olus süreci yasamıstır.
    Zile panayırının, ulusal nitelikte bir alısveris merkezi iken giderek sadece
    Zile ve yakın köylerine hitap eden, hafta pazarlarından biraz daha büyük bir
    pazar görüntüsüne dönüsmemesi için, panayırları canlı tutan ulusal kültür
    unsurlarının iyi belirlenmesi ve bu kültürel unsurların -çagın gereklerinden
    uzaklasmadan- küresel kültüre kazandırılması gereklidir.
    Kültürel bir gösterim olarak panayırın hazırlıgı incelendiginde, panayır
    organizasyonunun planlanması, panayır tarihinin, süresinin ve panayır yerinin

    belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyasının yürütülmesi, konaklama,
    yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin saglanması gibi konularda
    yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların sürekliligi Zile Panayırı’nın
    geleneksellesme sürecine önemli bir katkı sagladıgı düsüncesine varılmıstır.
    Her yıl panayır öncesi yapılan hazırlıklar degerlendirildiginde su gibi
    degisim ve dönüsümler tespit edilmistir:
    Panayırın yapıldıgı tarih ve süre konusunda önemli bir degisim yoktur.
    Panayır, her yıl ekim ayının son haftaları ile kasım ayının ilk haftaları arasında
    yapılır ve on-on bes gün sürer. Geçmiste hasat sonrasına denk gelen
    panayır, halkın her türlü alısverisini yaptıgı mahallî bir takvimin baslangıcı
    olma özelligini günümüzde oldukça kaybetmistir.
    Eski ve büyük bir panayır olmasına ragmen, sabit bir panayır yerinin
    olmayısı, yerlesim alanının panayırın yapıldıgı yöne dogru gelismesindendir.
    Panayır hazırlıkları içerisinde gelisen teknolojiyle baglantılı olarak en fazla
    degisim ve dönüsümün, tanıtım ve reklam islerinde oldugu görülmüstür.
    Belediye, bazı yıllar, tanıtım ve reklam için üzerinde Zile veya Zile Panayırı
    amblemi olan özel ürünler hazırlattırıp, bunları panayır hatırası olarak satısa
    sunmustur. Panayır duyurusu yapılırken sırasıyla tellallar; el ilanları, afisler,
    yerel gazeteler; hoparlör, radyo, televizyon ve internet kullanılması, sözlü
    kültürden yazılı ve daha sonra da elektronik kültüre geçis sürecinin
    sonucudur.
    Panayır hazırlıkları içerisinde en önem verilen unsurlardan biri de panayır
    için gelecek olan esnaf, sanatçı ve ziyaretçilerin misafir edilmesidir. Geçmiste,
    grup bilinciyle hareket eden halk, gelen misafirlerin agırlanması konusunda
    sorumlulugu paylasmıstır. Her ev kendi gücü nispetinde -tanıdık tanımadık
    diye ayırt etmeden herhangi bir karsılık olmaksızın- uzaktan gelen panayır
    ziyaretçilerini yedirip içirip yatırmıstır. Zile’de misafirperverlik saygınlıgı artırıcı

    bir özellik olarak görülmüstür. Zamanla, yukarda belirtildi gibi panayırın bölge
    için önemini kaybetmis olması, ulasımın kolaylasması, insanların bulundugu
    yerlerde her türlü ihtiyaçlarını karsılayabiliyor olmaları sonucu ziyaretçi
    sayısında azalma olması; yeni insa edilen evlerin misafir agırlamaya uygun
    olmaması gibi sebeplerle tanımadık misafir agırlama geleneginin yaygınlıgını
    kaybettigi; ancak es, dost ve akrabaya gösterilen misafirperverligin henüz
    devam ettigi görülmüstür.
    Bu çalısmada, komitenin organize ettigi panayır hazırlıklarından olan
    açılıs merasimlerinin siyasî islevinde de bir degisim oldugu sonucuna
    varılmıstır. Açılıs törenlerinin, geçmiste Zile’nin sorunlarını merkezî
    yönetimlere aktarabilmek gibi daha dısarıya dönük bir siyasî islevi varken
    bugün, yerel yönetimlerin kendini tanıtıp gücünü ortaya koyması; yine yerel
    yönetimlerin halkla bütünlesmesi, halkın da yöneticilerine yakınlasması gibi
    içe dönük bir siyasî islevi oldugu görülmüstür.
    Zile Panayırı’nın kültürel yapısını panayır eglenceleri ve panayırda olusan
    alısveris kültürü olusturur. Bu sebeple alısveris ve ticaretin gelistirilmesi gibi
    en önemli islevi yanında sosyallesme, dinlenme ve eglenme gibi islevlerinin
    olması, panayırların halk bilimi bakıs açısıyla degerlendirilmesi açısından
    önemlidir.
    Bu çalısmada Cumhuriyet döneminde yapılan panayır eglencelerinin
    geçirdigi degisim ve dönüsümler incelenmistir. Osmanlı döneminden beri
    devam eden geleneksel eglencelerin yerini zamanla özellikle Batı’dan alınan
    yeni eglence anlayısına bıraktıgı sonucuna varılmıstır. Panayır
    eglencelerindeki bu degisim ele alınırken yerel eglenceler de
    degerlendirilmistir.
    Kökeni Orta Asya Türk kültürüne dayanan “Osmanlı senliklerinin”den cirit,
    at yarısı ve güres gibi seyirlik spor karsılasmaları ile geleneksel Türk
    tiyatrosu, çadır tiyatrosu, cambaz gösterileri vb. eglenceler, Cumhuriyet

    dönemine tasınan geleneksel eglencelerdir; ancak Cumhuriyet dönemine
    tasınan geleneksel eglencelerin birçogunun islevini kaybettigi, bazılarının ise
    degistigi görülmüstür.
    At yetistiriciliginin masraflı olması ve at yarıslarının büyük sehirlerdeki
    hipodromlarda yapılması sebebiyle at yarısı, cirit gibi halk sporları, panayırda
    artık yapılmamaktadır. Halk sporlarına ilginin azalmasının sebebi, resmî ve
    özel kurulusların futbol, basketbol gibi spor dallarına daha çok destek
    vermesidir; ancak Türkiye Güres Federasyonunun kurulması, böylece güresin
    desteklenmesi sayesinde güres bütün Türkiye’de hâlâ ilgi gören bir spor dalı
    olarak kalmıstır. Zile Belediyesi’nin de gürese destek vermesi, yeni
    güresçilerin yetismesini saglamıstır. Son bir iki yıldır, anlasmalı güresler
    yapıldıgı gerekçesiyle Zile Panayırı’nda güreslerin düzenlenmedigi
    görülmüstür. Panayır güreslerinin halkın geçmisiyle ve kültürüyle arasında bir
    bag kurma islevi vardır. Bu sebeple güreslerin, Zile Belediyesi Güres htisas
    Kulübü sayesinde bölgede yetisen güresçilerle devam ettirilmesinin uygun
    olacagı kanaatine varılmıstır.
    1970’li yılların sonuna kadar son derece ilgi gören geleneksel Türk
    tiyatrosu, çadır tiyatrosu, cambaz, esnaf alayları gibi eglenceler, televizyon
    sayesinde eglencenin her eve girmesiyle, bugün artık islevini kaybetmistir.
    Âsıklık geleneginin de, panayırda islevini kaybetmesinde, sözlü kültür
    ortamından yazılı ve elektronik kültür ortamına geçis sürecinde yasanan
    degisim etkili olmustur. Osmanlı eglencelerinden günümüze kadar tasınan
    hokkabazlık bugün degiserek illüzyonistlik olarak karsımıza çıkar. Geleneksel
    eglencelerin yerini lunapark ve sirkle birlikte yavas yavas yeni eglence
    anlayısına bıraktıgı görülmüstür.
    Eski dönemlerdeki cirit ile köy seyirlik oyunlarıyla ve 1960’lı yıllardan
    itibaren yerel derneklerin ve okulların düzenledigi gösterilerle halkın, kendi
    eglencesini kendisinin de olusturdugu, böylece bazı panayır eglencelerinin
    bizzat içinde oldugu görülmüstür.

    Panayırlar, insanları bir araya getirerek sosyal hayatın canlanmasını ve
    gelismesini saglayan ortamlardır. Panayırın önemli bir islevi dinlendirme ve
    eglendirmedir. Yaz boyunca çalısıp, hasat mevsiminde yorulan halk,
    panayırla birlikte yorgunlugunu atarak rahatlar, kıs aylarına daha mutlu girer.
    Bu sebeple panayırlarda gelisen çaga uygun eglence unsurlarının devam
    etmesi gereklidir. Kültürel animasyonların farklı tasarımlarla yenilenmesiyle
    Zile’de, hem panayır geleneginin korunması hem de gelecege tasınmasının
    mümkün olacagı düsüncesine varılmıstır.
    Panayır sayesinde, Zile’de ve çevre sehirlerde üretilen ham maddenin
    degerlendirilmesi, malın sergilenerek alıcı bulması, rekabetin olusturulması
    sonucu, Zile’nin endüstri, ticaret ve teknoloji bakımından gelismesi
    saglanmıstır. Bu sebeple panayırda olusan alısveris kültürü de halk bilimi
    açısından degerlendirilmistir.
    Panayır bünyesinde emtia, zahire ve hayvan pazarları kurulmustur. Bu
    pazarlar sayesinde Zile, yakın çevresinin önemli bir alısveris merkezi olma
    özelligini uzun yıllar devam ettirmistir. Bununla birlikte 19. yüzyıldan itibaren
    bütün dünyada panayırdan fuarcılıga geçis süreci yasandıgı için, Zile Panayırı
    da pek çok resmî ve özel kurulusların mallarını sergileyip, tanıttıkları bir ortam
    olusturmaya baslamıstır. Daha önce bahsedildigi üzere ülkeyi etkileyen
    iktisadî ve sosyal olaylar panayırlardaki alısveris kültürünün degismesine de
    sebep olmustur.
    Bölge halkı için panayır, sanat anlayısıyla eglenceleriyle oldugu kadar
    satılan mallarıyla da yeni ve farklı olanın sergilendigi ortamlardır. Panayıra
    getirilen yeni tarım aletleriyle bölgede ziraat gelismis; emtia pazarına getirilen
    giyeceklerle yılın modası belirlenmistir. Bu gibi örnekler incelendiginde
    panayırların, kuruldukları bölgelerin sosyo-kültürel yapısını degistirme gücüne
    sahip oldugu sonucuna varılmıstır.

    Zile’de panayır etkisiyle el sanatları gelismis ve geleneksel meslekler uzun
    yıllar islevini sürdürmüstür. Panayır için gelen bölge halkının pek çok ihtiyacı
    çesitli arastalarda karsılanmıstır. Bu çalısmada eldeki veriler ısıgında
    Osmanlıdan günümüze kadar Zile’deki geleneksel meslekler ve bu
    mesleklerin bugünkü durumu degerlendirilmis, gelisen teknolojiye paralel
    olarak sehirlerin kendine yeter hâle gelmesiyle bu mesleklerin de islevini
    yitirdigi görülmüstür. Sayıları oldukça azalan bu mesleklerin kültür turizmine
    yönelik –Mustafa Üstünçelik’in yaptıgı aynalı çarık örnegi gibi- üretime devam
    etmeleri, kültürel mirasın korunması açısından önemlidir.
    Her yıl hasat ve bag bozumu mevsiminin ardından ekim ayında kurulan
    Zile Panayırı, çiftçinin ürününü satıp parasını aldıgı ve kısa hazırlık yaptıgı bir
    alısveris merkezi olma özelligindedir. Bu sebeple panayıra baglı olarak
    üretilen ve panayırla yaygınlasıp imgelesen yiyecekler ve kıs hazırlıklarının
    panayırla baglantısı incelenmistir. Panayır geleneginde var olan, bu
    dogrultuda yaygınlasıp imgelesen yiyeceklerin ve panayırla baglantılı olarak
    yapılan kıs hazırlıklarının zamanla unutulmaya baslandıgı tespit edilmistir.
    Bunlardan biri olan Zile pekmezi, özel sektör tarafından ticarî amaçlı
    üretilmekte ve pazarlanmakta, böylece yerele ait imge yiyecek, ulusal kültüre
    de kazandırılmıs olmaktadır. Zile’nin tarihî dokusunun turizme açılması
    amacıyla restore edilen ve edilmesi planlanan evlerde panayır dönemine
    denk gelen kıs hazırlıklarının, tanıtım ve pazarlama amaçlı olarak yapılmaya
    devam edilmesinin bu kültürün tamamen yok olmasını engelleyecegi
    kanaatine varılmıstır.
    Bölgedeki halkın yasam biçimi, panayır kültürünün olusmasında etkili
    olmustur. Cinsiyete, maddî duruma, dini yasama sekline, yasa göre farklılıklar
    gösteren panayır unsurları, nesilden nesile aktarılır. Panayırlarda sosyal
    dayanısmayla olusan geleneksel kültür, insanlar arasında birlik ve beraberligi
    pekistirir.

    Panayır gibi organizasyonlar, sehirlerin tarihî ve kültürel dokusunu
    tanımak ve tanıtmak açısından önem arz ederler. Bu sebeple hazırlanan bu
    tezde, Zile Panayırı’nın tarihsel süreçteki durumu, hazırlıgı, kültürel yapısının
    çözümlemesi, Zile kültürüne katkısı degerlendirilerek, panayırın
    geleneksellesme sürecinde geçirdigi degisim ve dönüsüm incelenmis ve
    degisen sartlara göre panayır geleneginin de degiserek yasamaya devam
    ettigi sonucuna ulasılmıstır.

    KAYNAKLAR

    AND, Metin. Kırk Gün Kırk Gece Eski Donanma ve Senliklerde Seyirlik
    Oyunları, Taç Yayınları, istanbul, 1959.
    AND, Metin. “Eski Seyirlik Oyunlarımızdan Hokkabazlık”, Forum, 14, 173,
    Ankara, 15. 06. 1961. 21-22
    AND, Metin. “ilk Türk Canbazları”, Hayat Tarih Mecmuası, Mayıs, 1967.
    35-37
    AND, Metin. “XVI. Yüzyılda Spor, Eglence, Oyun”, Hayat Tarih
    Mecmuası, Mart 1970. 5-8
    AND, Metin. Osmanlı Senliklerinde Türk Sanatları, Kültür ve Turizm
    Bakanlıgı Yayınları, 1982, Ankara.
    ANDREASYAN, Hrand D. Polonyalı Simeon’un Seyahatnâmesi 1608-
    1619, istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, istanbul, 1964.
    AKPINAR, Bahar. “Tarım Toplumundan Sanayi Toplumuna Geçiste
    Panayır-Sergi-Fuar-Festivalin Durumu ve Türkiye Örnegi”, Millî Folklor, 16,
    64, Ankara, 2004.25-36
    ALTINDAL, Bekir. “Altmıslı Yıllarda Zile”, 2000 Zileliler Belgeseli,
    istanbul, 2000.142-168
    ALTINDAL, Bekir. “Zileli iki Âsık Sadık Doganay ve Çakırçalılı Ali Kurt”,
    Tokat Kültür Haber Dergisi, 3,15, Nisan-Mayıs 2004. 26-30
    ALTINDAL, Bekir. “Zile Ekonomisinin Geçmisinden Gelecege Bakıs”,
    Özhaber Gazetesi, Zile, 20 Nisan 2007.
    ALTIOK, Hayrettin. “Nasıl Karagözcü Oldum”, Yeni Adam, 431, istanbul,
    1943. 11
    ARSLAN, Cengiz. Güresçinin Rehberi-1, izmir, 1984.
    ATAMTÜRK, Z. “Sergi ve Panayırlar, Ekonomik Önlemleri”,iktisat ve
    Ticaret Mecmuası, 2, 20, istanbul, 1935. 29-31
    AYDIN, Ahmet Sezai. “Fuar-Sergi-Panayır”, iller ve Belediyeler, 32, 363,
    Ankara, 1976. 5-7
    BASARAN, Musamet. Serbest ve Greko-romen Güres, Gençlik ve Spor
    Genel Müdürlügü, Ankara, 1989.
    BASOGLU, Bekir. “Boyabat Panayırı”, Türk Folkloru, 2, 16,
    istanbul,1980. 27
    BAYKARA, Tuncer. Eski Türk iktisadî Hayatı ve Sehir, Tarih Enstitüsü
    Dergisi Sayı 6’dan Ayrıbasım, istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
    Matbaası, istanbul, 1975. 75-97
    BAYKARA, Tuncer. Bir Osmanlı Çagı Pazarının Çöküsü: Karahöyük
    Pazarı, XI. Türk Tarih Kongresi’nden Ayrıbasım, Türk Tarih Kurumu Basımevi
    Ankara, 1994. 1097-1103
    BAYKARA, Tuncer. Türkiye’nin Sosyal ve iktisâdî Tarihi (XI-XIV.
    Yüzyıllar), Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2000.
    BESiRLi, Mehmet. Zile Âyanı ilbasıoglu Küçük Ahmet Aga,
    Gaziosmanpasa Üni. Fen Edeb. Fak. Yay., 14, Tokat, 2004.
    BURKE, Peter. Yeniçag Basında Avrupa Halk Kültürü, imge,
    Ankara,1996.
    Büyük Larousse, “Panayır”, 18, Milliyet, istanbul,1986.
    Çagıltı, “Zile’yi Tanıtıyoruz”,1, 5, Zile, Agustos 1961, 33-34
    ÇAKIR, Coskun. Tarihimizde Pazarlar Kutsaldır (Röportaj), Erisim:
    http://www.os-ar.com
    ÇALISIRLAR, Aziz. “Çadır Tiyatrosu”, Tiyatro Ansiklopedisi, Kültür
    Bakanlıgı, Ankara, 1995.
    ÇAMLICA, Ali. “Panayır Tiyatrosu”, Yeni Adam, 454,istanbul, 1943. 8,11
    ÇELEBi EVLiYA, Mehmed Zilioglu. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi,
    Sadelestiren Tevfik Temelkuran, Necati Aktas, Cilt III-IV,istanbul.?
    ÇINAR, Ali Abbas. “Divan-ı Lügati’t-Türk’te At Kültürü”, Türk Dünyası
    Halk Kültürü Üzerine Arastırma ve incelemeler, Mugla, 1996.
    DÖNMEZ, Rahmi. Zile, Aksiseda, Samsun, 1951.
    ERDOGRU, M. Akif. Ondokuzuncu Yüzyılda Osmanlı
    imparatorlugunda Hafta Pazarları ve Panayırlar, Ege Üniversitesi Edebiyat
    Fakültesi Yayınları, izmir,1999.
    ERGiN, Osman Nuri. Mecelle-i Umûr-ı Belediye, IV, istanbul Büyüksehir
    Belediyesi Kültür isleri Daire Baskanlıgı Yayınları, istanbul, 1995.
    ETEM, Muhlis. Sergi ve Panayır, Cumhuriyet Matbaası, istanbul, 1931.
    GÜLEÇ, Ertugrul. Geleneksel Atlı Ciritçilik, Ankara, 1998.
    GÜVEN, Özbay. “Türklerde Pehlivanlık”, Türk Dünyası Arastırmaları, 56,
    1988.
    GÜVEN, Özbay. Türklerde Spor Kültürü, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
    Yüksek Kurumu, Ankara, 1992.
    GÜVENÇ, Bozkurt. Kültürün abc’si, Yapı Kredi Yayınları, istanbul, 1997.
    HAZAR, Atila. Rekreasyon ve Animasyon, Detay Yayıncılık, Ankara,
    2003.
    iNAN, Abdülkadir. Samanizm, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2000.
    iZGi, Özkan. “Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar’da Geleneksel Festival ve
    Eglenceler”, Tarih Dergisi, XXXI Mart 1977, Ayrı Basım Edebiyat Fak.
    Basımevi, istanbul, 1978. 29-36
    KAHRAMAN, Atıf. Osmanlı Devletinde Spor, Kültür Bakanlıgı Yayınları,
    Ankara, 1995.
    KAHRAMAN, Fikri. Sâlnâme-i Vilâyet-i Sivas (Sivas, Amasya, Tokat, ve
    Karahisar Sarkî) (1308-1890), istanbul, 2001.
    KANSU, S. A.-Tahsin Özgüç. “Zile ve Civârının Ön ve Eski Tarihine Âid
    Yeni Buluntular”, Ülkü, Ankara, Mayıs 1941.215-219
    KARAKETE, Hakan T.. Padisahım Çok Yasa! Osmanlı Devletinin Son
    Yüz Yılında Merasimler, Kitap Yayınevi, istanbul, 2004.
    KILIÇ, Arif. “Zile Tarihi”, Çagıltı, 1, 2, Zile, Mayıs 1961a.
    KILIÇ, Arif. “Zile Tarihi”, Çagıltı, 1, 5, Zile, Mayıs 1961b.
    KILIÇ, Arif. “Zile Tarihi”, Çagıltı, 2, 11, Zile, Nisan 1962.
    KÖSEOGLU, Nevzat. Geçmis Zaman Pesinde yahut Vaizin
    Söyledikleri, Ötüken, istanbul, 2007.
    KUBAN, Dogan. “Anadolu-Türk Sehri Tarihî Gelismesi, Sosyal ve Fizikî
    Özellikleri Üzerinde Bazı Gelismeler”, Vakıflar Dergisi, 7. Cilt, 1968. 53-73
    KÜPELi, Özer. “Osmanlı Devleti’nde Panayır Organizasyonları ve Gönen
    Hacı isa Panayırının Tarihine Dair”, Osmanlı, 3. iktisat, Yeni Türkiye
    Yayınları, Ankara, 1999. 490-496
    MERAL, Semra-Yusuf Meral. Her Yönüyle Zile, Zile, 1983.
    MERAL, Semra-Yusuf Meral. Zile’ de Camiler, Türbeler, Veliler ve
    Efsaneler, istanbul, 1991.
    MERiÇ, Nevin. Osmanlı’da Gündelik Hayatın Degisimi, Âdâb-ı
    Muâseret, Kaknüs, istanbul, 2000.
    Meydan Larousse. “Panayır”, istanbul, 1972.
    MUTLU, Mustafa. “Yapraklı Panayırı”, Ankara Ticaret Odası Dergisi, 6,
    1976. 36-37
    ONUR, Nemci. Çadır Tiyatrosu, Kurul Yayınları, y.y., 1966.
    OGUZ, Öcal, “Ulusal Kalıtın Küresellestirilmesi Sorunu ve Tunus El
    Sanatları”, Millî Folklor, 13, 51, Ankara, 2001. 114-118
    ONG, Walter j.. Sözlü ve Yazılı Kültür: Sözün Teknolojilesmesi, Metis,
    istanbul, 1999.
    ORTAYLI, ilber. Gelenekten Gelecege, 9. Baskı, Ufuk Kitapları, istanbul,
    2004.
    ÖÇAL, Akar. “Fuar, Sergi ve Panayır Hukuku Üzerine Bir inceleme”,
    Eskisehir iktisadî ve Ticarî ilimler Akademisi Dergisi, 6, 1, Eskisehir,1970.
    215-220
    ÖGEL, Bahaeddin. Türk Kültür Tarihine Giris IV, Kültür Turizm Bakanlıgı
    Yayınları, Ankara, 1985.
    ÖNGEL, Hasan Basri. Türk Kültür Tarihinde Spor, T.C. Kültür Bakanlıgı,
    Ankara, 2001.
    ÖZÇAGLAR, Ali. Zile Turhal Yöresinin Monografyası, Ankara Üni.
    DTCF Cografya Bölümü, Yayınlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1983.
    ÖZDEMiR, Nebi. “Eglence Kavramı ve Hıdırellez Kutlamaları”, Millî
    Folklor, 6, 11, 42, Ankara, 1999. 31-38
    ÖZDEMiR, Nebi. “Bilim ve Teknolojideki Gelismelerin Köy Seyirlik
    Oyunlarına Etkisi”, Millî Folklor, , 13, 51, Ankara, 2001.119-129
    ÖZDEMiR, Nebi. Türk Eglence Kültürü, Akçag, Ankara, 2005.
    ÖZDEN, Halis Turgut. “Niksar Ayvas Panayırı”, Ülker, Niksar Halkevi, 1,
    3, Niksar, 1inci Tesrin 1936.1-4
    ÖZTELLi, Cahit. Zileli Sairler, Vilayet Matbaası, Samsun, 1944.

    ÖZTELLi, Cahit. “Cirit ve Cirit Oyunu Üzerine”, Geleneksel Türk Sporları
    Semineri (31 Temmuz 1976 Konya), Konya Turizm Dernegi Yayınları,
    Ankara, 1976. 51-55
    RiSVANOGLU, Mahmut. Dogu Asiretleri ve Emperyalizm, Bogaziçi,
    istanbul, 1992.
    SEDiLLOT, René. Degistokustan Süpermarkete, Dost, Ankara, 2005.
    SEPETÇiOGLU, Mustafa Necati. Dünden Bugüne ve Yarına-1, irfan,
    istanbul, 1999.
    SEREZLi, Hulusi. “Zile Panayırı”, Erisim:
    http://zileplatformu.com/page2.aspx#eskipanayır
    SERTOGLU, Murat. Rumeli Türk Pehlivanları, Kültür ve Turizm
    Bakanlıgı Yayınları, Ankara, 1986.
    SEVENGiL, Refik Ahmet. Eski Türklerde Dram San’atı, Millî Egitim
    Basımevi, Ankara, 1969.
    SMiTH, Robert Jerome. “Toplumsal Halk Gelenegi Festival ve Kutlamalar
    Çev.: Sibel Keskin Yayınlanmamıs makale)
    SÖKMEN, Emine. “Komana Pontika ve Zela: Pontos Bölgesi’ndeki
    Tapınak Devletleri”, Karadeniz Arastırmaları Sempozyum Bildirileri (16-17
    Nisan 2005 Ankara), Ege Yayınları, istanbul, 2006.
    SU, Kâmil. “Balıkesir Panayır ve Pazarı”, Kaynak, Balıkesir Halkevi, 3, 36,
    19, Balıkesir, ikinci Kânun 1936.914-916
    SÜMER, Faruk. Oguzlar (Türkmenler), Ankara Üniversitesi DTCF Yay.,
    Ankara, 1967.
    SÜMER, Faruk. “Yabanlu Pazarı”, Türk Dünyası Arastırmaları, 37,
    istanbul, Agustos 1985.
    SÜMER, Faruk. “Selçuklu Devrinde Ticaret”, Türk Dünyası Arastırmaları,
    83, Nisan, istanbul, 1993.9-14
    STRABON, Geographıka. Antik Anadolu Cografyası, Çev. Adnan
    Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, istanbul, 2000.
    SAPOLYO, Enver Behnan. “Ankara’da Cirit Oyunu”, Ülkü, 12, 68, Ankara,
    1938. 165-168
    SEN, Ömer. Osmanlı Panayırları (18.-19. Yüzyıl), Eren, istanbul, 1996.
    94
    SiMSiRGiL, Ahmet. “Osmanlılar idaresinde Zile Sehri”, Marmara
    Üniveritesi Fen Edebiyat Fakültesi Türklük Arastırmaları Dergisi, 6,
    istanbul, 1990. 231-243
    TAN, Nail. “Tarihî Türk Güresi Hakkında Notlar”, Geleneksel Türk
    Sporları Semineri (31 Temmuz 1976 Konya), Konya Turizm Dernegi
    Yayınları, Ankara, 1976. 56-61
    TEXIER, Charles, Küçük Asya, Çev. Ali Suat, Enformasyon ve
    Dokümantasyon Hizmetleri Vakfı, Ankara, 2002.
    Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu, 1997-1998 Faaliyet
    Raporu
    Tokat il Yıllıgı 1967, Dogus, Ankara, 1968.
    TOPLAMACIOGLU, M. Nevzat. “Reklamcılık ve Panayırlar”, Siyasî
    ilimler(Mülkiye Mecmuası), VIII, Eylül, Ankara, 1938. 316-320
    TRAK, ilhan, Mustafa ZENGiN. Zile 94 (Zile ilk Yıllıgı), Zile, 1994.
    TURAN, Osman. Tarihî Akısı içinde Din ve Medeniyet, Bogaziçi,
    istanbul, 1998.
    Türk Ansiklopedisi. “Panayır”, XXVI, Milli Egitim Basımevi, Ankara, 1977.
    Yeni Rehber Ansiklopedisi. “Panayır”, 16, Türkiye Gazetesi,istanbul,
    1994.
    YILDIZ, Naciye. Manas Destanı (W. Radloff) ve Kırgız Kültürü ile ilgili
    Tespitler ve Tahliller, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 1995.
    Yurt Ansiklopedisi. “Tokat”, 10, istanbul, 1984.
    Zile’de Çıkan Süreli Yayınlar

    Basarı,
    Çagıltı Dergisi, 1961-62-73
    Demokrat Safak, 1957-60
    Demokrat Zile, 1952-57
    Genç Demokratlar, 1953-55
    Gündem, 1988-
    Özhaber,
    Zile Panayırı, 19 Ekim 1965 (Zile Postası Eki olarak bir sayı
    çıkmıstır.)
    Zile Postası, 1960-
    Kaynak Kisiler
    AKSOY Bekir. Zile dogumlu. Zile ve Ankara’da ikamet ediyor. Emekli
    ilkokul ve müzik ögretmeni, udî.
    BASPiLAVCI Hüseyin. (Gömlekçi Hüseyin) Emekli Belediye memuru.
    Zile’de ikamet ediyor.
    BAYRAMOGLU Arif. Zile’de ikamet ediyor. Uzun Çarsı’da terzi. Yetmis
    yaslarında.
    BOZDAG ibrahim. Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor. Eski güresçi. Zile
    Belediyesi Güres ihtisas Kulübü antrenörü.
    BULGURCUOGLU Nefise. 1956 Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor.
    Emekli ilkokul ögretmeni. Derlemeci: Mücellâ Ayhan (Teke)
    ÇAGLAR Ahmet. Zile’de ikamet ediyor. Erzurumlu Çay Evi sahibi.
    DEMiRTOLA Osman. Turhal’da ikamet ediyor.
    DiVRiKLiOGLU Ahmet. Zile’de ikamet ediyor. Sair-yazar, esnaf.
    DURAN Ali. Çakırçalı köyü eski muhtarı. Çakırçalı köyünde ikamet ediyor.
    ERÇETiN Dursun. Güres agası, eski Murat Oteli sahibi. Turhal’da ikamet
    ediyor.
    ERYILMAZ Necmettin. Zile Belediyesi Basın ve Halkla iliskiler Müdürü.
    Zile’de ikamet ediyor.

    FiSEKÇiOGLU Hüseyin. 1946 Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor. Uzun
    Çarsı’da esnaf.
    FiSEKÇiOGLU Ömer. 1940 Zile dogumlu. Hollanda’da ikamet ediyor.
    KACEMER Ahmet. (Külaflar) Zile’de ikamet ediyor. Eski yarıs atı sahibi.
    KURT Ali. (Âsık) 1931 Zile-Çakırçalı dogumlu. Çakırçalı köyünde ve
    istanbul’da ikamet ediyor.
    ÖZTÜRK Mehmet. (Yetim) Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor. Emekli
    sebze toptancısı
    PEKiNCE Sadiye. Turhal dogumlu. Turhal’da ikamet ediyor. Ev hanımı.
    SEPETÇiOGLU Mustafa Necati. 1932 Zile dogumlu. Yazar, egitimci,
    yayıncı. 09. 05. 2006 tarihinde istanbul’da görüsüldü. 08.07.2006 tarihinde
    vefat etti.
    SEZEN Mehmet. (Monter Memet) Zile’de ikamet ediyor. Zile Turizm
    Dernegi Eski Baskanı. Elektrik teknikeri, ressam, karikatürist.
    SÖYLEYEN Aydın Âli. (Âsık Aydın Âli) 1928 Zile Kızılcin (Evrenköy)
    dogumlu. Zile’de ikamet ediyor.
    SENDOGDU Kemalettin. Zile’de ikamet ediyor. Sekerci, eski fotografçı.
    TURAN Sekür. 1939 Dogu Türkistan dogumlu. 1955 yılında Dogu
    Türkistan’dan Türkiye’ye göç etmistir. Ankara’da ikamet ediyor. Emekli Kültür
    Bakanlıgı uzmanı.
    ÜSTÜNÇELiK Mustafa. (Ganioglu). Zile’de ikamet ediyor. Yarıs atı
    sahibi, jokey, çarık ustası.
    YESiLTAN Asım Turgut. Avukat, Zile dogumlu. istanbul’da ikamet ediyor.
    ZORLU Selâhattin. Zile dogumlu. Zile’de ikamet ediyor.

    EKLER

    1. EK: Basbakanlık Osmanlı Arsivi Belgeleri
    1a: 1279.S.7/ 28 Ocak 1863/ BOA. A. MKT.MHM. 254/15
    98
    1b: 1269.R.26/ 6 Subat 1853, BOA. A. MKT.MHM. 5315
    99
    1c: 1264.5.25 /1 Subat 1848, BOA. A. MKT. MHM. 4/91
    100
    2. EK: Zile Panayırı Konulu Hikâye ve Siirler
    2a: Fikret Tarhan, Eski Panayırlarda (Hikâye)10

    ESKi PANAYIRLARDA

    Birden davul zurna sesinin yakından gelen costurucu nagmeleriyle açtı gözlerini
    Emrah. Sonbahar günesinin ilk ısıkları asma yaprakları arasında odaya yeni
    girmislerdi. Odanın bos duvarlarında henüz renksizlige bürünmemis turuncu ve
    sarılar tatlı gri asma gölgeleriyle oynasıp duruyorlardı..
    …Panayır baslamıstı demek? Panayır bayragı davul-zurna ile sokaga erken
    çıkmıs sen çocuklar kalabalıgında panayır yerine götürülüyordu… çocukların neseli
    görüntüleri Bütün mahalleyi tutuyordu. Emrah, birden çocuklugun ortasında buldu
    kendini. Gidiyorlardı. Davulcu vurdukça tokmagı uzak tepelere yaslanıp yaslanıp
    geriye geriye dönüyordu bu ses. Zurna öylesine costuruyor bayrak öylesine
    dalgalanıyordu Emrah kırlangıç kadar hafifti. Yürümüyor sanki uçuyordu. Yollar
    öylesine kalabalıktı insanlar, atlılar, keçiler, koyunlar, inekler, mandalar, develer ve
    arabalar bu sesi bu bayragı takip edip sehrin dısında bir yere gidiyorlardı …
    Büyük bir kalabalık toplanmıstı bir tepenin eteklerinde. Büyük bir insan ve
    hayvan kalabalıgı… bir degil iki degil üç degil belki yirmi tarlaya yayılan bir
    kalabalıktı bu. Ugultusu uzak tepelere yaslanıyor, insanlar her adımda pazarlık
    yapıyorlardı.seyyar satıcılar rengarek tenteli arabaları önünde durmadan
    bagırıyorlar,ayva,elma,üzüm ve soguk mesrubat satıyorlardı.Bir kösede köfteciler
    ızgara dumanları ardında panayır köftesi yapıyorlardı.Anadolunun dört bucagı sanki
    burada toplanmıstı. Yörügü, Çerkezi, Bosnagı, Lazı, Arnavudu, kıptigsi, Oguzu …
    Her gruptan insan vardı kalabalıkta. Emrah bir ara coskun bir ugultuyla irkiliverdi.
    Davul zurna nagmeleri önünde bir adam dolu dizgin giden atının karnına yapısmıs
    bir yöne dogru at sürüyordu. Ardında onu kovalayan bir at daha vardı. Kovalayana
    karsıt bir atlı daha çıktı meydana. ‘cirit basladı’ dedi birisi. Atlılar karsılıklı çıkıyorlar,
    birbirlerine degnek attıktan sonra tekrar kendi bölgelerine kaçıyorlardı. Bir ara
    nefesi tutulacak gibi oldu Emrah’ın karsılıklı yönlerden iki atlı daha fırlamıstı
    meydana. Birbirlerini kollarken atlarının dizginlerine büyük bir ustalıkla idare
    ediyorlardı. Bir anda kalabalık uguldayıverdi. Atlının birisi elindeki degnegi olanca
    hızıyla hasmına fırlatmıstı. Aynı anda kalabalık hayret ve saskınlıkla tekrar uguldadı.
    Emrah’ın yüregi küt küt vuruyordu. ikinci atlı degnegi yememek için birden üzengi
    bosaltmıs ve atının yan tarafına yatıvermisti. Degnek ise vınlayarak bir karıs
    üzerinden geçmisti. Aynı anda degnegi atan atlı atıyla harmanlamıs ve kaçmaya
    baslamıstı. Degnegi savusturan atlının bir anda dolu dizgin giden atının üzerinde
    dikildigi ve sıkı bir nara attıktan sonra degnegini fırlattıgı görüldü. Degnek uçtu uçtu
    süzüldü ve kaçan atlının sırtına yapısıverdi. Kalabalık yeniden daha bir coskunlukla
    uguldadı davulcu yeniden olanca gücüyle vurdu. Zurnacı avurtlarını doldurdu. Atlılar
    iki grup olmuslar bir kaynasma bir gidis gelis.. hücum ediyorlar ricat ediyorlar tekrar
    hücum ediyorlardı.. atlar dalga dalga köpükler içinde, kuyrukları topuz topuz
    baglanmıs kosarken nemli topraktan nallariyle parçalar fırlatıyorlardı. Burun delikleri
    bir açılıp bir kapanıyordu yagızların, doruların, kıratların…
    Daha genis bir meydanda Anadolunun dört bir yanından gelmis her tonda her
    ırktan yarıs atları, gelinlere gıpta ettirecek süslemeli çullarıyla dolasıyorlar,
    çevrelerinde okul kaçagı talebeler ellerinde çanta baslarında sapka çark edip
    duruyorlardı.
    Beri yanda meraklı bir grup toplanmıslar ’basa güresecek bu’ diyorlardı,
    “öbürleri ortaya”. Agır adımlarla ilerliyen dev yapılı kisileri gösteriyorlardı.
    Amasyalıları, Sivaslıları, Samsunluları, Kepezlileri, Üçköylüleri, Karayünlüleri,
    anlatıyorlardı… cirit güres ve yarısta ünlü isimleri sayıyorlardı. “çopurun atı” diyorlar
    bir daha demiyorlar.
    Birden komsu pencereden feryat eden radyonun sesi ile yatagında buldu
    kendini Emrah. “yine hazan mevsimi geldi.” diyordu radyodaki ses. Günes iyiden
    iyiye yükselmisti davulcular artık sesleri duyulmayacak kadar uzaklasmıslardı...



    2b: Ömer Altunsoy

    ESKi PANAYIRLAR (1945-1970)

    Zile'de her yıl olur panayır
    Ne hos gelenek kalmıs gidiyor
    Bu pazarda herhese kâr ve hayır
    Ticarete millet dalmıs gidiyor
    Eskiden derlerdi adına deri
    Devam ede gelir ESiR PAZARInda beri
    Her mal kendisine bulur müsteri
    Müsteri malını almıs gidiyor
    Kimi avaz avaz pazarlar malı
    Koymus tezgahına köme pekmezi balı
    Kimi sorar kardes kaç para halı
    Alıs veris hızını almıs gidiyor
    Dellal Hacı11 ilan eder panayır
    isidin,dinleyin geldi panayır
    Her taraftan gelir bir çok misafir
    Yakın köyler insan dolmus gidiyor12
    Zilede panayır yerel yılbası
    Kiralar yenilenir çıraklar isbası
    Kalabalıktan görünmez hem uzun çarsı
    Sanki insan seli olmus gidiyor
    11 Belediyenin ilan memuru.
    12 Misafir çok oldugunda, yakın köyler de misafir alırdı.
    Pehlivanlar gelir köyden bucaktan
    Dem vurur orta, bas, basaltı karakucaktan
    Ne yigitler çıktı bu dualı ocaktan
    Er meydanı yigit dolmus gidiyor
    Üç köylü Sefer yigit pehlivan13
    Gücü yeterse hasmına vermezdi aman
    Bası aldı gitti Çapbacak pehlivan14
    Çok pehlivanlar güres yapıp gidiyor
    Güresten sonra yaglı pehlivan
    Onları bekliyor hem çifte hamam15
    Davulcu önde millet pesinde yayan
    Kaydeye ayak uymus gidiyor
    Davullar vurulur patlarcasına
    Güresir yigitler tur atarcasına
    Küheylanlar kosar çatlarcasına
    Rüzgara kanat açmıs gidiyor
    O kadar insan gelir ki sayamaz kerrat
    Yarısta ikinci Karabacak16 birinci Çopur’un17 kırat
    Öyle kostular ki sanki çift kanat
    Veli Efendi’yi geçti hayret gidiyor
    13 Zile’nin Üçköy’ünden güreslere katılan, o zaman Zile’nin en yigidi olan pehlivan.
    14 Türkiye’nin yigit Çabbacak lakaplı pehlivanı.
    15 Pehlivan önce “Çifte Hamam”da yıkanır sonra giyinir.
    16 At sahibi
    17 At sahibi
    Halkalar atılır kader çekilir
    Bes koyan yetmis bes, on yüz elli alır
    Yer bulamayan konuk hamamda kalır
    Her taraf insan dolmus gidiyor
    Bu sene dört çadır tiyatro gelmis
    Bursalılar yol boyu nakıs yaparmıs
    Herkes kâr etmis para kazanmıs
    Keseler para dolmus gidiyor
    Kulup sigarasına18 halka atarlar
    Bir sigara için hepten batarlar
    Bazen ütülür bazen üterler19
    Kimi güleç kimi üzgün gidiyor
    Halkalar atılır kulup sigarasına
    Kuvvet denemesi20 yüz lirasına
    inadına para harcarcasına
    Paralar cepten çıkmıs gidiyor
    Motosiklet üstüvanesi motosiklet duvarda yürür
    insanın yüregi azına gelir
    Çok ses çıkarır kulaklar sagır
    Samatadan yer gök inler gidiyor
    18 O zamanlarda olan kutu sigara.
    19 ütmek: kazanmak, ütülmek: kaybetmek
    20 Hedefe vardıgında patlayan demir ray üzerinde giden tekerkli agır bir araba.
    Bir salıncak gelmis sanki gökdelen
    içi dısına çıkıyor bir defa binen
    Çok memnun ayrılır Zile'ye gelen
    Tarihi bir sehir görmüs olup gidiyor
    Davullar çift çift vurulur
    Her yerde halaylar kurulur
    Üzümler kesilir baglar bozulur
    Pekmez, köme, kıyma, sucuk dolmus gidiyor
    Deri geldi her dertlerin yeri geldi derler
    Herkes davar alır etlik keserler
    Onu da yılına kadar yerler
    Kilerler erzak doldu gidiyor
    Panayırda her yerde dügün var
    Cambazlar gelir palyaço oynar
    Üzümler kesilir sireler kaynar
    Sokaklar cipre21 kokmus gidiyor
    Bir kaderci vardı noksan tahtası
    Çok bagırır açılır kulaklar pası
    Adam kandırmanın olmus ustası
    Tepine tepine ne hos gidiyor
    21 Üzümün suyu sıkıldıktan sonra kalan küspesi
    Öyle kalabalık görünmez sonu ve ucu
    Pazar yeri dolmus mal, deve koyunla keçi
    Çadırlarla dolmus pazarın içi
    Hiç bos yer kalmamıs dolmus gidiyor
    Birde gittim derisi22 vardır
    Zile’de panayır bir bayramdır
    Gelenler anlatır duyan hayrandır
    Herkeste bir söz sohbet olmus gidiyor
    Panyırda DERi HELVASI23 vardı
    Yalnız panayırda bulanırdı
    Ata sporu çirit oynanırdı
    Kokusu her tarafı tutmus gidiyor
    Zile’m ne hos yadın gelenegim
    Anılacak ismin mahsere degin
    Damakta tattır kömen leblebin
    Adı gönüllere dolmus gidiyor
    Bir tiyatro vardı adı da Babus
    Sakın ugrama oraya hemencek savus
    Yoksa sen de olursun kafayı yemis
    Çok kimseler pisman olmus gidiyor
    22 Sona kalan panayır
    23 Panayıra has yapılan helva
    Yagmura demisler nereye? Zile derisine
    Çok hizmet düstü Belediyesine
    Herkes minnettar kaymakamına reisine
    Memnun olur herkes gelip gidiyor
    Herkes kâr eder olmaz zararı
    Zile panayırına gitmeye vermis kararı
    Hem panayır hem senlik bölge fuarı
    Adı yurda yayılmıs gidiyor
    iste böyle olur Zile derisin
    Siz anlayın artık kalan gerisin
    Ömer anlattı size yarısın
    Panayır anlatmak bitmez gidiyor

    Ömer ALTUNSOY
    23. 07.2006/Zile


    2c: Hüseyin Fisekçioglu, Zile Panayırı Destanı

    ZiLE PANAYIRI DESTANI

    Tarihi Zile’mizde gelince güz mevsimi
    Süreriz iki hafta panayırın demini
    Panayır deyip geçme eglenceli olurdu
    Görmedigimiz seyler ZiLE'mize gelirdi
    Evvelden panayıra burda DERi denir
    Kıymanın en tazesi panayırda yenir
    Haftalar öncesinden hazırlık yapılır
    Tüm halkımız mutlu bir sevince kapılır
    Herkes bekliyordu ki misafirler gelecek
    En kıyametli yiyecekler ikram edilecek
    Böylece misafirler çok çok memnun kalacak
    Ev sahibi onlardan bol bol dua alacak
    Karsılıksız olurdu misafire ikramlar
    Hak'rızası içindi yapılan tüm ihsanlar
    Misafirler gelirdi tasradan her bir eve
    Misafir edinirdik onları seve seve
    Konuk odalarında kurulurdu sofralar
    Envai türlü yemek, börekler baklavalar
    Herkeste sevgi saygı birbirine muhabbet
    Atıyla gelirdi Kozlucalı Cıbır Ahmet
    Misafir odasında kurulurdu semaver
    Demli çay içilirken yapılırdı sohbetler
    Sonra sogukluk denen meyveler yenilirdi
    Bu sekilde gecenin yarı vakti gelirdi
    Gece yarılarında eglenceler biterdi
    Herkes gider huzurla yatagına yatardı
    Yumusak kümbet gibi, yün yatak, atlas yorgan
    Tüy yastıklar, yatmaya kıyamıyordu insan
    Tertemiz çarsaflar gül kokulu nevresimler
    Tertemiz pijamalar ve yepyeni terlikler
    Kimi evde iki, üç, bes, bazen sekiz, on, on bes
    Misafir agırlardı belki yirmi, yirmi bes
    Bu böylece on bes günlerce devam ederdi
    Panayır sona erer misafirler giderdi
    Ev sahipleri memnun misafir daha memnun
    Allah verirdi o haneye huzur sükûn
    Haydi bizde gidelim bir bakalım diyerek
    Gittik eski panayırları hep düsleyerek
    Yolların kenarında emtia sevgileri
    Müsteri çagırıyor bagırarak her biri
    Müsteri çekmek için çesit çesit numara
    iyi görünmek için türlü dalga dubara
    Çesitli malları var hepsinin ayrı ayrı
    Hangisini satacak oda bilinmez gayrı
    Havalarda uçarlar müsterisi gelince
    Çok memnun kalırlardı mallarını alınca
    Satarlardı malları yemin billah ederek
    Haramdan kazanırlardı belki bilmeyerek
    Helali haram edip cebe dolduruyorlar
    Karsısında seytan Lain'i güldürüyorlar
    Bangır bangır bagırıyorlar buraya gelin
    Beni görün yahut da benim malımı alın
    Ne istesek alırdık bulunurdu her biri
    Caddeler ve sokaklar olurdu pazar yeri
    Çevre ilçe köylerden dilenciler gelirdi
    Onlarda panayırdan nasibini alırdı
    Esansçılar da gelip dolardı memlekete
    Esans püskürtürlerdi rekabetle millete
    Garip panayırcılar eglence ve samata
    Üç kurus almak için yalvarırlar adeta
    Hepsinin emeli rızık ekmek davası
    Hepsinin basında var bir geçim belası
    Kader çektirirlerdi hep bagıra bagıra
    Vardır mutlak kısmetin gel de burada ara
    iki kisi binerdi gondol vari kayıklar
    Sanki salıncak gibi gökyüzüne çıkar
    Motosiklet sürerdi döner üstüvanede
    Cesur bir delikanlı paralel olup yere
    Halkacı poligonlar kasnaklar attırırdı
    Sigaraya geçiren paketiyle alırdı
    Zati Sungur gelirdi illüzyonlar yapmaya
    isteyen ahmakların fallarına bakmaya
    Aletler sayesinde çok numara yapardı
    Onu seyredenlerin gözlerini boyardı
    Bazı çadırlarda da özel falcılar vardı
    inancı zayıfların fallarına bakardı
    Çocuklara, minyatür bir de tren gelirdi
    Düdügünü çalarak onları gezdirirdi
    Çocuklar için bir de çarpısan oto vardı
    Ona binip çarpısıp çok egleniyorlardı
    Yankesici Sabih emmi orda dolasıyordu
    Belki kendine göre avını seçiyordu
    Para makineleri var idi kumar için
    Devlet mani olmazdı onlara bilmem niçin
    Üstü çıplak gezerdi Çeltekli Deli Mehmet
    Ondan korkan çocuklar çagırırlardı medet
    Homan Baba bos gezer ne verseler alırdı
    Bu arada o gariban da yolunu bulurdu
    Bazı çadırlarda tüfek atısları vardı
    Gençlar on bes kurusa av sporu yapardı
    Attıkları tek saçma elde havalı tüfek
    isabetli atarsan vurursun olur gerçek
    Boks torbası asılı dururdu bir kösede
    Herkes yumruk vururdu bes kurusa gisede
    Masa topu dedigimiz langırt masaları
    Yanlarına kosardı langırtın hastaları
    Ne kadar güzel idi dönen atlı karınca
    Sevinirdik binip de yükseklere varınca
    Çıkarken ve inerken ne zevkti o apayrı
    Dönme dolap gibi hep dönerdi durmaz gayrı
    Var idi aglayanlar ve de korkan hanımlar
    Mütevazi oturup eglenirdi aydınlar
    Koskoca bir salıncak vardı gondola benzer
    Gök yüzünde asılı yeryüzünden bihaber
    Cesareti olanlar burda gondola biner
    Havada uçar gibi bir gelir bir de gider
    Bir sene de Zile'ye teleferik gelmisti
    Tek kisilikti millet hevesini almıstı
    Çocuklar için dönen yapma atlar olurdu
    Ona binen çocuklar nesesini bulurdu
    Döner üstüvanede salıncaklar gelirdi
    Yirmi bes kurus bedelle onlara binilirdi
    Salıncakta uçarken havalarda yüzerdik
    Su zincirler kopsa da fezaya uçsak derdik
    Sene elli altıda bir de kadın binmisti
    Havadayken korkudan altına isemisti
    Salıncak dedigin baslı basına eglence
    Hiçbir zaman bos kalmaz çalısır gündüz gece
    Gödek Hasan salıncak zevkini çıkarırdı
    Kavga yapar solugu karakolda alırdı
    Ne hayaller kurardık küçücük gönlümüzde
    Sanki bir insan seli akarken önümüzde
    Cerrah Hacı burada saat tesbih satardı
    Garibandı rahmetli ekmegine bakardı
    Her sene gelir idi Zile'ye yaslı cambaz
    Telin üstünde havada kılıyordu namaz
    Yanında bulunurdu cambazın komedyen'i
    Adına boncuk derdik çok toplardı begeni
    Takma bacak takınca uzun bacagı vardı
    insanlara dört metre yükseklerden bakardı
    Önde boncuk yürürdü elinde tef çalarak
    Eli yüzü boyalı saklabanlık yaparak
    Elde terazi denen uzun bir çubuk vardı
    Gözleri baglı iken hünerini yapardı
    Telin üzerindeyken orda kurban keserdi
    Böyle zor bir sanatı orda icra ederdi
    Gözleri baglı iken ip üstünde yürürdü
    Tenekenin içine girip onu sürürdü
    Cambazın pehlivanı akrobasi yapardı
    Koluna baglı kalın zincirleri kırardı
    Helalinden parayı bence o kazanırdı
    Millete avuç açar ne verseler alırdı
    Hayvanlar poligonu çadırlar kurulurdu
    Envai çesit hayvan burada bulunurdu
    Boga yılanı,aslan,kaplan getirirlerdi
    Ayıları oynatmak bizi güldürürlerdi
    Altı yılan üstü kız bir sahmaran gelirdi
    Kafadan kuyruguna sekiz metre olurdu
    Ne yersin? diye sorsan derdi süt, çikolata
    Nerede yok alandın? de derdi ki Afrika'da
    Üstü kız altı balık deniz kızı gelirdi
    Herkes bunların sahte oldugunu bilirdi
    Garip bir hayvan vardı anne pars baba sırtlan
    Biz bu hayvanı gördük sen de görmeden inan
    Gelirdi çesit çesit görmedigimiz kuslar
    Tedirgin, yılgın, bezgin ürkek bakıslar
    Dünyanın dört bir kösesinden tek tek avlanmıs
    Kafeslere tıkılıp hep yürekleri yanmıs
    Gelirdi türlü türlü vahsi vahsi hayvanlar
    Kafeslerin içinde durmadan tur atarlar
    Maymunlarla goriller çıtalarla sebekler
    Bizleri eglendirmek için sırayı bekler
    Kuslar poligonunda bir de vardı pelikan
    Gagası bir teneke su alıyordu inan
    Bazı çadırlarda da akvaryumlar balıklar
    Onları seyretmeye doyamazdı alıklar
    Dalgalı aynalara dev aynası denirdi
    Her seyi dalgalı ve acayip gösterirdi
    Her sene görünürdü salepçi pamuk dede
    Bardagı on bes kurusa satardı herhalde
    Serbetçiler olurdu serbetleri sisede
    On kurusa satarlardı onu her kösede
    Hamdi emmi bagırır tursuya gel tursuya
    Köme'nin en alası taze tarhana bu ya
    Ayrancı ayran satar millete bardak bardak
    Herhalde bir bardagı on bes kurus olacak
    Pamuk ve horoz sekercileri de gelirdi
    Kuvvet macunu lokum yerlerini alırdı
    Nevsehirli Asım sekerden tren yapardı
    Bir tanesini yirmi bes kurusa satardı
    Helvacı MUHARREM'in de o meshur helvası
    ince elek unundan yapılmıs en alası
    En halisinden inek yagı ile bulanmıs
    Bugul bugul bugluyor tepsi tepsi donanmıs
    Kimi fakir çocuklar bes kurusa su satar
    Kimi börek, cigerci, köfteci Aslan da var
    Köfte elli, ciger kırk, bir tas su bes kurusa
    Herkes malını satmak için girmis yarısa
    Bir çok el sanatının yelpazesi Zile’miz
    Eserini sergiler sanatta yok hilemiz
    Mutlaka gelir idi çadır tiyatorular
    Kurulurdu sahneler dansözler göbek atar
    HiSSELi iSTANBUL ve BABUS TiYATORULARI
    SEMiRAMiS ve BÜYÜK TiYATORU adları
    Sanat içinde eylem eylem içinde sanat
    icra ediyor burda çingene kızı Fitnat
    Çırçıplak biçareler göbek atıp oynuyor
    Sehvetle seyredenler seyretmeye doymuyor
    En ön sıralardaki bir sürü çapkın salak
    Aç diye bagırıyor ellerini çırparak
    Israr etmeyin diye bir parça nazlanarak
    Gösteriyor edepsiz o namahrem yerini
    Seans böyle bitiyor perdeler kapanıyor
    Bir sonraki seansa tekrar hazırlanıyor
    iki oyuna bir bilet bu oyunlar bedava
    Bilmeyenler ögrensin SEMiRAMiS burada
    Beylar buraya kosun çünkü artık vakit dar
    Bizim kızlar çok cesur burada BABUS da var
    Bunların hepisi bir lokma ekmek pesinde
    Zengin olmak hepsinin hayalinde düsünce
    Hepsinin çok kazanıp zengin olmak hevesi
    Gözlerinden okunuyor bedbahtlık nesesi
    On bes gün müddet ile hayvan pazarı vardı
    Çevreden gelen herkes hayvanını satardı
    Zileliler her evde mutlak etlik keserdi
    Bütçelerine göre etlik yapmak isterdi
    Etlikler çok mühimdi çünkü kıs yiyecegi
    Kısın para azalırdı bu isin gerçegi
    Panayır zamanında bol oludu paralar
    Çünkü bir yıl boyunca birikmisti bu kadar
    Kıyma, kavurma, sucuk, pastırma yapılırdı
    Pastırma, sucuk pencerelere asılırdı
    Duyulurdu her evden tık tık tık satır sesi
    Yüzlerinden okunuyor herkesin nesesi
    Kıyma ve kavurmalar tenekeler dolusu
    Mahalleleri sarardı baharat kokusu
    Bol et yerdi insanlar zenginler ve fakirler
    Fakirlere ikramlar olurdu birer birer
    Kahvede olurdu asık atısma söleni
    Armaganı alırdı en birinci geleni
    Bazı kahvede meddah hikaye anlatırdı
    Sessizlik doruktaydı yok gürültü patırdı
    Bazı kahvelerde de tombala oynanırdı
    Sansı olan çesitli hediyeli kazanırdı
    Daha önce kahveler Karagöz oynatırmıs
    Biz ona yetismedik o eski bir fasılmıs
    Sabahçı kahvesinden hiç eksilmezdi ümit
    Yirmi dört saat bulunur mesrubat, süt ve simit
    Bazı kahvelerde de destanlar okunurdu
    Hosuna gidenlere parayla satılırdı
    Bazı kahvelerde de çalgılar çalınırdı
    Oynayan oyun oynar çok nese alınırdı
    Son cumartesi günü yaglı güres olurdu
    Denk olan pehlivanlar gürese tutusurdu
    Pehlivanlar gelirdi il ilçe ve köylerden
    Misafir edilirlerdi birkaç gün önceden
    Davul, zurna esliginde Zile’yi dolanırlar
    Bütün Zileliler pehlivanları tanırlar
    Cumartesi günü er meydanı dolardı
    Pehlivanlar da sahaya gelmeye baslardı
    Bir elinde kispeti yag ıbrıgı birinde
    Pehlivana masallah gösterisi yerinde
    Güres meraklıları gıpta ile izlerdi
    Sevdigi pehlivanı methü senâ ederdi
    Cazgır efendi çıkıp sahaya bundan öte
    Bütün pehlivanları tanıtırdı millete
    Hakemlerde gelirdi teker teker sahaya
    Pehlivanlar rakibi baslardı yoklamaya
    Cazgırın son emriyle yaglı güres baslardı
    O yigit pehlivanlar birbirini tuslardı
    Ayak, deste, bas altı, agır bas pehlivanlar
    Hepsi de rakibine yapar türlü oyunlar
    Pehlivanın birisi mutlak galip olurdu
    Uzun müddet alkıslar alanı doldururdu
    Davul ve zurnalarla çevresini süzerdi
    Caddeler sokak sokak memleketi gezerdi
    Görenler pehlivana kırk bin masallah derdi
    Birinci pehlivanlar ödül alıp giderdi
    Son pazar günü yapılırdı at yarısları
    Bölgeyi doldururdu meraklı bakısları
    Birkaç gün evvelinden bir pist düzenlenirdi
    At yarısları burda yapılacak denirde
    ilan edilirdi yarısların mahiyeti
    Belediye yarısa davet eder milleti
    Protokol için de türibinler kurulurdu
    Memleket büyükleri orada bulunurdu
    Nazlı nazlı gezer ortada yarıs atları
    Sanki uçacak gibi yoksa da kanatları
    Çorum'un Alaca'dan da bir hanım gelirdi
    Getirdigi atı hep birincilik alırdı
    Bakırcı Ali Abi’nin demirkır atı vardı
    Girdigi yarıslarda birincilik yapardı
    Bakırcının Alinin birde al atı vardı
    Yarısa baslayınca rüzg3ar gibi uçardı
    Zile’mizde Mustafa Onurtekin var idi
    Yarıs atları besler ve attan anlar idi
    Karabacagın Mıstık derler idi adına
    Bakmaya doyamazdı insan doru atına
    Kır at altmıs altıda birincilik almıstı
    Mübarege tüm Zileliler hayran kalmıstı
    Bondolar esliginde getirirlerdi evine
    Mıstık Emmi üstünde çok sevine sevine
    Tüm mahalleler sevindi dünya onların oldu
    Kır at yarıs kazandı diye mutluluk buldu
    Atlı polis olmustu Zile’mizden ilk sefer
    Karabacagın Mıstık Emmi’nin oglu Enver
    Hala seref ve sanla o gururu tasıyor
    Simdi emekli oldu istanbul'da yasıyor
    Gani oglu Mustafa, Ali Osman Balaban
    Külâfın Ahmet Abi vardı atları olan
    Birde Bidıcıoglu’nun Ali Rıza var idi
    Güzel atları sever ve attan anlar idi
    Tüm yarıs atlarının özel seviyesi vardı
    O attan sorumluydu gözü gibi bakardı
    Her günde muntazaman idamını yaptırırdı
    Sonra terini siler üstünü kapatırdı
    Vardı bütün atların örtüsü saçakları
    Bir kuyrugu görünürdü bir de bacakları
    Basını iki kisi tutardı en iyisi
    Bir tarafında jokeyi bir tarafta seyisi
    Mübarek nazlı nazlı sokaklarda gezerdi
    Vakur bir eda ile çevresini süzerdi
    Bu manzarayı gören masallah çekerdi
    At sahibi atına nazarlıklar takardı
    Derlerdi ki bu atlar üzümle beslenirdi
    iyi beslenen hayvan birinciye gelirdi
    Bu güzel manzaralar simdi mazide kaldı
    Sanki bir hırsız gelip adetleri çaldı
    Bazı sene Samsun'dan da bir hanım gelirdi
    Getirdigi kısrak at hep birinci olurdu
    Hamit Tokuçcuoglu’nun safkan al Arap atı
    Rüzgar gibi uçardı olmasa da kanadı
    Çopur Mahmut Emmi’nin kahverengi benekli
    Pamuk kır atı vardı mübarek çok ahenkli
    At besleyen bir Papaklı Rüstü Arık vardı
    Atları her kosuda dereceler yapardı
    Dısardan Zile’ye bir de Acem gelirdi
    Getirdigi Alceylan dereceler alırdı
    Daha çok atlar vardı sayılmaz sıra sıra
    ismini saymadıgım bakmasın kusura
    Dellalın düdügüyle atlar piste gelirdi
    Belirlenen bulvarda yerlerini alırdı
    ikinci bir düdükle tay yarısı baslardı
    Mübarek genç hayvanlar rüzgar gibi kosardı
    Bin bes yüz metre sonra tay yarısı biterdi
    Derece alanlara ödülleri yeterdi
    Orta derece kosu aynı böyle geçerdi
    Herkes begendigi güzel atı seçerdi
    En nihayet büyük yarısa sıra gelirdi
    En meshur güçlü atlar yerlerini alırdı
    Yan yana duruyorlar asil soylu hayvanlar
    Hayran hayran süzerdi muhabbetle insanlar
    Burda bütün memleket karı, kız, çoluk çocuk
    Yiyecek getirmisler rabbim ne kadar bolluk
    Herkes ne güzel giymis sanırsın bayram yeri
    Zile’mizde bulunan en güzel seyran yeri
    ikramlar yapıyorlar insanlar birbirine
    iltifat ediyorlar herkes yek degerine
    Herkes kendi gönlünce bir yerlere gidiyor
    Bir çogu kazanacak atı tahmin ediyor
    Hepsi mübareklerin üstün biri birinden
    Asagı kalanı yok biri yek degerinden
    Sonra son bir düdükle baslıyor pistte yarıs
    Kime nasip olacak sonuca önce yarıs
    Hepsi mübareklerin bir ok gibi fırlardı
    Hepsi de yarısı kazanmaya bakardı
    Bir az sonra bir kaçı ayrılırdı sürüden
    En öndeki mübarek olur birinci gelen
    Derece alanlara ödüller verilirdi
    Arkada kalanlara nal topluyor denirdi
    Birinci gelen atlar davul zurna çalarak
    Eve getirilirdi ek mukafat olarak
    O mübarek hayvanlarda asil ve nazlı nazlı
    Yürüyerek gelirdi Hâlîkına niyazlı
    Peslerinde el çırpan çocuk seksen yüz kadar
    At meraklısı olan büyük insanlar da var
    Herkes manzarayı ihtisamla seyrederdi
    At sahibi gururla gönlünü sadederdi
    Davul zurna senlikle varırlar idi eve
    Mahalleli camlardan bakardı seve seve
    At sahibinin hanımı dısarı kosardı
    O mutlu gösteriste onun da hakkı vardı
    Helal olsun arslanım birinci oldun derdi
    Atını kucaklayıp gözlerinden öperdi
    At yarısından sonra panayır son bulurdu
    Herkes çekilip gider Zile sessiz kalırdı
    Fisekçioglu soyadım adım Hasan Hüseyin
    Bunları hatırladım daha baska ne deyim
    Tevellütü sorarsan altmıs bir yasındayım
    Hep o eski günlerin hayali düsündeyim

    Hasan Hüseyin Fisekçioglu
    2006/Zile

    2d: Ahmet Divriklioglu, Panayır Gözlemim

    Esmer tenliler, nes’esi süsü panayırın
    On halka bes bin, iki atıs bin tüfekte
    El edip çagırmalar, göz süzüp yag yakmalar
    Saklatıp en kral çengice parmaklarını
    Hayır mı kalır? Gün boyu atılan sallanan göbekte
    Rulet yok eskilerde oynanan
    Üç zar bir bardakta sallanır sıkırdatılır canlı
    Ters getirilince sinek, as, maça çizili masaya
    Sans, koymussan istegince miktar parayı birine
    Ya kazanırsın bir misli, çogunluk kaybeder müsteri tarafı
    Makyajdan parlasa da yüzleri bayanların
    Kömür gözlerinde bence en acısı gizli
    Parmakları kursun saçmaları içinde aksam, sabah
    Cigerlerinde barut dumanı
    Sorsan bir, ister mi böylesi talihi
    Çadır direklerinde baba salıncakları asılı
    Rüyası, gündüzü panayırcı çocukların burada geçer
    Kir pas içinde kaç zamandır yıkanmayan ellerli yüzü
    Türlü hayaller kursalar da çocukçasına
    Yine de bir sonraki günleri, bir öncekinden geçer beter
    Biz kendi havamızdayız, hemen her gece
    Bekir, Cafer, Ahmet br iki de tanıdık takılır
    Ahmet ucuza atar sarı kızda tüfegi
    Bekir, Cafer masa topu derdinde, Haydar oglunu kaybetmis arar durur
    Banaysa o curcunanın içinde, isin hisli yanı kalır.
    24 Divriklioglu, Ahmet. “Panayır Gözlemim”, Gündem, 17 Ekim 1991, 3.

    2d: Ahmet Divriklioglu, Yaglı Panayır Güresi

    YAGLI PANAYIR GÜRESi

    Salavatlar gönderdik Hz. Muhammed’e
    Kurtdereli’ye Aliço’ya Fatihalar gönderdik
    “Haydi Allah derman versin” dedi cazgır iki pehlivana
    Davulda kıvrak bir ritim, zurnada name neymis gördük

    25 Divriklioglu, Ahmet. “Yaglı Panayır Güresi”, Gündem, 10 Ekim 1991, 3.

    Allah, Allah’larla basladı pesrev
    Siyah kispetlerin dizinde sakladı eller
    Paçalardan temenna alındı karsılıklı
    Kardesçe, yigitçe, pehlivanca birbirlerine selam verdiler
    Tek ayak üstünde, tek kol havada
    Gerildi bir yaydan kavi tunçtan vücutlar
    Kaslar, adaleler kabardı alabildigine
    Ates çemberi günes parladı yaglı vücutlarda aynalar kadar
    Bir oynasma basladı agırdan ahenkli
    Tokat’lı Memed biri birisi Samsun’lu Said
    Nazardan saklasın Yaradan ikisini de
    ikisi de birbirinden civandı birbirinden yigit
    Tutmuyordu eller yaglanan bedenleri
    Kural buya maglup olmalı biri ya pes etmeli
    Acımasız kuvvetler denendi karsılıklı
    Kopacak, çıkacak sanırsınız sanki eklem yerleri
    Derken el enseler,çekildi demir pençeler ile
    Nefesler davul ritmince solunmada
    Günes, batıyordu ki ufukta agırdan
    Tokat’lı Memed bas pehlivan oldu 918.
     ZiLE Panayırı’nda
    TUFAN (Ahmet Divriklioglu


    3. EK: Zile Panayırı’nın Davetiye ve Afisleri
    Zile Belediyesi Arsivi / 2000 Yılına Ait Davetiye
    Zile Belediyesi Arsivi
    Zile Belediyesi Arsivi
    4. EK: Zile Panayırı’nın Fotografları
    Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
    Zile Panayırı Giris Takı'nın Elektrik Teknikeri Mehmet SEZEN Tarafından Isıklandırılması
    Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
    Zile Panayırı Giris Takı'nın Elektrik Teknikeri Mehmet SEZEN Tarafından Isıklandırılması
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı Giris Takı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı
    Erisim: http://unyezile.com/zilefoto2.htm
    Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
    Fikret Tahran, Osman Ugurel, Mehmet Sezen, Mehmet Kapısız, Korkut …
    1963 Panayırı Lunapark Alanı
    Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
    1963 Panayırı At Yarıs Alanı, Çadırlar, Lunapark
    Fotograf : Çagıltı Dergisi - Yıl : II, Sayı : 15, Aralık 1962
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto8.htm
    Zile Panayırı’nda Develer
    Gönderen : Hulûsi SEREZLi - Zile Postası Gazetesi Panayır ilâvesi 19 Ekim 1965
    Erisim: http://unyezile.com/zilefoto14.htm
    Zile Panayırı'nın Panoraması - Sagda Zile Kalesi
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto1.htm
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı
    Mehmet Sezen Fotograf Arsivi
    Isıklandırılmıs Lunapark Alanı
    ibrahim Derebası Fotograf Arsivi
    Derebası Zade Çopur Mahmut Efendi ve Meshur Kır Atı Akın
    ibrahim Derebası Fotograf Arsivi
    Derebası Zade Çopur Mahmut Efendi
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Yarıs Atı / Bando Ekibi
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı At Yarısları
    Mimar Fatih M. Altındal Fotograf Arsivi
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto10.htm
    Zile Panayırı'nda At Yarısı
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
    Zile Panayırı'nda At Yarısı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı At Yarısları Birincisi
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı At Yarısları Birincisi
    Fotograf : Necmettin ERYILMAZ
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı
    Seyis-Jokey Ali Osman Balaban (Kedivelioglu)
    Yarıs Atı Hayran
    Foto Yıldız / 1968 Yarıslarında Birinci Olan At
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    1997 Agalık Seçimi
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Güres Davul Zurna Ekibi
    ibrahim Bozdag Arsivi
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    1997 Aga Adayları Halkı Selamlıyor
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Güreslere Eslik Eden Davul Zurna Ekibi ve Bas Cazgır Sükrü Kayabas
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Yaglanan Güresçiler
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Bas Cazgır Sükrü Kayabas ve Güresçiler
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Bas Cazgır Sükrü Kayabas
    Zile Belediyesi Arsivi
    Zile Belediyesi Arsivi
    Genç Güresçiler
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Küçük Güresçiler
    ibrahim Bozdag Fotograf Arsivi
    1985/86 Minikler Kategorisi
    Bekir AKSOY Fotograf Arsivi
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
    Üçköylü Pehlivan Sefer KOÇ Bir Güreste
    ibrahim Bozdag Fotograf Arsivi
    1960’lı Yıllarda Güresçiler ve Güres Alanı
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    1990’lı Yıllarda Güresçiler ve Güres Alanı
    ibrahim Bozdag Fotograf Arsivi
    1995/96 Güresleri Birinciibrahim Bozdag, ikinci Mehmet Güngör, Üçüncü Osman Uzun
    Arkada Protokol Çadırı
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Ahmet Tasçı 91/92 Baspehlivanı
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Panayır Güreslerinde Dereceye Girenler Protokolle
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Birinci Vedat Ergin, ikinci Cengiz Elbia, Üçüncü Sükrü Kazan
    Solda Zile Belediye Baskanı Murat Ayvalıoglu, Ortada Kaymakam Osman Günaydın,
    Sagda Turhal Belediye Baskanı Turan Evren
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Zile Belediyesi Gelir Müdürü Osman Dogtas
    Köme Yarısması
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Zile Belediye Baskanı Murat Ayvalıoglu
    En Çok Süt Veren inege Madalyası Takılırken
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto6.htm
    Panayır Güres Alanında Mehter Takımı
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto3.htm
    29 Ekim 1969 Cumhuriyet Bayramı Törenleri ve Zile Panayırı 'nda Esnaf Alayı
    Gönderen Bekir Aksoy
    Foto Yıldız 29 Ekim 1962
    Gönderen Bekir Aksoy
    Zile Panayırı 23.10.1962
    Gönderen Bekir Aksoy
    Zile Panayırında Masa Topu Oyunu-Ahmet Töre-Hayati Eryigit 24.10.1962
    Gönderen Bekir Aksoy
    Zile Panayırı 1962
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı Hediyelik Esya Standı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı Emtia Pazarı
    Zile Belediyesi Tanıtım CD'sinden Pamuk Sekeri
    Erisim http://unyezile.com/zilefoto11.htm
    Hulusi Serezli Fotograf Arsivi
    Panayırda Açılan Arçelik Standı
    Hulusi Serezli Fotograf Arsivi
    Panayırda Açılan Arçelik Standı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı Hayvan Pazarı
    Zile Turizm ve Tanıtma Dernegi Baskanı Mehmet Sezen’in Kamera Kaydından
    1968 Yılında Zile Panayırı Hayvan Pazarlıgı
    Eski Zile Hayvan Pazarı
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto1.htm
    Fotograf : Hulûsi SEREZLi/
    Erisim: http://unyezile.com/zilefoto14.htm
    Zahire Pazarı
    5. EK: Bir Panayır Resmi
    Bir Panayır Tiyatrosu Kapısı
    Yeni Adam, 454, istanbul, 1943, 8.sayfa
    6. EK: Zile’de Panayıra Baglı Gelisen Geleneksel Mesleklerin Fotografları
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto2.htm
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Mazmanlık
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Mazmanlık ve Semercilik
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Semercilik
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Semercilik
    Foto Ugur Fotograf Arsivi
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto8.htm
    Demirci Atölyesinde Demirci Ustası
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Demirci Atölyesinde Demirci Ustaları
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Demirci Atölyesinde Demirci Ustası
    Zile Belediyesi - 2005 Masa Takvimi'nden
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto5.htm
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kalaycılık
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kalaycılık
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto1.htm
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Semavercilik
    Fotograf Necmettin Eryılmaz
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto9.htm
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Nalbantlık
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Leblebicilik
    Zile Belediyesi Fotograf Arsivi
    Erisim: http://unyezile.com/zileailefoto8.htm
    Erisim: http://unyezile.com/zilekult.htm
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kosancı - Sayacı (Saraç)
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Kosancı - Sayacı (Saraç)
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Zile’de Yasayan Geleneksel Mesleklerden Çarıkçılık
    Aynalı Çarık Ustası Mustafa Üstünçelik
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Aynalı Çarık
    Gönderen: Necmettin Eryılmaz
    Aynalı Çarık

    ÖZET

    [GiRGEÇ Nurhan] [Zile Panayırı Üzerine Halk Bilimsel Bir inceleme],
    [Yüksek Lisans Tezi], Ankara, [2007].

    Bu çalısma, Zile Panayırı’nın geleneksellesme sürecinde geçirdigi degisim
    ve dönüsümleri incelemek amacıyla hazırlanmıstır. Ancak baslangıcı çok
    eskilere dayanan bu panayırın geçmisi hakkında yeterli bilgi edinilemedigi için
    Cumhuriyet dönemindeki geleneksel unsurlar incelenmistir.
    Zile Panayırı’nın tarihte geçirdigi degisim ve dönüsümler kısaca ele
    alınmıs ve Zile’de kurulan medeniyetlerin panayır üzerindeki etkisi
    degerlendirilmistir. Cumhuriyet döneminde ülkede yasanan iktisadî ve sosyokültürel
    degisimlerin panayırı etkiledigi görülmüstür. Zile Panayırı’nın hazırlık
    sürecinde, panayır organizasyonunun planlanması, panayır tarihinin,
    süresinin ve panayır yerinin belirlenmesi, tanıtım ve reklam kampanyasının
    yürütülmesi, konaklama, yeme-içme gibi ihtiyaçların giderilmesi, güvenligin
    saglanması gibi konular incelenmistir. Yapılan uygulamalar ve bu
    uygulamaların sürekliliginin Zile Panayırı’nın geleneksellesme sürecine
    önemli bir katkı sagladıgı düsüncesine varılmıstır.
    Zile Panayırı’nın kültürel açıdan çözümlemesi çerçevesinde panayır
    eglenceleri incelenmistir. Cumhuriyet döneminde yapılan panayır eglenceleri,
    geleneksel eglenceler ile modern eglenceler olarak ele alınmıs, yerel
    eglenceler ise bu bölümler içinde degerlendirilmistir. Panayır gelenegi
    içerisinde önemli bir yeri olan eglencelerin, çagın sartlarına göre degiserek
    devam ettigi görülmüstür.
    Zile Panayırı, üretimde olusan birikimin tüketildigi bir alısveris ortamıdır.
    Geleneksellesen bu alısveris ortamının sehrin modernlesmesine katkısı
    oldugu düsüncesine ulasılmıstır.

    Zile’de panayıra baglı gelisen el sanatları ve geleneksel meslekler ile yine
    panayıra baglı üretilen ve panayırla yaygınlasıp imgelesen yiyecekler ve kıs
    hazırlıklarının panayırla baglantısı incelenmistir. Sonuçta panayırın Zile’nin
    kültürel dokusunu etkiledigi görülmüstür.
    Panayır baglamında olusan folklor unsurları tek tek ele alındıgında, ticarî
    amaçlı kurulan panayırların bir bütün olarak gelenek olusturdugu sonucuna
    varılmıstır.

    Anahtar Sözcükler: Zile Panayırı, gelenek, eglence, alısveris, halk bilimi

    ABSTRACT

    [GiRGEÇ Nurhan] [A Folkloric Examination on Zile Fair], [Master Thesis],
    Ankara, [2007].

    This study is presented in order to investigate the alteration and the
    transformation of Zile Fair during the traditional process. There is no enough
    information about the history of that fair which is originated in old times, so
    we confined ourselves with studying the traditional elements in the Republic
    period of Turkey.
    In this study, it is treated the alteration and the transformation
    process of Zile Fair, and the effects of the old civilizations in Zile over it. It
    seemed that in Republic period, the Zile Fair was influenced from the
    economical and the social-cultural alterations. We examined the titles such
    as planning the fair organization, determination of the fair date, place and
    period of that activity, carrying out the campaign of advertisement, solving
    problems such as, food, drink and encamping, and also ensuring the
    security, during the preparation process. It concluded that the practices and
    their continuousness contributed to traditional process of the Zile Fair.
    It is also treated the entertainments of fair by analyzing the Zile Fair
    culturally. In this context, the entertainments are classified as the Republic-,
    the traditional- and the modern ones, and local entertainments are treated
    into those groups. It seemed that the entertainments, which have an
    important position into the fair tradition, carry on by changing itself according
    to the age conditions.
    The Zile Fair is a trading atmosphere which the accumulation of
    production is exhausted. It also concluded that this traditional trading
    atmosphere contributed the town to modernize itself.
    In this context, it also examined the traditional occupations, hand
    crafts, the foods which became widespread and an imaginary thing by that
    fair, and the relation between the winter preparations and that fair
    175
    organization. Conclusively, it seems that the fair affected the cultural texture
    of Zile town.
    If the folkloric elements, which came into existence in the context of
    fair, is treated one by one, it concludes that the commercial fairs formed
    entirely a tradition.
    Key words: The Zile Fair, tradition, entertainment, shopping,
    folklore

     




    Kategori : Zile Dökümanları    Ekleyen : zelanakkas    Okunma Hiti : 12054



     » Bilgi Notları Kategorileri
    Dosya Ekle  
    Diğer Dökümanlar  (4)
    Zile Dökümanları  (69)
    Zile Hakkında  (13)
    Zile Makaleleri  (146)

     » En Çok Okunan Notlar
    ZİLE'DE KARA.. 32815
    MUTFAĞIMIZ.. 19483
    ZİLE MAHALLE .. 18584
    TARİHİ V.. 17397
    ZİLEYE BA.. 16928
    ZİLE'NİN.. 13262
    Nurhan GİRGE.. 12054
    ZİLE'DE A.. 11689
    Zile Beji Oldu Ama.. 10484
    CAHİT KÜ.. 10066

     » En Son Eklenen Notlar
    KAYBETTİĞ.. 4480
    ZELA SAVAŞI&#.. 6256
    ZİLE VE .. 3261
    ZİLE TARİ.. 6421
    ZELADAN ZİLEY.. 4647
    CAHİT KÜ.. 5344
    BİR ZAMANLAR.. 4912
    HÜSEYİN .. 4953
    ZİLE'DE A.. 11689
    1917 YILINDA Z.. 5314

     » CopyrightFacebook'ta Paylaş / Tavsiye Et / İletişim / Yukarı Git « 
    «•´`•.(`•.¸ ¸.•´).•´`•» Z♥ İ ♥ L ♥ E ♥ M ♥ İ ♥ Z ♥ İ (¯`•._.•._.•´¯) S ♥ E ♥ V ♥ İ ♥ Y ♥ O ♥ R ♥ U ♥ Z «•´`•.(`•.¸ ¸.•´).•´`•»
    Ayyıldız Tasarım By Göksunlu