--> :::::....Haberlerinizi yollayın yayınlayalım. (admin@zileweb.com)......:::: <-- Zile için | Zileweb.Com ... 2008-2014 .:.

     
Üye Ol veya Giriş Yap

Kullanıcı:
Şifre:
Hatırla: 
Üye Ol:Şifremi Unuttum


 
  • Ana Sayfa
  • Zile Dökümanlar
  • Forumlar
  • Haberler
  • Resimler
  • Videolar
  • Oyunlar
  • Zile Firma Rehberi
  • Zile Linkler
  • Z.Defter
  • Sitede Ara
  • - Bu Sayfa 0,09 Saniyede Yüklendi

     » Ana Bağlantılar
  • Ana Sayfa
  • Top List
  • Forumlar
  • Sitede Ara
  • Dosyalar
  • Dökümanlar
  • Resimler
  • Hakkımızda
  • Haberler
  • Dost Siteler
  • Videolar
  • Üyelerimiz
  • Oyunlar
  • Tavsiye Et
  • Radyo Dinle
  • Facebook
  • İletişim
  • Z.Defteri

  •  » Diger Bağlantılar
  • Zile Videoları
  • Zile Okul Videoları
  • Zile Yerel Seçim Videoları
  • Zile ve Yöresi Oyun Havaları
  • Zile Köy Videoları
  • Zile Kırk Hatim Videoları
  • Müftü Arif Kılıç Sohbetleri
  • Sizden Gelen Videolar
  • Eski Zile Resimleri
  • Yeni Zile Resimleri
  • Eski Zile Ahalisi Resimleri
  • Yeni Zile Ahalisi Resimleri
  • Zile Kış Resimleri
  • Zile Okul Resimleri
  • Zile Kalesi Resimleri
  • Sizden Gelen Resimler
  • Zile Makaleleri
  • Zile Hakkında
  • Zile Dökümanları
  • Zile'nin Ünlüleri
  • Zile Köyleri
  • Zile Nöbetçi Eczaneler
  • Zile Telefon Rehberi
  • Zile Haritası

  •  » Istatistikler
    IP Adresiniz : 54.92.239.26
    Son Üyemiz : Kalaycı
    Toplam Üye : 1070
    Aktif Üyeler :
    Aktif Kişi : 5
    Aktif Üye : 0
    Bugün Tekil : 50
    Bugün Çoğul : 153
    Toplam Tekil : 618921
    Toplam Çoğul : 4367153


     » Güzel Sözler

     » Programlar/Dosyalar
      En Yeniler
      En Hitler

     » BELGESEL ve FİLM İZLE
    YERLİ SİNEMA İZLE
    YABANCI SİNEMA İZLE
    BELGESEL İZLE

    Yandex.Metrica




    CAHİT KÜLEBİ VE ŞİİR DÜNYASI | Zile için | Zileweb.Com
     » CAHİT KÜLEBİ VE ŞİİR DÜNYASI
    Yazı Buyutu :  



    CAHİT KÜLEBİ VE ŞİİR DÜNYASI

                             Yrd. Doç. Dr. Mehmet YARDIMCI  

          Cahit Külebi, Zile'nin Çeltek köyünde 2 Ocak l9l7'de dünyaya gelmiştir. Asıl adı Mahmut Cahit olan  Külebi'nin aile soyadı Erencan'dır. Külebi takma adını sonradan soyadı olarak tescil ettirmiştir.

          Üç yaşında Zile'nin Dutlupınar mahallesindeki anaokuluna başlayan Mahmut Cahit, bir süre Dutlupınar (İstiklâl) okuluna giderse de normal olarak okula Artova ilçesinin merkezinde başlar. Babasının Niksar nüfus memurluğuna atanmasıyla ilkokulun dört ve beşinci sınıflarını Niksar'da okur. Sonra Sivas'ta ortaokulu, Bursa ve Sivas'ta da liseyi bitirir. Yüksek Öğretmen Okulu'na gider.   1940’ta Askerlikten sonra, Antalya lisesi edebiyat öğretmenliğine atanır ve l941'de de evlenir.

          Vefatından kısa bir süre önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Senatosu tarafından Fahri Doktor ünvanı verilen Külebi 20 Haziran l997'de vefat etmiştir.

          Haziran'da vefat eden Külebi ne ilginçtir ki ilk şiirlerini yayımladığı 1938 yılında Haziran adlı bir şiir yazıp yayımlamıştır. Bu şiirde:

                Her akşam bulutlar

                Bilmez telaşımı

                Her akşam bulutlar

                 Belki de haziran

                 Bulacak naaşımı

                 Belki de haziran

    dizeleri ile sanki ölümünün haziran ayında olacağını  bilmiş gibidir.
     
     Sanata Tutkusu

          Şiir yazmaya 13-14 yaşlarında başlayan Külebi ilk şiirini babasının ölümü üzerine yazmıştır. İlk şiirlerini l933'te Sivas Erkek Lisesi'nin dergisi olan Toplantı'da yayımlayan Külebi, sonra Yücel dergisinde şiirlerini yayımlamıştır. Zile'nin o zamanki sihirli havasından büyük ölçüde etkilenen Külebi sanata tutkusunun başlayışını şöyle anlatır:

          "Zile'de bir akşam babam bana üç kitap getirdi. İhtimal o yaşımdan hatırladığım tek gün olan o aydınlık gecede edebiyatı sevmişimdir. Sokaklarında yaz boyunca yük yük üzüm, alaca mısırlar, tenteneli uzun kavunlar taşınan, sabahlara kadar büyük leğenlerde pekmez kaynatılan, bu yüzden kışa kadar sokakları sıcak üzüm kokan ve geceleri uzaktan (Şu Zile'den gece de geçtim görmedim aman) diye türküler duyulan Zile bana sanatı sevdirdi.".

          İlk üç şiiri Haziran-Temmuz l983'de Nazmi Cahit imzası ile Gençlik dergisinde çıkar.  Sonra aynı adla Varlık'ta görülür (Ekim l938). Daha sonra da Sokak (l940), İnsan (1941), Varlık (l940'tan bu yana) Türk Dili (l951-l980),  Türk Dünyası (l954) ve kurucuları arasında olduğu, sonraları dil ve düşünce ayrılıkları nedeniyle aralarından ayrıldığı Hisar'ın ilk sayılarında, son yazılarını da yalnız Varlık ve Türk Dil Kurumu'ndan ayrılıp kurum dışında yayımladıkları Türk Dili dergilerinde yayımlamıştır.

           Kitapları

          Yalnızca şiirle uğraşan Külebi eserlerini de sadece bu türde vermiştir.

          l985'te Şiir Her Zaman adlı deneme, l986'da da İçi Sevda Dolu Yolculuk adlı anı kitaplarını yayımlamıştır. Şiir kitapları ise: Adamın Biri (l946), Rüzgâr (1946), Atatürk Kurtuluş Savaşında (l952) Yeşeren Otlar (l954), Süt (l965), Türk Mavisi (l973), Yangın (l980), Güz Türküleri (l995)

          Cahit Külebi'nin Yeşeren Otlar adlı kitabı l955 yılında Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülünü kazanmış. Nüvit Kodallı da Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı eserinden bir Atatürk Oratoryosu meydana getirip bestelemiştir.

          Sanat Gücü

          Şiirini halk şiirinin gür kaynağından besleyen, dil devriminden, çağdaş eğitimden ve şiir sanatından ödün vermeyen, Türkçe'nin duru şiirlerini yazan, içimizi ışıtan, bize umut veren, güç veren, yaşanmış bir duyarlığı hep hissettiren Külebi'nin l946'da yayımladığı ilk kitabı Adamın Biri'nde umutlu özlemler, küçük kırılışların ardından iyimser direnişler, insanlara sevgi ve acımalarıyla yaklaşımlar, gerçekçi bir yurt sevgisi, Anadolu insanının güçlü bir tasviri ve tertemiz aşklar görülmektedir.  

          Adamın Biri'ndeki şiirler ile önemli bir çıkış yapan Külebi bu dönemde yenilik eyleminin en umutlu ozanlarından biri olarak belirmektedir.  Benim doğduğum köylerde derken tüm Anadolu köylerinin gereksinimlerini,  akşamları eşkıyaların basmasını, gülmesini unutmuş insanları, bıçak gibi esen rüzgârlarda Sivas yollarındaki kağnı gıcırtısını ve sürücüleri, buğday tarlaları bile olmayan köylüleri yumuşak bir dil ve anlatı ile ama tüm yalınlığıyla önümüze koymaktadır. l949'da yayımladığı Rüzgar'daki şiirlerin, Adamın Biri'ndekilerden daha usta işi olduğu da hemen belirginleşmektedir. Nitekim Çare  şiirinde:

                Türkiye uçsuz bucaksız ağacığım!

                Bu yerlerin havası bize yaramadı,

                Kalkıp başka şehirlere gidelim artık

                Çare kalmadı.1

    deyişinde olduğu gibi Adamın Biri'ne göre Rüzgar'daki şiirlerin daha uzun ve duygulardan düşüncelere yönelen bir tutum aldığı sezilmektedir. Rüzgar'da Anadolu coğrafyası, tarihi ve insanı daha bilinçli olarak gözler önüne serilir. Savaş yıllarının getirdiği bazı güçlüklerde ustaca şiirleşmiştir.

          Rüzgar'da Külebi'nin derdinin de sevincinin de hep yurt için olduğu sezilir. Ağladığı, güldüğü hep Anadolu uğrunadır. Bu kitaptaki şiirlerde insan sevgisiyle yurt sevgisi atbaşı yürümektedir.

          Külebi Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı eserinde hiç de karamsar değildir.  Tersine bilinçli, umutludur. Şiirleri elle tutulurcasına canlı ve gümbür gümbürdür.  Sanki bu kitapta Kurtuluş Savaşı'nın panoramasını yapmıştır. Külebi'de sonsuz bir Atatürk hayranlığı vardır.  Bu hayranlık gün geçtikçe artarak büyür ve ona:

                Önce adını öğrenir çocuklarımız

                Eli kalem tutup yazanda

                Binler yaşa yurdumuza hizmeti büyük

                 Kemal Paşa!  Ölümsüz insan, Şanlı Atatürk

    dizelerini yazdırtır.

          Dördüncü kitabı Yeşeren Otlar'da Külebi'de yeni bir değişme sezilmekte Adamın Biri'ndeki olanaklar bizce daha gelişkin bir biçimde görülmektedir.

          Yeşeren Otlar'daki şiirler incelendiğinde Külebi'nin değişik konulara değindiği görülür. Bir Gemi Bir Adam adlı şiirde olduğu gibi kötümser ve umutsuz söyleyişlerle yüklü dizelerde Adamın Biri'ndeki mizahın gerilerde kaldığı, mizah yerine güçlü bir lirizmin geçtiği ve bu kitapta Yeşeren Otlar, Eski Bahçe, Tokat'a Doğru, Çoban, Avrat, Sevda Bahçesi gibi  unutulmayan, değişik ve güncelliğini yitirmeyen şiirlerin yer aldığı görülmektedir.

           Külebi  Yeşeren Otlar'la kendisini de düşünmeye başlar. Özellikle ölüm korkusu, bu dünyayı bırakıp gitme korkusu onu üzer. Tüm acıları sevide unutmak ister. Yeşeren Otlar, Kayıp Sevda, Sevda Peşinde, Türküler adlı şiirleri bu düşüncenin ürünleridir. Külebi'nin beşinci kitabı Süt'de ise, düşünce yönü daha ağır basan şiirlerin yer aldığı görülmektedir.

                Erzurum'dan kalkar bir uçak

                Hay benim yoksul memleketim!

                Ne orman, ne bahçe bir dilim,

                Dağlar omuz omuza kayalık çorak.2

    biçimindeki dizelerinde yurtseverlikle uyarıcı örnekler vermektedir. Külebi, Köy Öğretmenleri, Tek Tanrı Sevi gibi şiirlerinde Anadolu'yu en çarpıcı biçimiyle verirken; Ülser gibi bazı şiirlerinde de karamsar düşüncelere dalmaktadır.

          Külebi bu kitabında; bir yandan yurt üzerine yazdığı şiirlerle dikkat çekerken, bir yandan da kendine dönük duyguları dile getirir. Altıncı kitabı olarak yayımlanan Şiirler adlı kitap ilk beş kitabın toplamı olup bir eklenti bulunmamaktadır.

          Yedinci kitabı Türk Mavisi'ndeki şiirleri okuyunca yılların deneyimli usta bir ozanının usta söyleyişlerini bulmak mümkün olmakla beraber uzun bir zaman süreci içinde Külebi gibi isme göre oldukça az şiir yazılmış olduğunu görmek usta ozanın suskunluk dönemine girdiğini de düşünmemek elde değildir.

          Türk Mavisi'nden yedi yıl sonra yayımladığı Yangın ise sekizinci şiir kitabı olarak uzun bir suskunluk döneminin ardından sesini duyurduğu ve Yeditepe Şiir Ödülü ile ödüllendirilen önemli kitaplarından biridir. Kitap, son yıllarda yazdığı şiirlerden ve önceki kitaplardan seçtiği şiirlerden oluşmaktadır. Son kitabı Güz Türküleri ile kaynağına dönüp Türkiye coğrafyasının şiirini yazan bir ozan olarak ebedileşmiştir.  

          Şiirlerinde Dış Yapı.

          Külebi şiirlerini genellikle dörtlüklerle kurar. Günler Bana Bir Hikâye Anlattı, Mehmet Ali, Dünyamız, Açık adlı şiirlerinde olduğu gibi dört dizeden daha çok sayıda dizelerden oluşan şiirleri ile Güzelleme, Giden ve Baki gibi beyit birimine dayalı olarak yazılmış şiirleri de mevcuttur.

    Orhan Veli nasıl nesre yaklaştı ise Külebi de o oranda nesirden uzaklaşmış, şiirin kendi bünyesinde  bir iç ses aramış ve bu arayışta çoktan, şak şak, akçakavak, çırılçıplak, alçacık, yaşarıyor, uzaklaşır, çizgi sözcüklerinin belirttiği gibi (ç), (ş), (s) ve (z) harflerini kullanmıştır.

          Büyük bir ulusuz biz, büyük...

          Mutlu günler düşünmek, ağlatır insanı

          Çemişkezek'te, Patnos'ta Malazgirt'te doğanlar

          Öksüz kor musunuz vatanı3

    biçiminde olduğu gibi şiirlerinin çoğunu dörtlüklerle yazan Külebi, uyak araştırmalarına da girişmiş; değişik biçimler ve dizeler arasında, değişik uyak düzenleri kurmuştur. En çok kullandığı uyak biçimi ise tam uyaktır.  Dize yinelemesini en çok yapan ozanlarımızdan biri Külebi'dir. İlk kitabı Adamın Biri'nde çok rastlanır buna. Yeşeren Otlar'da da çok rastladığımız yinelemeleri öbür kitaplarında pek bulamayız. Bu yinelemeler Külebi'nin şiirlerine tatlı bir ritm getirmekte, daha çok sevdirmektedir şiirlerini.

          Külebi'nin Dili

          Şair çoktur Türkiye'de. Çoktur ama, durup durup da okunan, yeniliğini yitirmeyen şair çok azdır.  İşte bu azlardan biri de Külebi'dir. Bu durum bizde bir soru uyandırmaktadır: Külebi'nin şiirlerini sevdiren sır nedir? Bize göre bu sır Külebi'nin dili ve tatlı anlatımıdır.

          Anadolu insanı türküyü çok sever. Bahçede, tarlada, harmanda hep yanık türküler söyler.  Bunlarla yoğrulur. Çocuğunun ninnisi çoğu kez anasının yanık ezgisi olur. İşte Külebi'nin dili Anadolu insanının bağrında elif elif tüten bir türkü, gerçekten bir türkü dilidir.  Ama, türkülerden giderek söyleyişe ermez Külebi.

          Cemal Süreya'nın dediği gibi "Sonuçta ulaşır türkülere".4   Gerçi, Tokat'a Doğru şiirinde  Dön geri bak yinelemeleri, Çare şiirinde Bir fakirlik, bir yalnızlık, bir gurbet dizesi türkülerden geçmekte, Tabanca şiiri de:

                Bir tabancam olsa benim

                İnce bilekli yâr!

                Dünyaya eyvallah etmem

                Altın yürekli yâr!   

    dizeleriyle koşmalardaki söyleyişe benzer bir söyleyişi andırmaktadır.  Ama, bunlar Külebi'nin bilerek aktarmaları değil, onun benliğinde yoğrulmuş, sonra da ustaca dizelere geçip bir ulusun ortaklaşa sesi durumuna gelmiştir.

          Külebi, doğaya özgü sözcükleri çok kullanan ozanlarımızdan biridir.  Bu durum romantikliğini güçlendirirken, duygu ve söyleyiş yönünden resme gidişi ve basit imgelerle yüklü dilinin sıcaklığı da kendine özgü bir anlatım kazandırmıştır ona.

                Türkiye bayrağımız gibi

                Dalga dalgadır;

                Siva kiliminden yolları

                Gökte yıldız kadar köyleri vardır.5

    Külebi'nin romantizmi, kendine özgü bir romantizmdir.  Bir şair için en güç iş; politikaya sapmadan, halkçı şiir yazmak, bir öğreti bildirisi niteliğindeki yinelemelere kapılmadan yokluğu, yoksulluğu, acı gerçekleri anlatabilmektir. Bizde bu işi yapabilen ilginç ozanlardan biri Külebi'dir.

          Külebi, dıştan Anadolu gerçeğini, Anadolu insanının ezilmişliğini anlatmaya kalkmamış; içinden çıktığı toplumun yaşamını, insancıl duygularla yoğrulan kendini anlatmıştır. Zaten "Şair doğrudan doğruya kendi dünyasına girmelidir. Kendi dünyasına giremezse, yazdığı şiirlerin niteliğinde düşüşler olur."6  diyen Külebi şiiri kendini anlatmak saymaktadır. Çünkü insanın en iyi tanıdı kimse yine kendisidir.

          Külebi şiir için: "İnsanın kendi anadilinin çalgısında söylenen bir türkü olduğu düşünülebileceği gibi, gerçek şiirin ulusal çalgısıyla çalınan bir ezgi olduğu da düşünülebilir."7 demektedir.  Bu görüşün kaynağı büyük bir olasılıkla halk şiiriyle olan kan bağında aranmalıdır.  Çocukluğunda Zile ve Artova'da dinlediği âşıklardan büyük haz duyduğunu sık sık belirtmesi de bu görüşümüzü doğrular niteliktedir.

          Bu görüşe paralel olarak, bir yazısında şiirin "En ilkel, en yalın, en öz bir sanat" olduğunu vurgulamaktadır.8 Şiirde ilkellik, yalınlık ve özlülük halk şiirinin ana unsurlarındandır. Külebi de Halk Şiiri kaynağından bolca nasibini alan ozanların başında gelenlerindendir. Şiirlerinde Duygularını kimi Mehmet Ali'ye, kimi ad vermediği Adamın Biri'ne yükleyen ozan, çoğu kez de kendi üstlenmiştir bunları.

                Zeytin yağı ve ekmek kadar

                Kıttı hürriyet memlekette

                Büyüdüğü zaman akranları Mehmet Ali'nin

                Her şey bol olur elbette9  

          Şair, doğrudan doğruya olmasa da, dolaylı yollardan ustaca yaptığı benzetmelerle, hem şiirine tatlı bir söyleyiş getirir, hem de sevdirir yaptığı benzetmeleri.

          Külebi'nin ustaca yaptığı benzetmeler için:

                İnsanın sevdası on beşinde

                Horoz şekerlerine güneşlere benzer10

                Elişi kâğıtları gibidir eski bahçemiz11

                Boynun bir gelincik çiçeğinde çizgi kadar narin12

    dizeleri ilginç örneklerdendir.

          Şiirlerinde benzetmelere çok yer veren Külebi, ince alaylarla da bazı yurt gerçeklerine değinip kadınlar üstüne hicve  kadar varan alaylı şiirler yazmıştır.

                Bir komşumuzun kızı var

                Gece gündüz türkü söylüyor

                Ya doktor ya mühendis diyor da

                Başka bir şey demiyor

    dediği Kadınlar13 şiiri ile Günler bana bir hikâye anlattı,14  Bir Yılbaşı Gecesi,15 Kuşun Hikâyesi,16 Farenin Ölümü,17 Küçük Hanımın Sevdası18  ile Süt'teki  Ülser şiiri de bunların ilginç örneklerdendir.  

          Cemal  Süreya'ya Hiç bir şair bir şiiri bitirmeyi Cahit Külebi gibi bilmez19 dedirten, Külebi'de temel öğe olan müziktir.  Muzaffer Uyguner,  Külebi'nin dilini Erzurum'a, Erzurum'dan Zileye göçen ailesinin  diline bağlamaktadır.20  Bizce bu yargı doğru değildir.  Külebi'nin dili, kullandığı halk sözcükleri, doğduğu Zile'nin Çeltek köyüne, çocukluk yıllarının geçtiği  Zile'ye ve Zile'ye 40 km. uzaklıktaki Artova'ya özgü sözcüklerdir.

      Bu savı; l984'te Zile'de yaptığımız halk kültürü araştırmalarımız sırasında  yaşlı bir kadının  "Vay hayın oğlan vay, derede çimmiş yine" diye bağırması,  Çeltek köyündeki bir düğünde "Güveynin sağdıcı kim olacak bacanak" biçiminde geçen bir konuşma ve Külebi'nin şiirlerinde geçen çimmek, yalınayak, bebe, meyil, hark, konuk, bıldır, güleşmek, zalım, ağız dil vermek vb.  sözcük ve deyimlerin  kendimin de doğup büyüdüğüm Zile ve çevresine özgü sözcük  ve deyimler oluşu doğrulamaktadır.  

          Külebi'nin dilini  çocukluğunun bir bölümünün geçtiği Niksar'a bağlayanlara da hak vermekteyiz, çünkü Niksar da Tokat'ın ilçelerinden biri olup Zile'deki ağız özelliği ile birliktelik göstermektedir.  Külebi'nin dilini Erzurum'a bağlamak yerine doğup büyüdüğü Zile ve çevresine bağlamak daha tutarlı bir hareket olacaktır.

          Alçakgönüllülükle kendi şiirlerini  dokuyup yol üstüne attığı birer küçük köylü kilimine benzeten ve bir konuşmasında "Şiir dili vardır, vardır ya şiirin içinde. Bütün sözcükler şiirin emrindedir. Şair de bunlardan istediğini kullanabilir. Yeter ki gönlü hükmetsin, hükmedince de gücü yeterse her kelime şiir diline girebilir. Sözün kısası şiir dili ile düpedüz dil arasında ayrılık gayrılık yoktur."21  diyen  Külebi, bir köylü kilimi gibi rengârenk, cıvıl cıvıl, el emeği göz nuru şiirlerindeki türkü dolu diliyle Türkçe'nin en sevilen ozanlarından biri olarak anılacaktır.

          Külebi'de Yalnızlık

          Küçük yaşta Sivas'a, Bursa'ya, İstanbul'a tahsil için gidip aile ocağından uzak kalışı, Külebi'nin içine öyle işlemiş ki yalnızlığı Türk edebiyatında en kısa, en etkili ve en güzel bir dize ile haykırmıştır. Ağlamayacak kimse ardından, gülmeyecek22 deyişi ile tek dizeye kimsesizliği, yalnızlığı ve sanki bir yaşam öyküsünü sığdırmıştır.

                "Benim doğduğum köyleri

                Akşamları eşkıyalar basardı.

                Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem    Konuş biraz!23

          Külebi'nin doğduğu yerlere özlemini hikâyemsi bir tutumla tanımlayan Hikâye şiirindeki özlem, Çare şiirinde  daha belirginleşir.  İstanbul şiirinde de  yakındırır onu.

                      Artık ne pencerem var seni koyacak

                      Ne masam

                      Sevgilim de yok ki bu şehirde

                      Çiçek seni alıp ne yapsam

    deyişinde yalnızlığı en duygulu dizelerle anlatan şair, bu duyguyu sevdiklerinden, baba ocağından ayrı kalan her insan gibi yaşamıştır. Külebi yalnızlığın her türünü duymuş, bu duyguyu çeşitli yönlerden işlemiştir dizelerinde. İç sıkıntısından duyduğu yalnızlığı Resim24 şiirinde verirken,  Dost25  şiirinde toplumdan kaçışı ve bu kaçıştan doğan yalnızlığı vermiştir.

                      İnsanlardan buz gibi soğudum

                      İşte yalnız sen varsın.

                      Öyle halsizim ki hiç sorma

                      Anlarsın.

    biçimindeki deyişiyle bu duyguyu dizelere içtenlikle aktarmıştır.

          Külebi'deki yalnızlık doğduğu, ilk anılarını halâ unutamadığı doğal güzellikler beldesi Zile'ye olan özleminin genelleşerek Anadolu'ya duyulan bir yurt özlemi biçiminde yansımasıdır. Külebi'nin büyüklüğü de Zile özelinde Anadolu genelini vermesidir. Bizce büyük sanatçı oluşu da buradan kaynaklanmaktadır.

          Külebi'de Sevi ve Kadın

          Külebi'nin şiirlerinde kadın önemli bir yer tutar. Öyle ki Rüzgar adlı şiir kitabının bir bölümüne Kadınlar adını vermiştir. Kız ve kadın sözlerine şiirlerinde çok sık yer veren Cahit Külebi, aşkı ve kadını hiç bayağılaştırmadan temiz ve asil duygularla işlemiştir.

          Boynun bir gelincik çiçeğinde çizgi kadar narin,

          Endamın İstanbul akşamlarının yükselişidir.26  

    diyen Külebi, şiirde ilk ustasının halk, ikinci ustasının doğa, üçüncü ustasının kadınlar olduğunu vurgular. Külebi'ye şiir yazmayı, sevgiyi, sevmeyi, öğreten bir bakıma sevinçler, acılar, özlemler içinde çırpınıp duran fedakâr Anadolu kadınları olmuştur. Külebi’de sevgi şiirlerinin kimi gençlik sevdalarının izlerini, kimi gelip geçici sevgileri anlatmış, kimi de yurt sevgisiyle karışmış sevda şiiri biçiminde verilmiştir.

                      Bildim ki nasibim yalnız sen,

                      Ekmeğim senden gelirmiş,

                      İnsan uyuyabilirmiş,

                      İzin verirsen.27

    Sevda şiirindeki bu yalnızlık ve Sevda Peşinde şiirinde geçen;

                      Birisi var yolumu bekler,

                      Ömrüm günüm yalnız geçiyor

                      Bir tek sevda peşinde28

    dizeleri, bir kişiye bağlanmanın mutluluğunu taşımaktadır. Yeşeren Otlar'daki Yeşeren Otlar29 ve Süt'teki sıcak dizelerle yüklü Deniz Boyunca şiiri bir kişiye bağlanmanın mutluluğunu gizler. Eski Bahçe şiiri gelip geçici sevgilerin öyküsüdür. Süt'teki Helal şiiri de yurt sevgisiyle birleşmiş sevi şiiridir. Yine Adamın Biri'ndeki Hikâye30 adlı şiiri aşk ve yurt sevgisini birlikte veren en güzel şiirlerindendir Külebi'nin. Yeşeren Otlar'daki Kayıp Sevda şiirinde;  Nerde evvel zaman içindeki aşklar31 diyen Külebi, aynı şiirde: Bir sevişmek kaldı romanlarda  deyip, bugünün aşklarını çok yüzeysel bulduğunu belirtir.

          Külebi'de Çocuk ve Çocukluk

          Külebi'nin kişiliğine de çocukluğu çok büyük etkide bulunmuş, sanatının bir temel taşı halk şiiri, kır ve müzikse, diğeri de çocukluk günleri, o günlerin anıları olmuştur.

                Niksar'da evimizdeyken

                Küçük bir serçe kadar hürdüm.32  

    diye çocukluğunu anımsar. Kadınlar şiirinde de:

                Ben çocukları severim

                Bütün kadınlardan ziyade33

    dizelerini söylemeye dek gider Külebi'de çocuk sevgisi. Bir şiirinde de:

                Ve onlar yıldızlar gibi

                Gözleri ışıl ışıl yanarlar

                Oyuncak için değil kâğıt kalem

                Kitap için gizlice ağlayanlar.34

    Anadolu çocuklarının tablosunu çizerken, diğer yanda:

                Kimimiz değnekle dürte dürte...

                Kimimiz de kaynar su döktük.

                İşedik bir güzel üstüne,

                Garip kuşu öldürdük.35

    deyip kentlerin şımarık çocuklarını anlatır dizelerinde.

          Külebi'de Toprak

          Ozanları en çok ilgilendiren temlerin biri de toprak temidir.

          Külebi de çoğu şiirlerini toprak temi üzerine kurmuştur. Toprağı, özellikle  Anadolu toprağını şiirleştiren ozan bu tutumuyla da gerçekten bir kır ozanı görünümü kazanmıştır.

          Bir şiirinde:  Pasinlerdeki köyümüzün

                      Sokakları beyazdı

                      Sonra ovalar gördüm ki

                      Ya çöldü, ya ayazdı.36

    diyen Külebi, pek çok şiirinde toprağı dile getirir.  Anadolu toprağının sevdalısı bir ozan olarak çıkar karşımıza.

          Külebi'de Yurt Sevgisi ve Doğa

          Bir yazısında: "En çok yurdumdan söz ettim" diyen Külebi Anadolu'yu

                Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!

                Benim doğduğum köyler de güzeldi

                Sen de anlat doğduğun yerleri,

                Anlat biraz.37

    Biçiminde her şaire özgü olmayan bir yumuşaklıkla verirken, başka bir şiirinde:

                Ne yıldızlar kaynaşır gökyüzünde

                Ne sevdayla dolar taşar gönüller,

                Bir rüzgâr eser ki bıçak gibi

                El ayak şişer.38

    deyip, birden sertleşiverir.

          Birçok şair vardır Türkiye'de. Köyde doğmuştur. Ayakları nasır bağlamıştır harman yerinde. Sonra okumuş, büyük kentlere gitmiştir. Köyünü unutmuş, köylüsünü unutmuş, içinden çıktığı toplumun dertlerini sanki yaşamamış, sanki duymamıştır.  Anadolu'yu kitaplardan öğrenen çoğu şairler Anadolu üstüne şiirler yazarken  o, büyük kentlerin gürültüsüne şiirler yazmıştır. İşte bunlar arasına girmeyen, çıktığı toplumu, acı gerçekleri unutmayan Külebi, Yurdumuz şiirinde:

                      Uzak köyler

                      Harap köyler

                      Uzak köylerimizde doğan hemşeriler

                      Neler konuşurlar,

                      Neler düşünürler,

                      Ne yerler?39

    deyip onları anımsamakta. Süt şiirinde:

                      Erzurum'dan kalkar bir uçak

                      Hay benim fakir memleketim.

                      Yüzlerce mil ne od ne ocak,

                      Ne orman, ne bahçe bir dilim,

                      Dağlar omuz omuza kayalık çorak.40

    demekte; Tek Tanrı Sevi şiirinde Anadolu'nun tablosunu çizmektedir.

          Külebi'de büyük kentlerde duyduğu yalnızlık yurt sevgisini daha da güçlendirerek

                      Anladım bu şehir başkadır

                      Herkes beni aldattı gitti,

                      Anladım bu şehir başkadır

                      Herkes beni aldattı gitti.

                      Yine kamyonlar kavun taşır,

                      Fakat içimde şarkı bitti.

    dediği İstanbul  şiirini yazar.

          Bir şiirinde Anadolu dağlarından söz eder:

                      Çamlıbel'de Köroğlu kalmaz naçar

                      Kop dağında öküzlerin çektiği.41

    diyerek över onları.   

          Yurdum şiirinde de sanki bir dost, bir sevgiliymiş gibi Anadolu'dan içtenlikle söz eder:

                      Ağladığım senin içindir!

                      Güldüğüm senin için;

                      Öpüp başıma koyduğum

                      Ekmek gibisin.

    sözleriyle de kutsallaştırır Anadolu toprağını.   
     
     
      Külebi'de Ölüm Temi

          Kişioğlu yaşlandıkça ölümü daha çok düşünür olur. Şairler de böyledir.

          Ölüm üzerine şiir yazan çoğu şairler, ya hastadırlar ya da yaşlı.

          Külebi'nin ilk dört kitabında rastlayabildiğimiz bir iki ölüm temini işleyen şiire karşın Süt'teki ölüm şiirlerinin çokluğu bu yargıyı doğrulamaktadır.

                      Hepiniz öleceksiniz

                      Tanrı katına çıkacaksınız utanmadan

                      Ruhlarınız koyup kaçacak sizi

                      Topraklara gömüleceksiniz42

    dizelerinde de belirttiği gibi Külebi'nin ölüm üstüne düşünceleri gerçekçidir. Her şeyin ölümle bittiğine inanır.
     

          Külebi'de Atatürk ve Kurtuluş Savaşı

          Türk Edebiyatında en çok işlenen temlerden biri de Atatürk ve Kurtuluş Savaşı temleridir. Şairlerimizin çoğu Atatürk üstüne şiirler yazmışlar, her yönüyle işlemişlerdir onu. Külebi de Atatürk temine eğilmiş ve Atatürk Kurtuluş Savaşında destanını yazmıştır Nüvit Kodallı tarafından Atatürk Oratoryosu adı altında bestelenen bu destan; edebiyatımızın en önde gelen eserlerindendir. 13 bölüm olan destanın kimi bölümlerinde;

          Utanıyordu Anadolu'dan gelip geçen

          Milletin yüreği kan ağlıyordu.

                Biz yoksul bir milletiz.

                Gözlerimizde solgun ışıklar yanar.

                Nasılsa yenilmişiz bir kere

                Ama uzun sürmez o kadar!43

    örneklerinde olduğu gibi epigraf vardır. Diyeceklerini de yürekten ve yiğitçe söylemiştir.
     
     
      Külebi'de Öğretmen Temi

          Öğretmenlik temini edebiyatımızda pek çok şairimiz en ince ayrıntılarına değin işlemiş; Ceyhun Atuf Kansu, Coşkun Ertepınar, Yahya Akengin, Şadiye Akay gibi şairler dizelerinde öğretmenlik temini çarpıcı söyleyişleriyle dile getirmişlerdir.

          Aslında öğretmen olup emekli olana değin bu mesleğin içinde yoğrulan Külebi ise bu temi o denli güçlü bir söyleyişle dile getirmiş ki, o'nun Köy Öğretmenleri Şiirini okuyunca ruhu ile, işlevi ile, etkileri ile Türk Milli Eğitimi'nin temel taşı olan Köy Enstitülerini hatırlamamak mümkün değildir. İşte;

          Çemişkezek'te, Patnos'ta, Malazgirt'te doğanlar!

          Malazgirt'e, Çemişkezek'e, Patnos'a gitmeseniz

          Çocuklarınız öksüz kalır, yetim kalır

          Köylere ışık iletmezseniz 44

    biçimindeki dizelerle örülü günümüzde de boşluğu hissedilen Köy Enstitülerini ve öğretmen okullarını hemen aklımıza getirmekte ve o okulların, o büyük eğitim kurumlarının önemini gözler önüne sermektedir.
     

     




    Kategori : Zile Dökümanları    Ekleyen : zelanakkas    Okunma Hiti : 5501



     » Bilgi Notları Kategorileri
    Dosya Ekle  
    Diğer Dökümanlar  (5)
    Zile Dökümanları  (69)
    Zile Hakkında  (13)
    Zile Makaleleri  (146)

     » En Çok Okunan Notlar
    ZİLE'DE KARA.. 14565
    MUTFAĞIMIZ.. 12753
    ZİLE MAHALLE .. 12208
    ZİLEYE BA.. 10252
    Nurhan GİRGE.. 8865
    ZİLE'NİN.. 8431
    TARİHİ V.. 7959
    ZİLE'DE A.. 7259
    Zile Beji Oldu Ama.. 6688
    ELSANATLARIMIZ .. 5595

     » En Son Eklenen Notlar
    KAYBETTİĞ.. 1555
    ZELA SAVAŞI&#.. 3411
    ZİLE VE .. 1683
    ZİLE TARİ.. 3139
    ZELADAN ZİLEY.. 2591
    CAHİT KÜ.. 3367
    BİR ZAMANLAR.. 3101
    HÜSEYİN .. 3332
    ZİLE'DE A.. 7259
    1917 YILINDA Z.. 3485

     » CopyrightFacebook'ta Paylaş / Tavsiye Et / İletişim / Yukarı Git « 
    «•´`•.(`•.¸ ¸.•´).•´`•» Z♥ İ ♥ L ♥ E ♥ M ♥ İ ♥ Z ♥ İ (¯`•._.•._.•´¯) S ♥ E ♥ V ♥ İ ♥ Y ♥ O ♥ R ♥ U ♥ Z «•´`•.(`•.¸ ¸.•´).•´`•»
    Ayyıldız Tasarım By Göksunlu